Sayfalar

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Azıcık mitoloji - Eris'in marifetleri

Slm,

bir programda duydum ve kimmiş bu Eris diye baktım. Sağolsun ekşi sözlük pek güzel anlatmış. Okuyunca halimiz ahvalimiz geldi aklıma, paylaşmadan yapamadım. Kim Eris, kim Ares, çocuklar kim  aklım karıştı.....

Paris'in başına bir sürü dert açan ve Truva Savaşı'nın başlamasına sebep olan nifak tohumu.
Yunan mitolojisinde karışıklık çıkarmak ve anlaşmazlık yaratmakla sorumlu Tanrıça. Svaş tanrısı Ares'in de kardeşi. (Tabi bu anlaşmazlığı çıkarıyo, kardeşe de mis gibi savaş ortamı doğuyo, anlaşmışlar aralarında)
Bu anlaşmazlık ve uyuşmazlık Tanrıçası'nın çocukları;
Ponos (ızdırap)
Argos (keder)
Limos (açlık)
Lethe (unutmak)


Zeus ve Hera’ nın kızı olan Eris(Diskordia) kavga ve uyumsuzluk tanrıçası olduğundan Olimpos’ ta pek sevilmez ve ziyafetlere çağırılmazdı. Her gittiği yerde muhakkak bir kargaşa çıkaran Eris, Zeus’ un düzenlediği Peleus ile Thetis’ in düğününe de çağırılmamıştı. Buna çok kızan Eris de düğünün zevkini kaçırmak için ziyafet sofrasının ortasına üzerinde “en güzel kadına aittir” yazılı olan bir elma atmıştı. Güzellik söz konusu olunca bu sıfatı kimseye kaptırmamak isteyen tanrıçalar, aralarında münakaşa etmeye başlamışlar, her tanrıça elmanın kendisine ait olduğunu iddia etmişti. Neticede Hera, Afrodit ve Athena diğerlerine baskın çıkmışlar, içlerinden hangisinin en güzel olduğuna karar verme işini de Zeus’ a bırakmışlardı. Fakat hiçbirini gücendirmek istemeyen Zeus, İda Dağı’nda babasının koyunlarını otlatan Paris adında bir çobanın(bazı kaynaklara göre Paris aynı zamanda bir prenstir de) olduğunu ve Paris’ in fevkalade zevkli bir genç olduğunu ve onun karar vermesi gerektiğini söylemişti. Onlar da bu tavsiye üzerine İda Dağı’na giderek Paris’i bulmuşlardı. Paris de elmayı, gördüğü en güzel kadına Afrodit’e vermişti. Bunun üzerine diğer iki tanrıça Paris’e dehşetli içerlemişler ve Truva(Troia-Troya) Savaşı’ nın çıkmasına yardım etmişlerdir.
Batı dillerinde Diskordia elması tabiri, herhangi bir kargaşaya sebep olan olayı anlatmak için kullanılmaktadır.

Sevgiyle kalın...







30 Mayıs 2017 Salı

Derin Dondurucuda Ispanak


Slm,

müthiş pratik. Yıkayın, kurulayın (suyunu iyice alın) ve buzluğa koyun. Elinizin altında hazır ıspanak.

Sevgiyle kalın...

Uygarlık, gereksiz ihtiyaçların sınırsız bir şekilde çoğaltılmasıdır.

                                                                             Mark Twain

26 Mayıs 2017 Cuma

380 milyar dolar - Taha Akyol

AMERİKA Başkanı Trump, Suudi Arabistan ziyaretinde toplamı 380 milyar doları bulan bir dizi anlaşmaya imza attı.
Seçim mücadelesinde sık sık duyduğumuz İslamofobik konuşmalarını ağzına almadı.

Amerika, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez ülkeleri çok güçlü bir ittifak halindeler.

Öbür yanda Rusya, İran ve Suriye.

Trump ve Suudiler İran’a çattı, İran da Trump’ı “tehlikeli teröristlere silah vermekle” suçladı. Teröristler sözüyle Vahabi Suudileri kastettikleri açık.

Buna karşılık da Suudiler terörün kaynağının İran devrimi olduğunu, ondan önce DAİŞ falan gibi terör örgütlerinin olmadığını söyledi.


TEKNOLOJİ BİNDE 4
Bu tabloya nasıl bakmalıyız?

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm falan diye haykırmaya ne dersiniz?

Yahut “Ey Müslümanlar uyanın, sizi sömürüyorlar” diye seslenmeye...

Ben bu sloganların dışında şu gerçekleri görmeyi öneriyorum:

Dünya nüfusunun dörtte biri olan Müslümanlar,
- petrol hariç, dünya üretiminin sadece yüzde 5.6’sını yapıyor!
- Dünya teknoloji ihracatında Müslümanların payı binde 4’ten ibaret.
- Dünya petrol ihracatındaki payları ise yüzde 36’dır. Petrol gelirlerinin kabaca üçte birini silahlanmaya harcıyorlar. Kime karşı? Birbirlerine karşı.
- 114 yıldır verilen Nobel bilim ödüllerini, biri Aziz Sancar hocamız olmak üzere üç Müslüman bilim adamı kazandı. Bu ödülü kazanan Yahudi sayısı 100’ü aşkın.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/380-milyar-dolar-40468734

Sevgiyle kalın..

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Geleceğe geri dönenler ülkesi - Aslı Aydıntaşbaş



Çok şey oluyor ama aslında hiçbir şey olmuyor. Böyle tuhaf bir dönemdeyiz... Hayatlarımız allak bullak oluyor; siyaset sağlı-sollu nefret kusuyor; çatışma ve kutuplaşma toplumu tanımlar hale geliyor; memlekette bir asır sonra rejim değişiyor.
Fakat aslına bakarsanız, fazla da değişen bir şey yok...
İki ay önce de otoriter bir ülkede yaşıyorduk, bugün de öyle. Referandum sonrası Türkiye ne bir tık daha baskıcı, ne de bir tık daha yaşanabilir oldu. 25 yıl önce de Türkiye’de siyasi tutuklular vardı; bugün de var. Kürt meselesi vardı, bugün de var. Ekonomide “yapısal sorunlar” denilen reformları yapmamak için cambazlık yapılıyordu; bugünkü tablo da farklı değil.
Allah aşkına, yargı bu ülkede ne zaman bağımsız olmuştu da şimdi kaybettiğimiz bağımsız yargıya ağlıyoruz? Ergenekon davasında hukuksuzluklara itiraz eden, Balyoz’da muhalefet şerhi koyan tek tük hâkim anında sepetlenmedi mi? Bu ülkede bağımsız, özgürlükçü karar veren üç beş savcı her dönem topun ağzında olmadı mı?
90’lı yılların gazetelerine bakmak çok eğlenceli. Eşzamanlı olarak Türkiye’nin ne kadar değiştiğini ve ne kadar yerinde saydığını görüyorsunuz. Geçenlerde eski gazeteleri bulup Tansu Çiller-Mesut Yılmaz kavgalarına göz gezdirdim. Aynı polemikçi dil ve kısır siyaset, bugün de var. Ankara o zaman da Türkiye’nin gerisinde, memleketi aşağı çeken bir yerdi, bugün de öyle. 10 yıl önce insanlar CHP’de Deniz Baykal sultasından şikâyet ediyorlardı; şimdi aynı CHP’de başka bir lider kongre konusunda direniyor.
Aynı savcılar, aynı zihni-sinir iddianameler, aynı ‘devlet aklı’ devrede...
90’lı yılların gazetelerinde en önemli konu “düşünce özgürlüğü.” Bir yandan terör, diğer yandan terörle mücadelede lafı, cümleyi, kitabı hedef almak dışında bir akıl geliştiremeyen bir devlet. En önemli tartışma, düşünce özgürlüğünün önündeki kanunları kaldırmak ya da kaldırmamak. “Efendim şunu değiştirirseniz teröre yarar” diye arkaik kanunları savunan yaşlı adamlar var. Aynı bugün olduğu gibi.
Diyeceğim, aradan yıllar geçmiş, dünya yıkılmış ve yeniden kurulmuş, telefonlar bile değişmiş, bizler bir arpa boyu yol gidememişiz.
Geçenlerde Brezilyalı bir ekonomistle sohbet etme fırsatım oldu. Ülkesindeki yapısal sorunlardan, yolsuzluktan, yoksulluktan, ekonomiden söz ederken, “Sanki buradan konuşuyor” diye düşündüm. Ekonomist, “Ben kendimi bildim bileli Brezilya’nın büyük potansiyelinden söz edilir. Hep ‘geleceğin ülkesi’ derler. Ama nasılsa bu geleceğin geldiği de yok” dedi.
Tanıdık gelmiyor mu? Feci.
Bu durum, yani aslında az gidip, uz gidip hiçbir yere gelememiş olduğumuz gerçeği, adeta bizim kuşağın laneti gibi.
Ama kaderimiz değil.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/735322/Gelecege_geri_donenler_ulkesi.html 

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Giresun - Saffet Emre Tonguç'tan

Slm,

Saffet Emre Tonguç bir rehber ama öyle bildiğiniz gibi değil. Çoooook ötesi,  Face veya instagramdan takip etmenizi şiddetle öneririm size çooook şey katacak. Galiba instagramı daha sık kullanıyor. 7 bölgeden 27 il tanıtımı kapsamında Giresun'u yazmış. Yeni fark ettim, profesyonel bir rehberden bu güzel bilgileri  paylaşayım istedim.





















Sevgiyle kalın...