Sayfalar

17 Şubat 2014 Pazartesi

Salyangoz Poğaça (Meryem'den)


“Bu nasıl bi isim öyle, asla yemem” diyesi geliyor insanın dimi? Tabi siz resimleri de gördüğünüz için “yok canım, çok güzel görünüyor” diyeceksiniz. Öyleler evet, lezzeti de öyle güzel. denenmemiş hiçbir tarifi sizlerle paylaşmıyorum, yapıyorum veya yiyorum, beğenirsem paylaşıyorum. Güzel bir poğaça paylaşıyorum bugün sizlerle.
Malzemeler:

2 su bardağı süt
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı ılık su
1 tane yaş maya
1 yemek kaşığı tuz
1 yemek kaşığı toz şeker
1 paket yumuşak margarin
2 yumurta
Aldığı kadar un
İç harcı: Peynir, maydanoz(veya damak lezzetinize göre siz belirleyin)
Üzerine, susam, çörekotu, haşhaş  vb./veya sade 

Yapılışı:

Ilık suyun içine maya ve şeker konulur. Maya kabarınca yoğurma kabının içine süt dökülüp, su+maya+şeker karışımı eklenir. Sıvıyağ ve tuz da konularak un eklenir ve yumuşak bir hamur elde edilir. Hazırlanan hamur 12 parçaya bölünür, 6 parça merdane ile açılır, aralarına eritilmeden margarin sürülür ve hepsi beraber açılır. Hamur üçgenler halinde kesilir, üçgenin kalın kısmına iç harcı koyulur ve sarılır. Diğer 6 parça da aynı şekilde hazırlanır ve 2 saat kadar oda sıcaklığında bekletilir. Hamur mayalandıktan (kabarır) sonra üzerine yumurta sarısı sürülüp fırına verilir ve üzeri kızarıncaya dek pişirilir.





Afiyet olsun.  Sevgiyle kalın..

14 Şubat 2014 Cuma

Din alimlerinin işi zor...



Din adamları başınızı kapatın derdi,

Artık baş kapalı ama her yer açık,

Peki şimdi ne olacak.

İşleri harbiden zor,  Allah yardımcıları olsun.


Belki de;

Başa, … bakmadan

Ahlak, edep, hak, hukuk, helal, haram üzerinde yoğunlaşmak mı gerek?

Siz ne dersiniz?

Gönül Deryası..


Kişinin namazı, ibadeti sizi aldatmasın; siz onun dinar ve dirhemle olan münasebetine bakın.

                                                                                                                    Hadis_i Şerif

11 Şubat 2014 Salı

Hayattan ne öğrendim?


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;

gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.



Ne kadar da benden, ne kadar da benimle... Yüreğine sağlık Can Dündar
Sevgiyle kalın..

Milföylü kolay pizza (Meryem'den)


Merhaba,

Size harika bir kolay pizza tarifi vereceğim, nefis bişey.   Anamın gelinlerinin ikisi de birbirinden marifetli. Şimdi “Aynur, iyisin ne şiş yansın ne kebap” diyorsunuz biliyorum amma yok yok öyle değil. Harbiden öyleler, maşallah deyin nazar değmesin. Umarım bana da biraz bulaşır.  

Malzemeler:

Milföy hamuru
Dilimlenmiş zeytin
Rendelenmiş kaşar peyniri
1 ad yumurta sarısı
1 ad domates
1 tatlı kaşığı domates salçası
Sosis, sucuk, mısır 

Yapılışı:

Milföy hamurunu tezgaha diz ve yaklaşık 5 dk yumuşamasını bekle. 1 tanesini 1 cm (daha uzun olmasın) eninde şeritler halinde kes. Yumuşayan milföyleri fırın yağlanmış fırın tepsisine diz , kesilen şeritleri her milföyün kenarına çerçeve yap. Biraz su ile 1 tatlı kaşığı salçayı karıştırıp milföylerin ortasına sür. Domates, sosis, sucuk, mısır, zeytin (vb) harmanla ve mölföy çerçevesinin içine paylaştır. Son olarak üzerine rendelenmiş kaşar peyniri ekle. Milföy kenarlarına yumurta sarısı sürdükten sonra 200 °C de önceden ısıtılmış fırında kızarıncaya kadar pişir ve sıcak olarak servis yap.


Afiyet olsun.

50 mucize bitki

Harika bir site,

bitki isminin üzerine tıklayın.

  • Adaçayı
  • Altın otu
  • Anason
  • At kuyruğu
  • Biberiye
  • Ceviz
  • Civan perçemi
  • Çam ağacı
  • Çörek otu
  • Defne
  • Fesleğen (reyhan)
  • Hardal
  • Hindiba
  • Ihlamur
  • Isırgan
  • Itır
  • Kantaron
  • Karabaş otu
  • Karabiber
  • Karanfil
  • Kekik
  • Kereviz
  • Keten tohumu
  • Kimyon
  • Kişniş
  • Kudret Narı
  • Kuşburnu
  • Lavanta
  • Limon
  • Mandalina
  • Maydonoz
  • Melisa
  • Mersin
  • Meyan kökü
  • Nane
  • Nar
  • Okaliptus
  • Ökse otu
  • Papatya
  • Pelin otu
  • Portakal
  • Rezene
  • Sarımsak
  • Semiz otu
  • Soğan
  • Söğüt
  • Üzerlik
  • Zencefil
  • Zerdeçal
  • Zeytin


  • http://www.50mucizebitki.com/

    6 Şubat 2014 Perşembe

    Hikayem paramparça- Emrah Serbes



    Her ay 1 kitap okuyup sizlerle paylaşmak 2014 planım çerçevesinde. Ancak okuduğum her kitabı paylaşmalı mıyım/yoksa bu ay okuduğumu beğenmedim deyip paylaşmamalı mıyım tam karar veremedim. Bunu biraz da zaman belirleyecek şu an paylaşmaya karar verdim.

    İncecik ve kısa sürede okuyabileceğiniz bir kitap, Erken Kaybedenler’in lezzetine doyamadım ve bir Emrah Serbes daha  okuyayım, biraz neşeleneyim, hüzünleneyim, adamakıllı bi depresyona gireyim sonra çıkayım,  karmakarışık denizlere dalayım dedim ama olmadı belki benden kaynaklandı ama bir önceki kitabın lezzetini bulamadım.  Altını çizdiğim satırlar kitaptan beğendiğim bazı cümleler. 

    -          Düşleri gerçek sanmaya başlarsan onlarda kusur da bulmaya başlarsın

    -          Tutarlılığı şahsiyetsizliğin kamufle aracı haline getirmemek lazım.

    -          Edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla doludur.

    -          Yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir.

    -          Arada birbirimizi kaybettiğimiz iyi oldu. Bir şeyin kıymetini bilmenin en klasik yolu onu kaybetmektir.

    -          …. Sen kendine ne yaptın böyle? Diyor…..Suçun cezasından kaçabilirsin, ama vicdanın azabından kaçamazsın…

    -          Çok sonra öğrendim Alaska’da tanker kazasında kirlenen kuşların görüntüsünün Körfez Savaşı’nda kullanıldığını…

    -          Hikayeleri güzelleştikçe  insanlar mutsuz olurlar

    -    ...............................

    ddahası var ama hepsini yazmayayım, yazara haksızlık olur...

    Sevgiyle kalın.

    Bir çocuğu geleceğin suçlusu olarak yetiştirmenin 8 kuralı!!


     


      
    1 -  Küçükken daha, çocuğa ne isterse vermeye başla ! Ki, herkesin onun geçimini sağlamakla mükellef olduğuna inansın...
    2 -Fena sözler söylediğinde gül ! Ki, kendisinin akıllı 
    olduğuna inansın...
    3 - Ona düşünmeyi, beynini kullanmayı öğretme sakın !  Bırak, onsekizine gelince kendisi karar versin...
    4 -  Yerde bıraktığı her şeyi kaldır:kitaplarını, giysilerini, pabuçlarını...Onun için her şeyi sen yap ! Ki, sorumlulukları hep başkalarına yüklesin...
    5- Onun önünde sık sık kavga et ! Ki, bir gün aile parçalanırsa pek de şaşırmasın...
    6 - Ona istediği kadar harçlık vermekten kaçınma ! Asla kendi parasını kazanmanın ne demek olduğunu öğrenmesin...
    7- Yiyecekmiş, içecekmiş, konformuş, tüm arzularını yerine getir ! Ki, istediklerini her zaman elde etmeye şartlansın...
    8-  Komşulara, öğretmenlere, polise, vs. karşı hep onun tarafında ol ! Ki, hepsine karşı ön yargılarla davransın...
     
                                                                                                     Prof.Dr.Üstün DÖKMEN
     

    Vay başımıza gelenler ....




    Bugün canınızı sıkacak makaleler paylaşıyorum ama deveye sormuşlar ya… o da nerem doğru ki demiş o hesap.

     Çivimiz çıkmış. Hele bi okuyun.

    Sizce bu durum dindar nesille düzelir mi?

     

    Jale ÖZGENTÜRK 


    Yöneticilere toplumda etik "çok önemli" değil!

    202 firmanın düzey yöneticisinin yüzde 95'i toplumda etik "çok önemli değil" diye düşünüyor.

    Türkiye tarihinde bir kez daha bir yolsuzluk sınavından geçiyor. İddialar ciddi. Gerçeklerin ortaya çıkıp çıkmayacağı aynı zamanda bir demokrasi sınavının sonucunu gösteriyor.

    Türkiye’nin yolsuzluk karnesi pek de parlak değil. Şeffaflık Örgütü’nün 2013 yılında 177 ülkeyi değerlendirdiği araştırmasında Türkiye 53’üncü sırada yer alıyordu.

    Yolsuzluk sorunlarının temelinde ise etik değerler yatıyor.
    Türkiye’de etik bilincini geliştirmek için kurulan bir dernek var, Etik Değerler Merkezi.

    EDMER iş dünyasında etik algısının incelenmesi için büyük, küçük 202 firmanın üst ve orta düzey yöneticisine sorular yöneltmiş.
    Yapılan anketin sonuçları hiç de iç açıcı değil.

    Etik denilince yöneticilerin aklına ne geliyor sorusunun yanıtı, “doğruluk ve dürüstlük” olmuş.
    Şenver, sonuçların hiç de umut verici olmadığını söylerken, “Göle yoğurt mayası çalıyoruz” diyor. Rapordan çarpıcı sonuçları ise şöyle sıralıyor:
    Yöneticilerimizin sadece yüzde 55’i “Etik dışı davranmaktan kesinlikle çekinirim” diyebilmiş.
    “Toplumda etik kavramı önemli mi?” sorusuna yöneticilerimizin sadece yüzde 5’i “Çok önemli” demiş.
    “İş hayatında etiğin önemi” sorulduğunda ise yöneticilerimizin sadece yüzde 58’i “Çok önemli” diyebilmiş.
    “İş hayatında etik dışı davranmaktan çekinir misiniz?” diye sorulduğunda yöneticilerimizin sadece yüzde 48’i “Kesinlikle çekinirim” demiş.

    Yöneticilerin gözünde Türk toplumunun etik notu 10 üzerinden sadece 4.5. Yöneticilerin gözünde Türkiye’deki kurumların etik notu ise 10 üzerinden 4.5.

    Yöneticilerin sadece yüzde 14’ü ülkemizde etiğin iyileşmesi için yapılan çalışmaların başarıya ulaşabileceğine kesinlikle inanıyorum, diyebilmiş.

    Yöneticiler etik iyileşme konusunda da ümitsiz. Kötüye gider ve aynı kötülükde kalır diyenler yüzde 48. Yöneticilerin yüzde 17’si bilmiyorum, diye cevap vermiş. Yani yüzde 65 gelecekten ümitsiz.

    Ankette yöneticilere, “etik ihlali” ile karşılaşıp karşılaşmadıkları da soruldu. 202 yöneticiden yüz-de 84’ü “Evet karşılaştık” diye cevap vermiş.

    Ankette yöneticilerin gözünde Türk toplumunda en önemli etik sorunları sırasıyla yolsuzluk, rant, ayrımcılık, rüşvet, yanlı habercilik, emek sömürüsü ve haksız rekabet oluşturuyor

    Yöneticilerin gözünde en etiksiz kurumlar sırasıyla medya, siyasi partiler, spor kulüpleri, devlet yönetimi, belediyeler, kamu kurumları ve yargı olarak sıralanmış.

    Şirketleri de kendileri söylediğine göre geriye ne kalıyor?

    Gerçek apaçık ortada. Tuz kokmuş. Adım atmanın vakti gelmedi mi?

    Sevgiyle kalın..

    Çiftçinin hal-i tarumarı



    Bugün sizlerle Güngör Uras’ın makalesini paylaşacağım. Sadece tabloya bakarak fikir edinebilir (kahrolabilir)siniz. Olmadı metini okuyun, tablonun özeti gibi. Gidişata bakılırsa yakın zamanda üretimi sadece kelime olarak tanıyıp, fiiliyatta ne olduğunu göremeyeceğiz. Yerli malı haftasının da anlamsız tekdüze tekrardan başka bi değeri yok.
    Şu anda çarşaf çarşaf gazetelerde iş adamlarının sözleri var (doğruysa.. hala inanamıyorum da.. ) "milletin ..... "diye devam eden. Her gelen bunu çok iyi başarıyor.

    Sivri biber fiyatı: Tarlada 1.74 TL, markette 5.45 TL
     

    Ocak ayında, sadece bir ayda gıda maddeleri fiyatları yüzde 5.16 arttı.    Fiyatları üretici mi artırdı? Fiyat artışı üreticinin cebine mi girdi?
    Hayır. Üretici (çiftçi) üretimdeki maliyet artışını bile fiyata yansıtamıyor. Gıda maddesi üretenlerin son bir yılda (ocaktan ocağa) ürün fiyatlarında yaptıkları artış çok düşük oranlarda. Gıda maddelerindeki fiyat artışının temel nedeni, üretici fiyatından sonra fiyata hal, pazar ve marketlerde yapılan eklemeler.


    Üretici fiyatı 1 yılda çok az arttı
    Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin derlediği bilgilere dayalı olarak 2013 Ocak ayı ile 2014 Ocak ayı üretici fiyatlarının nasıl değiştiği hakkında bilgi vereyim.
    -  Domatesi üreticisi, geçen ocak 1.25 TL’den satmıştı. Bu Ocak 1.11 TL’den sattı. Salatalık geçen ocakta tarladan 1.22 TL’ye satıldı. Bu yıl 1.15 TL idi. Kuru soğan 2013 Ocak ayında 48 Krş’tan satıldı. Bu Ocak 31 Krş’tan alıcı bulabildi.
    -  Mandalinada, limonda üretici fiyatları geçen yılın gerisinde. Kabak, ıspanak, geçen ocak ayından daha ucuza gitti.
    Üretici fiyatı artan yok mu? Tabii ki var.
    -  Sivri biber geçen yıl 2013 Ocak ayında 1.74 TL’ye alıcı buldu. Bu yıl 2.01 TL’den satıldı. Kuru fasulyeyi üretici geçen yıl 2.30 TL’den satmıştı. Bu yıl 3.20 TL’den sattı.
    -  Dana eti 14.60 TL iken bu yıl 17.40 TL’den, kuzu eti 18.75 TL iken bu yıl 22.00 TL’den işlem gördü.
    Her şeye rağmen, genelde üretici fiyatları bir yıl içinde büyük ölçüde artırmadı. İşte bunun için üretici “Para kazanamıyoruz” diyerek yakınıyor. Para kazanamayan üretmiyor. İthalat zorunluluğu ortaya çıkıyor. İyi de o zaman gıda enflasyonu nasıl artıyor?

    Gıda fiyatlarını kim yükseltti?
    Bu sayfadaki tabloya bakınız. 2014 Ocak ayında, bir gıda ürününün üreticinin tarlasından kaça çıktığını, tüketicinin sepetine kaça girdiğini görünüz.
    -  Üreticinin 1.11 TL’den sattığı domates pazarda 2.54 TL, markette 3.25 TL. Üretici fiyatı ile market fiyatı arasında yüzde 192 fark var.
    -  Üreticinin 2.01 TL’ye sattığı sivri biber pazarda 4.92 TL, markette 5.43 TL. Üretici ve market fiyatı arasında yüzde 170 fark var.
    -  Halkımız üreticinin 36 Krş’tan sattığı lahanayı marketten 1.38 TL’ye, üreticinin 80 Krş’a sattığı elmayı 3.24 TL’ye satın alıyor.
    -  Üreticinin 3.20 TL’den sattığı kuru fasulye markette 9.23 TL.
    Görülüyor ki, sorun pazarlama zincirindeki yanlışlar. Bir yanda, üretici maliyetlerini fiyata yansıtamadığından ya para kazanamadığı ya da zarar ettiği için üretimi kesiyor. Biz gıda maddelerini ithal etmek zorunda kalıyoruz. Öte yanda, tüketici gıda maddelerine yüksek ödeme yapıyor. Bir ayda gıda enflasyonu yüzde 5.16 gibi yüksek rakamlarda gerçekleşiyor.

    Islak Kek (kakaolu veya harnup unlu)

    Slm,

    Islak keke bayılırım ama üzerine kek hamurunun iç malzemesi (haliyle çiğ yumurta) eklendiği için hiç içime sinmedi. Araştırır iken sütle yapılanları denedim ve 2. versiyonda tam tutturdum. Harika ve sağlıklı (iç harca nispeten) bir  kek yapmış oluyorsunuz. Garanti veriyorum çocuklarınız bayılacak bu lezzete.

    Malzemeler:

    2,5 su bardağı süt (1,5 su bardağı üzerine)
    8-9 kaşık (çorba)  un
    2 yumurta
    1 vanilya
    2 paket kabartma tozu
    Hindistan cevizi (üzerini süslemek için)
    kakao (ben harnup unu kullandım) bu nedenle kekimin rengi daha açık görünüyor.
    Sıvıyağ (1/2 su bardağı)
    1 su bardağı şeker (damak lezzetinize göre 1,5)
    Ceviz/fındık ekleyerek daha farklı lezzet yakalayabilirsiniz.

                  Yapılışı: Yumurtalara iyice mikserden geçirin, sıvıyağ, süt ve şekeri ekleyip çırpmaya devam edin. Unu ekleyin, tepeleme olmasın. Gayet akışkan (resimde de görüldüğü gibi) bir karışım elde edin.  Bu kekin püf noktası bu yumuşacık, puf puf olması için çok akışkan bir karışım olmalı. Diğer malzemeleri de ekleyin ve 180 derecede yaklaşık 30-35 dk pişirin (kürdanla kontrol edin). Kek sıcak (2 dk civarı bekledim) iken sütü üzerine kaşıkla dökün.
                  1 gün buzdolabında bekleyince daha güzel oluyor, Hindistan cevizi ile süsleyerek servis yapın. Afiyet olsun.

     Bu kareyi yakalamam çok da kolay olmadı. Bir elinle akışkanlığın kıvamını kaçırmadan diğer elinle deklanşöre basmak. Ama iyi yakalamışım dimi? :)
    Hindistan cevizi ile süsledikten sonra çekmeyi unutmuşum. Afiyet olsun. Sevgiyle kalın.

    5 Şubat 2014 Çarşamba

    Fırında Çökelek

    Slm,

    Küçükken sık sık yerdik. Kendi halimize kalınca unuttuk. Köyden çökelek gelince aklıma geldi, hadi yapayım dedim. Tabi kuzinede odun ateşindeki gibi elbette olmuyor ama fena da olmadı. Yalnız bu çökelek pazarlarda satılan lor peynirinden farklı, lor peynirinin aynı lezzeti vereceğini zannetmiyorum ama yine de deneyebilirsiniz. Çökeleğiniz varsa kesinlikle deneyin derim.

    Malzeme:

    Çökelek (1 kase ortalama)
    Kaşar peyniri (1/2 su bardağı veya biraz fazla gibi)
    1 Yumurta
    Acı pul biber (arzunuza kalmış)
    Zeytinyağ
    Tereyağ (daha lezzetli oluyor)

    Yapılışı:

    Çökelek ve kaşar peynirini, yağları harmanlayın fırına koyabileceğiniz bir kaba alın. (Sakın benim gibi alimünyum folyo kullanmayın, bu hatayı yapmış bulundum, bunların kanserojen olduğunu unutmayın). 200 °C fırında üzeri hafif kızarınca (yaklaşık 15 dk sonra) yumurtayı üzerine kırın, pul biber serpiştirin ve yumurta piştikten sonra sıcak sıcak servis yapın. 
    Ayrıca b kahvaltı/yemek masanıza değişik bir renk katmayı unutmayın. Benim tercihim köyümün sıklamenleri oldu.  Afiyet olsun




    Sevgiyle kalın

    Başarının babası çoktur, yenilgi yetimdir


    Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır.

    Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.
     

    Albert Einstein

    Sevgileri yarına bıraktınız....


    Sevgileri yarınlara bıraktınız

    Çekingen, tutuk, saygılı.

    Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden(Siz böyle olsun istemezdiniz)

    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

    Kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı.

     

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz

    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk  geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,

    Gecelerde ve yalnız.

    Vermeye az buldunuz, yahut vaktiniz olmadı.

     

                                                     Behçet Necatigil

    31 Ocak 2014 Cuma

    Kalbinize ve beyninize mühür olsun! Gönül Deryası 2


    Allah’ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken…

    Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle, yargılama hakkına sahip olabiliyoruz.!
                                                                                                Dale Carnegie

    30 Ocak 2014 Perşembe

    a)Becerikli b) becerikli ötesi kadınlar.. Siz hangi kulvardasınız?

       

    Bir kadın komşum var. Arabasını karşı kaldırıma, benim arabamla kardeşinin arabası arasına park ediyor. Kabul ediyorum, dünyanın en kolay park yeri değil. Birkaç manevra gerekiyor.

    Bir yıldır her akşam aynı şey oluyor. Geldiğinde kornaya basıyor, erkek kardeşi dışarı çıkıyor, “sağa git, sola kıvır, hop, tamam, ileri” diyerek ablasını yönlendiriyor, 5-10 dakikalık bir mücadeleden sonra araç park edilebiliyor.

    Her seferinde hayretler ve hayranlıklar içinde kalıyorum.

    Hayretim: Bir yıldır park sensorlarına rağmen bu işi öğrenemiyor olması.

    Hayranlığım: Her akşam erkek kardeşini sokağa çıkarabiliyor olması.

    Zayıflık, iktidar doğurabiliyormuş!
     
    ***
     
     
    Ben bu kadının her bakımdan tam tersiyim.

    Kendi işimi kendim görürüm, hızlı öğrenirim ve yüzde yüz iktidarsızım!

    Hayatım boyunca kimseyi yönetmedim/kullanmadım.

    Kullanmayı da yönetmeyi de tiksindirici bulurum. Ama bazen (park dışındaki durumlar için) cidden yardıma ihtiyacım oluyor. Ama o vakit de kimseyi bulamıyorum, bulduğumu da yardım etmeye ikna edemiyorum..

    Şunu düşünüyorum: İnsanları kullanmayı beceremediğim için mi her şeyi hızlı öğrenmek ve kendi işimi kendim görmek zorunda kaldım…

    Yoksa böyle bir yeteneğim olduğu için mi insanlar bana yardım etmeye gerek duymuyor?

    Yeteneğim cezasız kalmıyor gibi bir şey bu.
    ***


    Nerede beceriksiz, öğrenme güçlüğü çeken, kaprisli bir kadın var, orada becerikli, her işe koşan ve bundan hiç gocunmayan kul köle bir erkek vardır.

    Nerede tembel, iş görmez, bencil bir erkek var, orada dişini tırnağına takan, çalışkan, becerikli bir kadın vardır.

    Nasıl oluyor bu?

    Yetenekli olana Allah beceriksiz veya tembel bir eş şeklinde bir “ceza” vermek zorunda mıdır?

    İlahi denge dediğimiz şey bu mudur?

    Komşum gibi öğrenme zorluğu çeken zayıf, yeteneksiz bir kadın olsaydım eminim her işimi yapacak, beni kapıdan kapıya taşıyacak bir kocam olurdu.

    Ama elimde çekiç, İngiliz anahtarı ve hatta zaman zaman matkap olduğu için (herhalde), böyle kukumav kuşu gibi bir başıma kalakalıyorum çoğu zaman 72 parçalı alet çantamı gören kaçıyor… adeta!
    ***


    Ben şunu gördüm: Kimse becerikli diye daha çok sevilmiyor. Üstelik beceriksizlere daha çok servis yapılıyor. Arkalarına yastık, ayaklarına puf, ellerine kahve…

    İyi de insan doğuştan becerikliyse ne yapsın?

    Zorla da köreltilmez ki beceri?

    İşin sırrı şu olmalı: Beceriksiz görünen becerikli bir insan olmak!

    Nasıl olacak da olacak bu bilmiyorum. Üzerinde çalışacağım. Hatta beş derslik bir seminer haline bile getirebilirim.

    Ne de olsa seminer çağındayız. Nereye baksam bir konuda eğitim veriliyor ve hatta ben de onlara gidenlerdenim..
     
    Ne kadar doğru bir tespit değil mi? Aynı şeyi düşünsem de asla bu kadar güzel izah edemezdim. Aşkın, esaretin, hastalığın, hastalık bahanesinin,  çocukluğun, kadınlığın, gücün, paranın, zayıflığın ..... yeter ki isteyin, iktidar için bahane çok.
    "Tek ben değilmişim" diye  mutlu olduğum (kendimi bulduğum mu deseydim)  Mutlu Tönbekici'nin Zayıflık iktidar doğurabiliyormuş!   başlıklı yazısını paylaştım sizlerle.
     
    Sevgiyle kalın. 
     

    Gülümse.......


    Düğün videomuzu tersten oynattıkça sevinçten uçuyorum. yüzükler çıkıyor karım salondan çıkıp arabaya binip gözden kayboluyor...
    Çok beğendim, kimin aklına gelir bu...

    Benim evimde;




    Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur. (çaldım)


    Bir ev mobilyaların üzerine 'seni seviyorum' yazabildiğinde gerçek bir ev olur.
    (bunu da çaldım; ne yapayım çok beğendim, kendimi daha bi sevdirdi bu cümleler bana)


     

    "Camlar havanın uzun süredir kapalı olmadığı anlaşılınca"  silinir ki  muhteşem manzaralı yeni eve taşınmışsınız gibi olursunuz, kendinizi salon camına yapışmaktan alıkoyamazsınız). (Başka bişey yazmamaya karar verdim, durum iyiye gitmeyecek galiba)  





    27 Ocak 2014 Pazartesi

    Nazım Hikmet'ten


    Artık ben de sıkıldım güçlü görünmekten,

    İçim düğüm düğümken başka düğümleri çözmekten...

    Herkese yetişmekten ama hep kendime geç kalmaktan...

    Eskiden olsa bir şekilde yakasından tutardım hayatın,

    Ama şimdi tutunduğum her hayat elimde kalıyor...

    Ya benim gücüm tükenmiş, ya da hayatın karşıma çıkardığı yürekler çok acımasız...

    Hak etmeyenler en konforlu kalplerde sefalarını sürerken,

    Nedense ben hep iyi halden tahliye ediliyorum yüreklerden...

    Süs örgüler

    Slm,

    bir arkadaşımın annesi torunlarına atkı bere örmüş onlara süs rica etti, seve seve yaptım, iyi günlerde kullansınlar.
    Nasıl yaptığımı paylaşacağım (bu yayın başlığında). Yabancı bir siteden almıştım bulamadım. Sitede var diye yapım aşamasında resim de çekmemiştim.
    Birçok örgü süs modelleri var, hepsi de birbirinden güzel. Örgü seviyorsanız size fikir olması açısından bu da bir örnek. 



    Bu çiçeğin yapımı normal tığ işi gibi sağdan sola gitmiyor. Yolunu şaşırmış gibi bir sağa bir sola gidiyor. Şimdi böyle okuyunca nasıl yani diyebilirsiniz ama yapmaya çalışınca sanırım beni daha iyi anlayacaksınız.
    Yapım aşamalarının daha iyi anlayabilmeniz için numaralar ekledim. Numaraların açıklamasını yazarak anlatmaya çalıştım.

    1-) ilk önce 5 tane zincir çekip halkamızı oluşturuyoruz.

    2-) Daha sonra üçlü çıkartarak ve aralarına 2 zincir çekerek kafesi oluşturaya başlıyoruz.

    3-) 10 adet kafes yaptıktan sonra 3 zincir çekip gerideki trabzanın üzerine batıyoruz. (Burada ipin daha düzgün olması için arkasını çevirerek örebilirsiniz, 1 adet trabzandan sonra örneğe devam etmek için de öne çevirilmelidir.)

    4-) Oluşturduğumuz bölümün üzerine 5 adet üçlü olarak trabzan yapıyoruz.

    5-) 5.li trabzanımızı yaptıktan sonra hemen altındaki kafesi oluşturduğumuz trabzana geçiyoruz. Ve 5 adet daha onun üzerine yapıyoruz. Toplamda 10 adet olacak böylece çiçek yavaşça kıvrılmış oluyor.

    6-) Alt bölümede trabzanları yaptıktan sonra örneği sabitlemek için dolguları yapmaya başladığımız başlangıç noktasına ilk trabzanın dibine batıyoruz.

    7-) Her bir kafesin üzerine böyle yaparak devam ediyoruz. Çiçeğin şekillenmeye başladığını görebilirsiniz.

    8-) Ve çiçeğimizin bitmiş hali...
    Umarım anlaşılıyordur en yalın hali ile ancak bu kadar anlatabiliyorum. Böyle şeyleri bakarak değil uygulamaya geçerek öğrenmek aslında en kolayı. Bence bir taraftan bakıp okuyun bir taraftanda elinizde tığ ve yün yavaş yavaş yapmaya çalışın.
    http://www.dantelsarayi.com/dantelden-yaprak-yap%C4%B1m%C4%B1.htm
    Sevgiyle kalın

    FB yastıklar

    Slm,

    Bu hafta sonu FB'ye çalıştım.





    Sevgiyle kalın

    Havuçlu Cevizli Makarna

    Slm,

    Makarna deyip geçmeyin. Bambaşka bir yeri vardır bende. En kral yemeğimdir kendisi, her öğün olsa "yine mi" demem.
    Bi o kadar da güzel hatıralarım vardır.
    Hayatımın çoğu o üniversite senin bu üniversite benim koşturmakla geçtiği için herhalde. O dönemler evimden eksik olmayan sevgili arkadaşlarımın en özel menüsüydü, dersten çıktık mı bize koşardık.
    Her bi sosu denerdim, tamamen bana özgü; elinde ne varsa değerlendir sosu hazırlardım.

    Kendisiyle şu an eskisi gibi sıkı-fıkı değiliz ama ara sıra aklıma gelmiyor değil. Ayrıca yıllar sonra bişey de öğrendim. O kadar uydurmasyon sos hazırladım, makarnaya ceviz katmak hiç aklıma gelmemişti. İş yerinde bir arkadaş bahsetti,  şaka yapıyor zannettim, baktım ciddi ciddi anlatıyor, biz Tokatlıyız hep böyle yaparız dedi.
    Ben durur muyum tamam sizin ceviziniz varsa bizim de fındığımız var dedim ve denedim.

    İşte tarifi:

    Makarnayı Ağustos, Eylül gibi yapmıştım ancak yayınlayabiliyorum. Resimler gözüme çok güzel geldi, iştahım açıldı, az önce yemiştim ama tekrar acıktım sanki.

    Malzemeler:

    1/2 paket makarna
    Havuç (orta boy 1 adet)
    Soğan
    Yeşil biber
    Maydanoz
    Acı biber (arzunuza göre)
    Sızma zeytinyağı
    Nane (kuru)
    2 diş sarımsak (arzunuza göre)
    Ceviz veya fındık iri dövülmüş 1 su bardağına yakın.
    1 çorba kaşığı civarı limon

    Makarnayı 8-10 dk civarı (markaya göre fark ediyor) haşlayın ve süzün. Suyundan 1 su bardağına yakın ayırın.
    Sosu: Soğanları yemeklik doğrayın ve hafif karamelize edin. Salçayı, rendelediğiniz havucu, küp küp doğradığınız domatesi (kabuklarını soyun), yeşil biberi, sarımsağı, kuru naneyi, acı biberi, limonu (kabuklarıyla birlikte rondodan geçirmiştim)  ekleyin 2 dakika civarı harmanladıktan sonra ayırmış olduğunuz makarna suyunu ekleyin. 2 dakika (ortalama süre)  sonra makarna ve  maydanozları ekleyin. Yaklaşık 1- 2 dakika sonra ceviz veya fındığı ekleyin veee servise hazır.
    Not: Cevizli makarna ertesi güne  kalınca  rengi koyulaşıyor. Ceviz servisini tabağınıza yapın veya makarnayı kişi sayısına göre yapın.
    Tercih damak lezzetinize kalmış, bu tarifi fındıklı ve cevizli olarak denedikten sonra bu sosa artık eklemiyorum, makarnada pek sevemedim fındık/cevizi. Geçenlerde bir arkadaşım tereyağlı cevizli erişte yaptı (benim gibi ekstra bişeyler katmadı) lezzeti çok güzeldi. Bi ara makarnada deneyeceğim. Sadece tereyağ ve fındık/ceviz güzel olacak.
    Afiyet olsun.




    Kendi çektiğim acı biberim, vazgeçilmezlerimden.
    Sebzeler biraz diri kalmalı  veya tamamen pişirerek sosa biraz daha makarna suyu ekleyip rondodan geçirerek harmanlamadan  makarnanın üzerine de servis yapabilirsiniz (denemedim şimdi aklıma geldi).


    24 Ocak 2014 Cuma

    Şems Tebrizi



     “Bildiklerini unut.” “Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.”
    “Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et.

    Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.
    Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.

    Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
    Kainatın matematiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer "
     

    "Hiçbir konuda emin olma"
    " Kendini ayrıcalıklı sayma.
    Konumuna ya da mevkiine, ismine veya şöhretine güvenme.
    Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.

    Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
    Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.

    En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
    Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima.

    Ne kadar bilsen de hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma.
    Tevazudan şaşma. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. " diyor DOST...

    Not: Resimler Ayçacımdan. TSK


                                                                                                                                    Şems Tebrizi






    23 Ocak 2014 Perşembe

    Hz. Mevlana'nın 7 öğüdü



    1- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
    2- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
    3- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
    4- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
    5- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
    6- Hoş görülükte deniz gibi ol.
    7-Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.


    Mevlana'nın 7 öğüdü okul müfredatına konulur inşallah.
    Umut ederim ki birkaç nesil sonra kaybettiğimiz değerlerimizi  buluruz.

    Sevgiyle kalın