Sayfalar

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Azıcık mitoloji - Eris'in marifetleri

Slm,

bir programda duydum ve kimmiş bu Eris diye baktım. Sağolsun ekşi sözlük pek güzel anlatmış. Okuyunca halimiz ahvalimiz geldi aklıma, paylaşmadan yapamadım. Kim Eris, kim Ares, çocuklar kim  aklım karıştı.....

Paris'in başına bir sürü dert açan ve Truva Savaşı'nın başlamasına sebep olan nifak tohumu.
Yunan mitolojisinde karışıklık çıkarmak ve anlaşmazlık yaratmakla sorumlu Tanrıça. Svaş tanrısı Ares'in de kardeşi. (Tabi bu anlaşmazlığı çıkarıyo, kardeşe de mis gibi savaş ortamı doğuyo, anlaşmışlar aralarında)
Bu anlaşmazlık ve uyuşmazlık Tanrıçası'nın çocukları;
Ponos (ızdırap)
Argos (keder)
Limos (açlık)
Lethe (unutmak)


Zeus ve Hera’ nın kızı olan Eris(Diskordia) kavga ve uyumsuzluk tanrıçası olduğundan Olimpos’ ta pek sevilmez ve ziyafetlere çağırılmazdı. Her gittiği yerde muhakkak bir kargaşa çıkaran Eris, Zeus’ un düzenlediği Peleus ile Thetis’ in düğününe de çağırılmamıştı. Buna çok kızan Eris de düğünün zevkini kaçırmak için ziyafet sofrasının ortasına üzerinde “en güzel kadına aittir” yazılı olan bir elma atmıştı. Güzellik söz konusu olunca bu sıfatı kimseye kaptırmamak isteyen tanrıçalar, aralarında münakaşa etmeye başlamışlar, her tanrıça elmanın kendisine ait olduğunu iddia etmişti. Neticede Hera, Afrodit ve Athena diğerlerine baskın çıkmışlar, içlerinden hangisinin en güzel olduğuna karar verme işini de Zeus’ a bırakmışlardı. Fakat hiçbirini gücendirmek istemeyen Zeus, İda Dağı’nda babasının koyunlarını otlatan Paris adında bir çobanın(bazı kaynaklara göre Paris aynı zamanda bir prenstir de) olduğunu ve Paris’ in fevkalade zevkli bir genç olduğunu ve onun karar vermesi gerektiğini söylemişti. Onlar da bu tavsiye üzerine İda Dağı’na giderek Paris’i bulmuşlardı. Paris de elmayı, gördüğü en güzel kadına Afrodit’e vermişti. Bunun üzerine diğer iki tanrıça Paris’e dehşetli içerlemişler ve Truva(Troia-Troya) Savaşı’ nın çıkmasına yardım etmişlerdir.
Batı dillerinde Diskordia elması tabiri, herhangi bir kargaşaya sebep olan olayı anlatmak için kullanılmaktadır.

Sevgiyle kalın...







30 Mayıs 2017 Salı

26 Mayıs 2017 Cuma

380 milyar dolar - Taha Akyol

AMERİKA Başkanı Trump, Suudi Arabistan ziyaretinde toplamı 380 milyar doları bulan bir dizi anlaşmaya imza attı.
Seçim mücadelesinde sık sık duyduğumuz İslamofobik konuşmalarını ağzına almadı.

Amerika, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez ülkeleri çok güçlü bir ittifak halindeler.

Öbür yanda Rusya, İran ve Suriye.

Trump ve Suudiler İran’a çattı, İran da Trump’ı “tehlikeli teröristlere silah vermekle” suçladı. Teröristler sözüyle Vahabi Suudileri kastettikleri açık.

Buna karşılık da Suudiler terörün kaynağının İran devrimi olduğunu, ondan önce DAİŞ falan gibi terör örgütlerinin olmadığını söyledi.


TEKNOLOJİ BİNDE 4
Bu tabloya nasıl bakmalıyız?

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm falan diye haykırmaya ne dersiniz?

Yahut “Ey Müslümanlar uyanın, sizi sömürüyorlar” diye seslenmeye...

Ben bu sloganların dışında şu gerçekleri görmeyi öneriyorum:

Dünya nüfusunun dörtte biri olan Müslümanlar,
- petrol hariç, dünya üretiminin sadece yüzde 5.6’sını yapıyor!
- Dünya teknoloji ihracatında Müslümanların payı binde 4’ten ibaret.
- Dünya petrol ihracatındaki payları ise yüzde 36’dır. Petrol gelirlerinin kabaca üçte birini silahlanmaya harcıyorlar. Kime karşı? Birbirlerine karşı.
- 114 yıldır verilen Nobel bilim ödüllerini, biri Aziz Sancar hocamız olmak üzere üç Müslüman bilim adamı kazandı. Bu ödülü kazanan Yahudi sayısı 100’ü aşkın.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/380-milyar-dolar-40468734

Sevgiyle kalın..

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Geleceğe geri dönenler ülkesi - Aslı Aydıntaşbaş



Çok şey oluyor ama aslında hiçbir şey olmuyor. Böyle tuhaf bir dönemdeyiz... Hayatlarımız allak bullak oluyor; siyaset sağlı-sollu nefret kusuyor; çatışma ve kutuplaşma toplumu tanımlar hale geliyor; memlekette bir asır sonra rejim değişiyor.
Fakat aslına bakarsanız, fazla da değişen bir şey yok...
İki ay önce de otoriter bir ülkede yaşıyorduk, bugün de öyle. Referandum sonrası Türkiye ne bir tık daha baskıcı, ne de bir tık daha yaşanabilir oldu. 25 yıl önce de Türkiye’de siyasi tutuklular vardı; bugün de var. Kürt meselesi vardı, bugün de var. Ekonomide “yapısal sorunlar” denilen reformları yapmamak için cambazlık yapılıyordu; bugünkü tablo da farklı değil.
Allah aşkına, yargı bu ülkede ne zaman bağımsız olmuştu da şimdi kaybettiğimiz bağımsız yargıya ağlıyoruz? Ergenekon davasında hukuksuzluklara itiraz eden, Balyoz’da muhalefet şerhi koyan tek tük hâkim anında sepetlenmedi mi? Bu ülkede bağımsız, özgürlükçü karar veren üç beş savcı her dönem topun ağzında olmadı mı?
90’lı yılların gazetelerine bakmak çok eğlenceli. Eşzamanlı olarak Türkiye’nin ne kadar değiştiğini ve ne kadar yerinde saydığını görüyorsunuz. Geçenlerde eski gazeteleri bulup Tansu Çiller-Mesut Yılmaz kavgalarına göz gezdirdim. Aynı polemikçi dil ve kısır siyaset, bugün de var. Ankara o zaman da Türkiye’nin gerisinde, memleketi aşağı çeken bir yerdi, bugün de öyle. 10 yıl önce insanlar CHP’de Deniz Baykal sultasından şikâyet ediyorlardı; şimdi aynı CHP’de başka bir lider kongre konusunda direniyor.
Aynı savcılar, aynı zihni-sinir iddianameler, aynı ‘devlet aklı’ devrede...
90’lı yılların gazetelerinde en önemli konu “düşünce özgürlüğü.” Bir yandan terör, diğer yandan terörle mücadelede lafı, cümleyi, kitabı hedef almak dışında bir akıl geliştiremeyen bir devlet. En önemli tartışma, düşünce özgürlüğünün önündeki kanunları kaldırmak ya da kaldırmamak. “Efendim şunu değiştirirseniz teröre yarar” diye arkaik kanunları savunan yaşlı adamlar var. Aynı bugün olduğu gibi.
Diyeceğim, aradan yıllar geçmiş, dünya yıkılmış ve yeniden kurulmuş, telefonlar bile değişmiş, bizler bir arpa boyu yol gidememişiz.
Geçenlerde Brezilyalı bir ekonomistle sohbet etme fırsatım oldu. Ülkesindeki yapısal sorunlardan, yolsuzluktan, yoksulluktan, ekonomiden söz ederken, “Sanki buradan konuşuyor” diye düşündüm. Ekonomist, “Ben kendimi bildim bileli Brezilya’nın büyük potansiyelinden söz edilir. Hep ‘geleceğin ülkesi’ derler. Ama nasılsa bu geleceğin geldiği de yok” dedi.
Tanıdık gelmiyor mu? Feci.
Bu durum, yani aslında az gidip, uz gidip hiçbir yere gelememiş olduğumuz gerçeği, adeta bizim kuşağın laneti gibi.
Ama kaderimiz değil.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/735322/Gelecege_geri_donenler_ulkesi.html 

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Giresun - Saffet Emre Tonguç'tan

Slm,

Saffet Emre Tonguç bir rehber ama öyle bildiğiniz gibi değil. Çoooook ötesi,  Face veya instagramdan takip etmenizi şiddetle öneririm size çooook şey katacak. Galiba instagramı daha sık kullanıyor. 7 bölgeden 27 il tanıtımı kapsamında Giresun'u yazmış. Yeni fark ettim, profesyonel bir rehberden bu güzel bilgileri  paylaşayım istedim.





















Sevgiyle kalın...

25 Nisan 2017 Salı

Galdirik/Kaldirik Kızartması (Yöresel)

Slm,

evet galdirik  nedir diye düşünüyorsunuz. Bizde "Galdirik" denir internette "Kaldirik" diye bilindiğini de okudum. İstanbul'da Belgrad Ormanı'nda bol bol var. Ancak belirteyim ki İstanbul'da topladıklarımız kesinlikle memleketteki gibi leziz olmadı. Havasından, suyundan  bilmiyorum neden. Giresun,  Ordu, Trabzon'da  Nisan - Mayıs aylarında fındık bahçelerinde kendiliğinden yetişiyor. Toplaması biraz zahmetli gelse de hem toplaması hem  yemesi güzel. Çiçekleri yeniyor mu diye kardeşime sordum, bilmiyormuş "hele sen bi ye ölürsen yenmemesi gerektiğini anlarız" dedi.  Küçükken bunu yediğimi hiç hatırlamıyorum. Keşfedeli daha birkaç yıl oluyor o da yılda bir kez yiyebiliyoruz. Turşusu da güzel oluyor. Pirinçlisini ben hiç yemedim ama o da güzel oluyormuş.  Bu yıl sabahın köründe kalkıp bizzat toplamaya gittik, çok da güzel oldu. Mis gibi orman havası aldık, kuş cıvıltıları eşliğinde mest olduk.


Malzemeler:
1 kg civarı galdirik sapı (körpeleri yaprakları ile birlikte)
1 yumurta/tercihen soğanlı veya sade
Mısır unu (2 avuç civarı)
tereyağ+sıvıyağ
tuz

Yapılışı: Önce yapraklarını koparıp temizlediğimiz bitkinin saplarını 1,5 cm civarı  kesiyoruz. Genç yaprakları koparmayın ayrıca yaprakların tamamını koparmayabilirsiniz tercihinize bağlı. Doğrayıp hazırladığınız galdirikleri tuzlu sıcak suda pişene dek haşlıyoruz (eziliyor ise tamamdır). Süzdükten sonra sıkıp suyunu çıkarıyoruz. Bir tepside sıvıyağı kızdırıp mısır unu ile unlayıp harmanladığımız galdirikleri diziyoruz. Üstünü kızartmak için çevirdiğinizde terayağını ekledikten sonra kızarana dek pişiriyor ve yumurtayı iyice çırptıktan sonra üzerinde gezdiriyoruz (veya ucunu minik delin ve üzerine yayın). Yumurta pişdikten sonra servise hazır. Yumurtalıyı kahvaltıda tercih ediyoruz. Yumurta yerine soğan da ekleyebileceğiniz gibi sade de yiyebilirsiniz. Sıcak tüketiniz afiyet olsun.







Afiyet olsun
Sevgiyle kalın...

21 Şubat 2017 Salı

Bu Devirde Çocuk Yetiştiren Anne Babalara 7 Somut Öneri - Selçuk Şirin

Zor zamanlardan geçiyoruz. İster dünya haberlerine bakın ister Türkiye haberlerine...
Yarının bugünden daha kötü olacağına dair inancın çoğaldığı berbat bir dönemdeyiz. Böyle zamanlarda herkes zorlanıyor umudu diri tutmak için ama asıl zorluğu çocuk yetiştiren anne babalar çekiyor. Çünkü bir taraftan kendi geleceklerini düşünürken, diğer taraftan çocuklarının geleceğini hesaba katmak zorundalar.
Ne yapmalı?
Bu devirde çocuk yetiştiren bir ebeveyn olarak yukarıdaki soruya yanıt ararken Birgün Gazetesi’nin Pazar ekinde şahane yazılar kaleme alan Doç. Dr. Bilge Selçuk’un tam da bu konuya eğilen yazısını gördüm birkaç hafta önce. Kendisinden de izin alarak o yazıdan aldığım notları aşağıda paylaşıyorum. Paylaşıyorum, zira okurken “Bu yazıyı ben yazmalıydım,” dediğim nadir metinlerden biri Bilge Hoca’nın bu makalesi. Zira oldukça karmaşık kuramsal meseleleri herkesin anlayacağı ve uygulanabilir somut adımlara dönüştürmüş.

1. Çocuğunuzla konuşun
Daha evvel yazmıştım. Okulöncesi çağda zeka demek kelime dağarcığı demek. İlk 36 ayda ebeveynler ile çocuklar arasındaki diyaloğun kalitesi çocukların okula başlangıcı dahil tüm akademik süreçlerdeki başarısını önemli ölçüde belirliyor. O nedenle çocuğunuza yapacağınız en önemli yatırım onlarla konuşmak. Bunu masal anlatarak mı, evcilik oynayarak mı, etrafı keşfederek mi yoksa kitap okuyarak mı yaparsınız bu size kalmış; ama şu zor günlerde eğer zamanı ve mekanı unutmak istiyorsanız çocuğunuzun dünyasına dalın. Konuşun, oynayın onlarla…
2. Çocuğunuza beklemeyi öğretin
Dünyada insan gelişimi üzerine yapılan en kapsamlı araştırmalardan biri 1972’de Yeni Zelanda’da başlayan Dunedin Araştırması. Başka bir gün detaylarını anlatacağım bu araştırma 1000’den fazla bebeği doğumundan bugüne kadar takip ediyor. Ve bu araştırmadan çıkan en önemli sonuçlardan biri şu: Bireylerin hayattaki başarı ya da başarısızlığını açıklayan en önemli değişken zeka değil, ailenin sosyal ya da ekonomik seviyesi de değil, öz-denetim.  Kendi duygu ve düşüncelerini daha iyi kontrol edip yönetebilen çocuklar akademik olarak başarılı, sağlıklı ve varlıklı bir yetişkin oluyor. Öz-denetim becerisini kazandırmak için açılan pencere, çocuk 10 yaşına varınca kapanmış oluyor. O nedenle anne babaların 0-9 yaş döneminde çocuklara her istediğini hemen vermekten vazgeçip onlara sabretmeyi, beklemeyi, hak etmeyi öğretmesi onların geleceğine yapacağı en önemli katkılardan biri. Bu beceriyi kazandırmanın bir diğer yolu da çocukları planlı okul dışı etkinliklere erken yaşta alıştırmak. Spor ve sanat belki de bu etkinliklerin en faydalı olanı zira her iki kanalda da çocuklar kurallar çerçevesinde performans sergilemeyi ancak sabırla öğrenebiliyor.
3. Çocuğunuza kendi ayakları üstünde durmayı öğretin
Özgüven olmadan bireysel başarı da olmuyor. O nedenle olabildiği kadar erken yaşta çocuklarımıza kendi ayakları üstünde durmayı, tercih yapmayı öğretmeli ve sorumluk bilincini kazandırmalıyız. Elbise seçiminden, ayakkabı bağlamaya, saç stilinden yemek yemeye bir dolu alanda kararları çocuklarla birlikte vermek ve çocukların verdiği kararların sonuçlarını yaşamayı göze almayı bilmek özellikle bizde oldukça zor kazanılan ebeveynlik becerileri. Bizde bu iş zor çünkü geçmişten gelen alışkanlıkla çocukların adına tüm kararları biz almak zorunda olduğumuzu hissediyoruz. Öyle olunca da edilgen çocuklar, kendi ayakları üstünde duramayan yetişkinler ortaya çıkıyor. Oysa birey olmak demek kendi başına hareket etmek, kim ne derse desin gerektiğinde kendi inancı doğrultusuna karar vermek demek. O nedenle siz siz olun çocuğunuza zorla bir elbise giydirmeyin, onlara zorla yemek yedirmeyin. Merak etmeyin üşürse giyer, açsa yer.
4. Çocuğunuza “hayır” demeyi öğretin
Bilge Hoca ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’deki anneler çocuklarında en fazla şu özellikleri arıyor: Uslu olma, saygılı olma, söz dinleme. Dikkat ederseniz bu özellikler koşulsuz itaat içeriyor. İçinde eleştirel düşünme, itiraz etme yok. Oysa içinde bulunduğumuz devir soruların çoğaldığı yanıtların eskidiği bir dönem. Her alanda eleştirel düşünenlerin ileri gittiği bir devir. Gerek beşeri gerekse de ekonomik gelişim için itiraz eden yeni nesillere ihtiyacımız var. İtaat edenlerin inovasyon yapamayacağı gerçeğini defalarca yazdığım için burada uzatmıyorum ama eleştirel düşünme becerisinin evde başladığının altını tekrar çizmek istiyorum.
5. Çocuğunuza şiddet uygulamayın
Bu başlık altına ekleyecek başka bir şey yok. Dayak atmayın kardeşim. Attığınız her dayak fiziksel şiddet olarak ya size ya sevdiklerinize geri gelecek. Ayrıca dayak yiyen çocukların beyin bölgelerinde ciddi tahribatlar oluştuğunu ve bu tahribatın da o çocukların zihinsel ve duygusal gelişimine ciddi anlamda ket vurduğunu unutmayın.
6. Çocuğunuzun kaygı düzeyini artırmayın
İlk başta da ifade ettiğim gibi gelecekten endişe duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Global ısınmadan nükleer savaşa, ekonomik krizden iç çatışmalara pek çok kaygı duyacak mesele var. Bütün bu kaygılarla biz yetişkinler bile başa çıkmakta zorlanırken çocukların başa çıkmasını beklemek haksızlık olur. O nedenle biz ne kadar kaygılanırsak kaygılanalım, çocuklarımıza bu kaygıları aktarmaktan kaçınmamız gerekiyor.
7. Sakın gülmekten vazgeçmeyin
Mizah, eğlence, neşe olmadan çocukluk olmaz. Dünyada ne oluyorsa olsun evinizin içinde çocuklarınızla neşeli bir ev ortamı yaratmaya gayret edin. Biliyorum dünya altüst olurken evde çocuğunuzla gülüp oynamak suçluluk duygusunu da beraberinde getiriyor ama neşeli olmak, dünyaya sırtınızı dönmek demek değil. Hayatta bin bir zorluk aşanların hikayelerine daha dikkatli bakın, her zorluğu mizahla, eğlenceyle, gülücükle aşmış olduklarını göreceksiniz. O nedenle çocuklarınızın hayatında bu pozitif yaşam enerjisini eksik etmeyin.
Özetle, şu zor günlerde çocuklarınıza ve onların parlak geleceğine yatırım yapın. Bizim yaşadığımız hayattan daha güzel bir hayat yaşamaları bizim elimizde.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/selcuk-sirin/bu-devirde-cocuk-yetistiren-anne-babalara-7-somut-oneri-40371039

Siyasi Kültür - Taha Akyol

AMERİKALI Senatör John McCain ülkemizde; Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından kabul edildi.
80 yaşındaki senatör Amerika’da ne başkandır ne de bakan...
Hatta aynı partiden olan Trump’ı en sert eleştiren isimlerden biridir.
Vietnam Savaşı gazisi ve özellikle dış politikada aktif bir şahsiyet olan McCain, çok saygın ve etkili bir isimdir.
Senato’da “Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı”dır.
Amerika’yla ve bütün ülkelerle ilişkilerimizin hükümetlerle sınırlı kalmayıp geniş bir yelpazede gelişmesi elbette olumlu ve gereklidir.
Benim üzerinde duracağım konu, siyasi kültür sorunudur.
BAĞIMSIZ KİŞİLİK
McCain’in şahsında ortaya çıkan siyasi kültür unsurlarına bir bakalım.
Evvela kuvvetli bir şahsiyet; partisinin emir kulu değil.
Kendi itibarıyla 1981’den beri senatör veya temsilci olarak seçilmektedir.
Batı demokrasilerinde vekillerin “tabandan” seçilmeleri onlara kişilikli davranma gücü kazandırır.
Koca Amerika’da toplam 100 senatör seçilir. Senatör olmak çok prestijli bir sıfattır.
Gerçi Temsilciler Meclisi’nin 440’a yakın üyesi vardır fakat “sorgulama” ve “onay” yetkisi Senato’da olduğu için Senato daha önemlidir.
Senato’nun bizdeki Meclis komisyonlarına benzeyen “komite”leri çok güçlüdür. Başkanı hesaba çekerler, atadığı bakanları, yargıçları, büyükelçileri didik didik inceleyip kamuoyu önünde sorguladıktan sonra kabul veya reddederler.
Sistemi iyi işleten iki faktöre dikkat: Bağımsız kişilik ve güçlü kurumlar!
Amerikan tarihinde ve bugün McCain gibi güçlü senatör örnekleri az değildir.
‘FAZİLET MÜCADELESİ’
ABD’nin büyük başkanlarından John F. Kennedy’nin “Fazilet Mücadelesi” adlı kitabını okuduğumda genç bir politika heveskârıydım; hâlâ elimin altındadır. Doğru bildikleri uğruna partisiyle çelişmekten sakınmayan bağımsız iradeli senatörleri anlatır.
Bu sayede sistemin esneklik kazandığını, uzlaşmaların sağlandığını vurgular.
Demokrat Partili Kennedy, Cumhuriyetçi Senatör Albert Beveridge’in şu sözlerini aktarır:
“Herkesin benzer düşünceleri ezberlemesini isteyen bir kuruluşa parti denilemez. Böyle bir parti düşünce ve vicdan sahibi kimselerden oluşan canlı bir kuruluş değil, gelenek ve kan bağlarıyla bir arada duran ilkel bir kabile gibidir.”
Bizde ise “kabile gibi” olmak övülür: “Sıkılmış yumruk, emir demiri keser, sürüden ayrılanı kurt kapar, vazife istenmez verilir” falan...
İşte bu yüzden her devirde kutuplaşıyoruz, yumruklarımızı açıp tokalaşmamız çok zor!
Bir vekil liderden farklı konuştuğunda partiden atılıyor.
Cumhuriyetçi Parti’de ise Trump’ı çok sert eleştiren senatörler var, onları partiden atmak gibi bir “kabile” davranışı kimsenin aklından geçmiyor.
BİZİM TARİHİMİZDEN
Elimdeki “Milli Mücadele Belgeseli”ni bitirirsem bir kitap yazmak istiyorum.
Takrir-i Sükûn Kanunu’na itiraz edip “lüzumsuz şiddete karşıyım” diyerek başbakanlıktan istifa eden Fethi (Okyar) Bey...
Dersim Kanunu’nda idam cezalarını Meclis’in denetim yetkisinin kaldırılmasına Tek Parti meclisinde itiraz eden Muğla Milletvekili Hüsnü Kitapçı...
Bayar’ın telkinleriyle Menderes’in uyguladığı sertlik ve baskı siyasetini parti içinde eleştirerek yumuşamayı ve muhalefetle diyaloğu savunan Sıtkı Yırcalı, Fevzi Lütfi, Rıfkı Salim...
Ve hukuk tarihimizdeki onurlu isimler...
Tarihimizde böyle örnekler az değildir. Fakat “makbul” görülmedikleri için tozlu sayfalarda kaldılar.
Biz de yeni nesillerimize böyle örnekleri anlatmalıyız.
Partiler olmadan demokrasi olmaz, fakat hür düşünce ve bağımsız kişilik kültürünü de geliştirmemiz gerekiyor.
Bilimin gelişmesi için de zorunludur bu.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/siyasi-kultur-40372120

Sevgiyle kalın..

20 Şubat 2017 Pazartesi

Kara Lahana Döşemesi

Slm,

pek paylaşım yapamıyorum artık ama bloğumu unutmadım da... Yeğenim beni aradı ve sen nasıl Karadenizlisin döşeme tarifi yok, pancar çorbası tarif yoook deyince kolları sıvadım ve döşemeyle başdım. Pancar çorbası ilerleyen günlerde...

Malzemeler:

Göz kararı yazacağım.

1 veya 1,5 bağ kara lahana (küçük yapraklı ve köklü olursa daha güzel olur, yoksa sıkıntı değil),
1/2 su bardağı civarı bulgur (ölçü aynı kalmak koşulu ile pirinç+bulgur yapabilirsiniz)
1/2 mısır yarması
tane mısır (olmasa da olur)
tereyağ (bana göre olmazsa olmaz)
sıvıyağ
tuz
kekik (tercihen)
iç yağ (2-3 fındık büyüklüğünde, iç yağın kalitesine göre değişir)
acı biber (tercihen)
1/2 su bardağı barbunya (tercihen)
1 orta boy patates
Soğan

Yapılışı: Pancarı haslayın ve çeşme suyunda 1 veya 2 kez (pancar yaprakları sert ise 2 kez) yıkayın ve  doğrayın, tencereye suyunu sıkarak yerleştirin. Üzerine tüm malzemeleri ekleyin (soğanı incecik yemeklik doğrayın). Üzerine gelecek kadar sıcak su ekleyin (suyu biraz artırmanız gerekebilir, benim yaptığım suyunu tamamen çekti, normalde azıcık sulu olur). Bulgur pişince yemeğiniz pişmiştir. Sıcak servis yapınız. Afiyet olsun








Sevgiyle kalın..


Gönüllülük hem öğrenilmeli hem yaşanmalı! - İnal Aydınoğlu

Günümüzde insanların çoğu dünyaya, dünyasal değerlere odaklı yaşıyorlar. Daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek istiyorlar. Daha çok mala, mülke, daha çok şana, şöhrete sahip olurlarsa daha güçlü ve mutlu olacaklarını zannediyorlar. Fiziksel, zihinsel, hatta bilimsel çalışmaların hedefi bile toplumda sözü geçen, sözü dinlenen etkili bir insan olmak. En güçlü olan, en önde olur düşüncesi ile bir rekabet ortamı yaratıyor, öne geçebilmek için kıyasıya bir mücadele, kavga, kapma, kapışma telaşı içinde yaşıyorlar.
Bu kapışmadaki en büyük silahları akılları. Hedefe daha hızlı ulaşabilmek için her yolu deniyor ve mubah kabul ediyorlar. Gerektiğinde tilki kadar kurnaz, kartal kadar yırtıcı, çakal kadar sinsi ve çıkarcı olabiliyorlar. Herhangi bir seçimde en büyüğünü, en iyisini istiyor, kendilerine onu hak görüyorlar. Bencil bir yaşam sürdürüyor, açgözlülük ve doyumsuzluk ile evrendeki bolluk ve bereketi hissedemeden yokluk duygusu içinde yaşıyorlar. Sıkıştıklarında çıkarları için yalanı, rüşveti, haksızlığı yaşamlarına katabiliyor; kini, kıskançlığı, hasisliği içlerinde bir duygu olarak saklayabiliyorlar.
Mutluluğun kaynağı
Akılla zengin olunabilir, şöhrete ulaşılabilir, profesörlük sıfatı dahi kazanılabilir ama mutlu olunamaz. Mutlu olabilmek için akla ruhsal değerlerin; sevginin, şefkatin, merhametin, vicdanın ortak edilmesi gerekir. Yalnızca akıl ve mantıkla yolunu belirleyen, kişiliğini oluşturan insanlar, ruhsal değerlerden uzak, hatta ruhun varlığını bile kabul etmeden dünyaya odaklı bir yaşam biçimi oluşturuyorlar.
Kayıp korkusu içinde yaşıyorlar. Varlıkları, şöhretleri çoğaldıkça, makamları yükseldikçe korkuları daha çok artıyor. Sahip oldukları şeyleri adeta putlaştırıyor esareti altına giriyorlar.
Torunumla birlikte parka gitmiştik. Aynı yaştaki bir çocuk, topunu torunuma doğru attı. Torunum da oyun zannedip topu alıp koşmaya başladı. Çocuğun annesi arkadan, “Topunu kaptırma, kaptırma” diye bağırıyordu. Çocukları küçük yaştan itibaren, “Topunu kaptırma, beslenme çantandan kimseye bir şey verme, hepsini sen ye” gibi uyarılarla yetiştiriyoruz. Meslek seçerken sevdiği veya yeteneğine uygun meslekleri değil, iyi para kazanacak meslekleri öneriyoruz. Evlilik zamanında mantık evliliği yapmasını, adayın kariyerine, kazancına, aile varlığına bakmasını istiyoruz. Çocuklara, gençlere mutluluk kaynağı olarak dünyasal değerleri gösteriyoruz. Sevgi, şefkat, merhamet, vicdan gibi değerler doğrudan para kazandırmadığı, şöhret getirmediği için insanlar tarafından, ilgi görmüyor. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşıyor, toplumsal yaşam yozlaşıyor.
Türk Milleti asırlardan beri oluşan çok yüksek ruhsal değerlere sahiptir. Sevgi ve hizmet duygusunun en yücesini gönlünde taşır. İslamiyet ise gerçek bir sevgi, yardımlaşma ve dayanışma dinidir.
Karşılıksız hizmet
Toplumsal sorunları çözmenin tek etkili yolu, ilişkilere sevgiyi katmak ve verilenden, yapılandan karşılık beklememektir. Oysaki akılla yönetilen, dünyasal değerlere ve çıkar hesaplarına dayalı düzen her verdiğinden bir karşılık bekler. Karşılıksız hizmet yapan kimselere endişe ile bakarlar, “Bir insan hiçbir karşılık beklemeden başka insanlara nasıl hizmet edebilir” diye şüphe duyarlar. “Ya bu insanın zamanı ve parası çok, aklı yok veya bu hizmetleri gösteriş olarak yapıp ardından önemli taleplerde bulunacak, muhitini geliştirip işine katkılar sağlayacak” gibi düşünenlerin yanında dolandırıcılık endişesi taşıyanlar bile oluyor.
Canlı cansız tüm varlıklara karşılık beklemeden hizmet yolu olan gönüllülük duygusu, çocuklukta aileden başlayarak yaşamın tümüne yansıtılmalıdır. Anneler, babalar, okullarda öğretmenler, çocukları yarış atı gibi koşturmak, test çözmeyi öğretmek yerine huzur içinde öğrenmeye, hayata hazırlanmaya ve insan olmaya yönlendirmelidirler. “Komşunu kendin kadar sevmeden”, toplumsal sorumluk duymadan,  paylaşmadan insanlık yolunda yürümek olası değildir.
Toplumsal mutluluk
Çocuk veya genç, ailesiyle birlikte toplumun bir parçası olduğunun bilincine ulaşmalıdır. Toplumsal mutluluk olmadan bireysel mutluluğun çok anlam ifade etmeyeceğini anlamalıdır. Ailenin ve öğretmenlerin çocuklara toplumsal sorumluluklarını öğretmeleri toplumun geleceği yönünden büyük önem taşır. Anayı, babayı, öğretmeni en iyi tartan çocuklardır. Eksiklerini, kusurlarını hemen görür, ilişkilerini ona göre kurarlar. Bu nedenle çocukların örnek aldıkları aile bireyleri ve öğretmenlerin sergiledikleri yaşam çok önemlidir. Anlatımları içten ve inandırıcı olmalıdır. Öncellikle kendileri akıllarını ruhsal değerleri ile dengeledikleri, sevgiyi, şefkati, merhameti, temiz vicdanı yol gösterici olarak kabul ettikleri bir yaşam biçimi oluşturmalı; topluma saygı ve sorumluluk duygusu içinde örnek olmalıdırlar. Gönüllülük hem öğrenilmeli, hem yaşanmalıdır.

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/dusunenlerin-dusuncesi/gonulluluk-hem--ogrenilmeli-hem-yasanmali--2399259/

Sevgiyle kalın...

11 Ocak 2017 Çarşamba

İyi, kaliteli ve huzurlu bir yaşama ulaşmanın 40 etkili yolu


3S’Yİ UNUTMA
1- Üç S’yi unutma: Kendine saygı; başkalarına saygı; her şeyde sorumluluk.
2- İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap.
3- En sevdiğin şiiri mutlaka ezberle.
4- Dinlediğin her şeye inanma. Sahip olduğun her şeyi harcama. İstediğin kadar uyuma.
5- “Seni seviyorum” dediğinde cidden söyle. “Üzgünüm” dediğinde o kişinin gözlerinin içine bak.
6- Başkalarının düşleriyle asla alay etme.
7- “İlk bakışta aşk”a inan. Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur.
8- Anlaşmazlık durumlarında dürüst ol.
9- Kimseyi kırma, hakaret etme.
10- İnsanları yargılama.

İKİNCİ 10

KAYBETTİĞİNDE DERS AL
1- Yavaş konuş ama hızlı düşün.
2- Biri sana yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse gülümse ve en büyük aşkın, en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla.
3- Anneni ara.
4- Biri hapşırdığında “Çok yaşa!” de.
5- Kaybettiğinde ders al.
6- Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
7- Hata yaptığını fark ettiğinde onu hemen düzelt.
8- Telefona cevap verirken gülümse. Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır.
9- Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığında konuşma yeteneğin her şeyden daha önemli olacak.
10- Biraz yalnız kal.

ÜÇÜNCÜ 10

BİLDİKLERİNİ PAYLAŞ
1- Değişikliklere kucak aç ama değerlerini asla yitirme.
2- Suskunluğun bazen en iyi yanıt olduğunu unutma.
3- Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret.
4- Daha iyi ve saygın bir hayat sür. İlerde, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.
5- Allah’a güven ama arabanı kilitle.
6- Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir. Huzurlu ve uyumlu bir ev ortamı yaratmak için elinden geleni yap.
7- Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde o anki duruma önem ver.
8- Geçmişte çok yaşama.
9- Satırlar arasını da oku.
10- Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yolu da budur.

DÖRDÜNCÜ 10

DUA ET
1- Dua et. Duada ölçülemeyecek bir güç saklıdır.
2- Gezegenimize karşı nazik ol.
3- Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
4- Başkalarının işine burnunu sokma.
5- Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git.
6- Çok para kazanıyorsan eğer hayattayken başkalarına yardım et. Bu şansın sana verebileceği en büyük tatmindir.
7- Unutma, istediklerini elde edememek bazen büyük bir şanstır.
8- Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma.
9- İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin, en iyi ilişki olduğunu unutma.
10- Başarını, elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.

http://www.hurriyet.com.tr/iyi-kaliteli-ve-huzurlu-bir-yasama-ulasmanin-40-etkili-yolu-40331262

Sevgiyle kalın...

22 Aralık 2016 Perşembe

OECD PISA SONUÇLARI

Slm,

paylaşmak için epey geç kaldığımın farkındayım ancak yettim.

2016 PISA sonuçları açıklandı. PISA nedir? le başlayayım. Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.
Uluslararası eğitim değerlendirme testi , 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi. OECD’nin yürüttüğü Pisa testi her üç yılda bir yapılıyor.
Araştırmanın sonuçlarına göre, Singapurlu öğrenciler matematik, bilim ve okumada en yüksek notları alarak en başarılı öğrenciler oldu. Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada da 35 OECD ülkesi arasında en başarılı ülkeler oldu. Türkiye ise en alt sıralarda yer aldı.

Bilim:

OECD ülkelerinde eğitim gören öğrencilerin yüzde 7.7’si bilim konusunda testte en yüksek sonuçları aldı. Singapur’da 4 öğrenciden 1’i, Tayvan, Japonya, Finlandiya’da 7 öğrenciden 1’i de bu seviyede.
20 ülkede ise öğrencilerin sadece yüzde 1’inden azı en yüksek notları aldı. Bu ülkelerden biri de Türkiye. Türkiye’de bu oran yüzde 0,3 seviyesinde. Finlandiya, kız öğrencilerin bilimde erkek öğrencilerden daha başarılı olduğu tek ülke. OECD ülkelerinde erkek öğrencilerin yüzde 25’i, kız öğrencilerin yüzde 24’ü ileride bilim ile ilgili bir işte çalışmak istediğini söylüyor. Kız öğrencilerin çoğu sağlık sektöründe çalışmak istediğini belirtirken, erkek öğrencilerin çoğu ise bilişim ve iletişim teknolojilerin ya da mühendislik alanında çalışmak istiyor.

Matematik:

Singapur, Hong Kong (Çin), Makao (Çin) ve Tayvan matematik konusunda başı çekiyor. Japonya’daki öğrencilerin performansı ise OECD ülkeleri arasında en iyisi. Türkiye’deki öğrencilerin matematik testindeki başarı ortalaması OECD ülkeleri ortalamasının altında. Türkiye’nin başarı seviyesi Birleşik Arap Krallığı, Şili, Moldova, Uruguay, Karadağ, Trinidad ve Tobago, Tayland ve Arnavutluk ile benzerlik gösteriyor.

Okuma:

Singapur, Hong Kong (Çin), Kanada ve Finlandiya okumada en iyi performansı gösteren yerler oldu. İrlanda, Estonya, Güney Kore, Japonya ve Norveç de OECD ortalamasının üzerinde kalırken, 41 ülke OECD ortalamasının altında kaldı. OECD ülkeleri arasında Kanada ve Finlandiya başı çekiyor, Türkiye ve Meksika ise en sonda yer alıyor.
Raporda Türkiye, tüm alanlarda OECD ortalaması altında kalsa da, değerlendirmelere ilk kez katıldığı 2003'den bu yana Matematik’te iyileşmekte olduğu belirtiliyor.Brezilya, Almanya, İtalya, Meksika, Polonya, Portekiz, Rusya, Tunus ve Türkiye'nin 2003 ve 2012'deki matematik performansı düşük öğrenci sayısını OECD ortalamasını yakalayamasa bile en fazla azaltan ülkeler olduğu belirtildi.

 http://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/pisa-2016-sonuclari-ve-turkiyenin-cozemedigi-matematik-1090252/
 
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/selcuk-sirin/kusura-bakmayin-egitim-yazdim-40310832

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/selcuk-sirin/verdiginiz-odevler-bir-ise-yaramiyor-40317201


Sevgiyle kalın...

18 Aralık 2016 Pazar

Bal Kabağı Tatlısı



Malzemeler:

1 kg kabak
2 su bardağı şeker
1/2 çay kaşığı tuz
Kavrulup dövülmüş fındık veya ceviz

Yapılışı: Kabağı orta büyüklükte dilimledikten sonra üzerine 2 su bardağı şekeri ekledim. Buzdolabında 16 saat bekledi (internette 3 saatin de yeterli olacağı yazıyor benden kaynaklanan koşullar nedeniyle 16 saat bekletmek zorunda kaldım). Şeker tamamen erimişti, tuzu ekleyerek orta ateşte kabaklar yumuşayıncaya dek pişirdim. Büyük dilimlediğim kabakları ters-yüz ettim(toplam yarım saat civarı pişti), kabak piştiğinde şeker iyice koyulaşmış adeta reçel kıvamında idi. İlk dakikalarda tencerenin kapağı kapalı idi ama  şeker koyulaşmaya başlayınca kapağını kapatmayın taşıyor ayrıca yayvan bir tencere kullanın, kabaklar üst üste gelmesin. (Ocakta pişirdikten sonra fırında 10-15 dk civarı 200 derecede pişirirseniz daha güzel oluyor) Pişdikten sonra kabakların rengi çok güzel oldu. Kalan kabakları ağda kıvamına gelen şekeri ile birlikte cam kaba alıp dolaba yerleştirdim. Ertesi gün şerbeti sıvı halde buldum gayet güzeldi. Dövülmüş fındık veya cevizle servis yapın. Pek güzel bir tatlı mutlaka yapın. Çocuklarınıza şimdiden sevdirin, damak tadı oluşsun. Afiyet olsun



Afiyet olsun
Sevgiyle kalın....

4 Kasım 2016 Cuma

25 Ekim 2016 Salı

Domates soslu acı biber

Slm,

fazla acı cin biber vardı bitiremeyince internetten tarif üzerine yaptım ve pek beğendim.  Acı biberi seviyorsanız mutlaka deneyin.  Bu tarif internette acı biber turşusu olarak da geçiyor.

Malzemeler:
Küçük (cin) acı biber  (tahmini 2 su bardağı)
Domates (2-3  orta boy)
Sirke (1/2 su bardağı)
Zeytinyağı (1/2 su bardağı)
Tuz
Maydanoz (isteğe bağlı)
Sarımsak (5-6 diş)
1 çay kaşığından az şeker

Yapılışı: Domatesleri rendeleyin, maydanozları doğrayın, sarımsakları temizleyin, biberlern saplarını kesip temizleyin ve tüm malzemeyi karıştırın, cam kavanoza doldurun (kavanozu ağzına kadar doldurmayın biraz boşluk kalsın)  üzerine tekrar azıcık zeytinyağ döküp kapağını kapatın. Taşma ihtimaline karşı kavanozun altına bir kap yerleştirin, ben yaklaşık 2  hafta sonra yemeye başladım ama tahminim daha kısa sürede de açıp yiyebilirsiniz. Afiyet olsun



Sevgiyle kalın...

Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç- Erdal Demirkıran

Bazen kitap okumaktan sıkılırsınız ve arada çerez niyetine farklı bişey okumak istersiniz ya öyle bi kitap. Arkadaşımın tavsiyesi ile okudum. Bazen kahkahayla güldüm, bazen sıkıldım, Türkiye'nin kadın-erkek profilini düşündüm, Türkiye'nin halini ahvalini, geleceğini düşündüm, bazen kendimi düşündüm, bazen bu da mı var dedim, bazen akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin ne kadar doğru bi söz diye düşündüm,  bazen hangi kadın olmak daha iyi bilemedim...... 
Bitince kendimi diğer kitaplarıma hazır hissettim.





Sevgiyle kalın..