Sayfalar

29 Şubat 2024 Perşembe

Bu Bir Kremalı Bisküvi'ye Veda Belki de "Özlem" Yazısıdır

     Aşağıdaki resmi bir müzede çektim ancak hangi müze, hangi il not almadığım için unutmuşum bilgi veremiyorum.

    Şimdinin gençleri çocukları bilmez, eskiden bisküvi - gofret evlere resimde görülen 5 kg lık kutularla alınırdı. Bugünkü gibi markete günde on kez değil, bir kez bile  gidilmezdi. Tahmin ediyorum 1979-1980 li yıllar olsa gerek. Bizim oraların (Karadeniz) eski evlerinde "ocak" denen bir yer olurdu, ateş yakılan, yemeklerin piştiği, sacda ekmek, fetir yapılan bir köşe... oranın üzeri betonla dondurulur,  baca da bu köşede olurdu (Ocak mutfakta olurdu, oturma salonu, mutfak için aynı mekan kullanılırdı).  5 kg lık kremalı bisküvi (5 kg lık gofretle de olurdu ama benim favorim kremalı bisküvi idi) ocak dediğimiz bu bölümün üzerine konurdu. Aney muhtemelen uzanıp alabiliyordu ama biz çocuklar için oraya çıkmak marifet isterdi. Tam olarak hatırlamasam da yanılmıyorsam her sabah kahvaltı ile birlikte tüm kardeşlere eşit miktarda bisküvi taksim edilir ve tekrar kutusu ile birlikte ocağın üzerine bırakılırdı... taaa ki yarın sabaha kadar.

    Zayıf ve haliyle hafif, muhtemelen de hareketli bir çocuktum. Sabah verilen miktarla yetinmiyordum ki, nasıl tırmanıyorsam (gerçekten hatırlamıyorum) ocağın üzerine (düz duvar) tırmanıyor, kutunun arkasına saklanıyor ve yiyebildiğim kadar "kremalı bisküvi" yiyordum. O kadar çok yiyordum ki sandviç şeklinde olan bisküviyi açıp, ortasındaki  taze kaymakları biriktiriyor, 4-5 kat biriktirdikten sonra boool kreması ile birlikte iki bisküvi arası sandviç yapıp enfesle yiyordum. Bu keyifli kaçamağı!? çoğunlukla sabahları (demek ki erken uyanıyormuşum ve aney sabah iş yetiştirme koşuşturmasında iken,,) ve nadiren de öğleden sonraları yaptığımı hatırlar gibiyim. Sabah gizli kaçak bi dünya yemiş olsam da kardeş payı yapılan taksime hiçbir zaman da hayır demezdim. 

    Kaçamak esnasında bazen yakalanırdım o da göründüğüm için değil (pek ufak tefek olunca gizlenmek kolay olurdu), kutuyu kapatayım derken çıkan ses nedeniyle yakayı ele verirdim. Yukarı tırmanırken düşüp de bi yerlerimi kırmayayım diye tedbir düşünüldüğünü ve sıkı sıkı tembihlendiğimi, canın isteyince bize söyle denildiğini hatırlıyorum ve muhtemelen çıkamayayım diye yeni tedbirler de alınıyordur ama elhamdülillah onun da üstesinden geliyordum ki, bu durum hep süregeldi. Belki de lezzeti o adrenalindeydi kim bilir?

    Bugünkü pencereden bakınca, muhtemelen aney her engeli aşıp hedefe bi şekilde ulaştığımı fark ediyordur da ses çıkarmıyordur diye düşünüyorum. 

    Yaptıklarım için hiiiç pişman değilim, iyi ki yapmışım.... Uzuuun yıllar bu lezzeti aradım durdum. Bool kremalı bisküvi adı altında çoook aldatıldım, hiçbir zaman o lezzeti bulamadım......... Sonra yavaş yavaş damak lezzetim kayboldu, galiba unuttum/unutmuşum.





Esen kalın..

9 Şubat 2024 Cuma

Tavuklu Sebzeli Kaşarlı Pide

 Slm,

Tarifi unutmamak için arşivime ekleyeyim dedim. Normalde kavrulmuş kırmızı veya beyaz et + kaşar peyniri ile yapardım o da güzel oluyor bu tarifi unutabilirim diye ekleme gereği duydum. Harcının içinde sebze de olduğu için daha hafif ve güzel bir tat çıktı ortaya. 

Malzemeler:

Hamuru için (göz kararı):

Un, tuz, şeker (1 çorba kaşığı gibi), su/süt, maya, (olmasa da olur yarım çay bardağı gibi sıvıyağ ayrıca sütün kaymağını da ekledim)

İç Harcı:

2 parça tavuk göğsü

1 orta boy soğan

2 ad kırmızı biber

3 su bardağı (civarı) rendelenmiş kaşar peyniri

1 - 2 orta boy domates (tercihen)

3-4 ad yeşil biber

karabiber, tuz, sıvıyağ

Kekik (tercihen)

Üzeri için yumurta sarısı


Yapılışı: Hamuru yoğurup 30-40 dk mayalanmaya bırakın. 

İç Harcı: Tavuk göğsüne suyunu çekince çok ince doğradığım soğanı ekledim 3-4 dk sonra domatesi ekledikten sonra 1 dk gibi sonra önce kırmızı sonra yeşil biberleri ekledim tahmini 2 dk sonra baharatları ekleyip ocağı kapattım. Hamuru açıp az kaşar ekleyip üstüne harcı ekledim. Harcın üstüne de az kaşar ekleyip (harcın dağılmasını engeller diye düşündüm) yumurta sarısını sürüp ısıtılmış fırına 190-200 derecede 12-15 dk gibi pişirdim. Pideye şekil vermede pek marifetli olamasam da lezzeti güzel oldu ellerime sağlık :) 









Afiyet olsun sağlıcakla kalın...



10 Ocak 2024 Çarşamba

Kuru Domates Salatası/Mezesi

 Slm,

Uzuuun zamandır yazmadım yeniden merhaba diyelim. Bu tarifi yıllar önce yazmıştım. Huyumdur neyi beğenirsem sorarım soruştururum yazarım ama sıra yapmaya gelince pek tembelimdir. Bazen yazdığım tarifleri dahi unuturum nerede görmüştüm beğenmiştim, nerede yemiştim gibi... Hatırlatmak için olay anını da yazmam gerek. Derslerde aldığım notları temize geçersem daha zor hatırladığımı fark etmiştim eskiden. Halbuki ilk notlarda sınıftaki bir olay, hocanın bir mimik hareketi, bir cümlesi vs hatırlanıyor ve o ana dönüyorsun ancak notları temize geçince o anlar da siliniyor. Hafıza sorunum birazcık yok değil (bu cümlemi ablam ve arkadaşlarım okuyunca ne düşünüp söyleyeceklerini biliyorum :)), unutkan biri olarak belki ben öyleyimdir bilemiyorum. Bu tarifi Milas'a covid sonrası gittiğim ilk tatilde (orman içi, sivrisineklerden bunaldığımız yer) tattım, pek beğendim  paylaşıyorum.

Malzemeler: Nar ekşisi, ceviz, bol maydanoz, az yenibahar, az kekik, pul biber veya az isot, zeytinyağı, sarımsak, 

Yapılışı: Domateslerin üzerini kaplayacak kadar sıcak su ekleyin,  yumuşayınca suyunu süzüp domatesleri sıkıp fazla suyunu alın (sulu kalırsa sosu iyi çekmediği için lezzet farkı olur). Maydanoz hariç tüm sos malzemelerini iyice karıştırıp ocağa alın ve domates kurusunu ekleyin 3 dk civarı kavurun (ne kadar kavrulduğunu not etmemişim ortalama süreyi yazdım) iyice harmanlayın üzerine maydanozu ekleyip ocağı kapatın afiyet olsun





Sevgiyle kalın...


Kovboy Şal



Slm,

Kovboy şal, baktüs şal, Jennıfer Lopez  şalı belki de Jennifer Lopez baktüs şal hepsi aynı model anladığım kadarı ile.

ipim alize ebruli
şiş ölçüsü 3,5









http://ayselmelike.blogspot.com/2013/10/kovboy-sal.html alındı.



24 Nisan 2022 Pazar

Kolay Ekşili Çorba

Yaptığım birçok yemeği, çalışmayı vs sonra unutuyorum, blogu ilk açma nedenim de kendime bir arşiv oluşturmaktı. Bazen yoğunluk nedeniyle ihmal ettiğim oluyor ama o beni hiç terk etmedi.
Bugün ekşili çorbaya benzer bir çorba paylaşacağım. Pek tariflere uyabilen biri değilim çoğunlukla elde ne varsa veya zamanım neye yeterse ona göre.... Ekşili çorba pek lezzetlidir geniş zamanda köfteciklerini hazırlayıp buzluğa koymak lazım. Akşamın dar vaktinde zamanım yoktu kendimce aynı malzemeyle pratik, yalancı, kolay artık adına her ne derseniz... öyle bir çorba yaptım pek güzel oldu.

Malzemeler (tüm malzemeler ortalama ölçüdür göz kararı yaptım)

150-200 gr kıyma
1 su bardağından az haşlanmış nohut veya fasulye
1 havuç minik minik doğranmış
1 orta boy patates minik minik doğranmış
1 soğan çok ince doğranmış
1,5 avuç pirinç
1-2 diş sarmsak incecik doğranmış
2 yemek kaşığı un
Maydanoz
Tuz  ve sıvıyağ

Terbiyesi için

1 yumurta sarısı
1/2 limon suyu

Yapılışı:

Kıymayı suyunu salıp çekene dek pişir, soğanı ve sarımsağı ekle 2 dk civarı çevir, patates, havuç, pirinç, fasulyeyi ekleyerek 2 dk civarı pişir ve unu ekleyerek 2 dk civarı kavur. Üzerine sıcak su ekleyerek kaynayana dek karıştır pirinçler pişince terbiyesini ekle ve 3 dk civarı pişince ocağı kapat 3 dk civarı sonra ince kıyılmış maydanozları ekle. Terbiyesi için yumurta sarısı ve limon suyunu iyice karıştır ve çorbaya eklemeden önce çorbanın suyundan birkaç kaşık ekleyerek karıştır ki kesilmesin. Afiyet olsun





Afiyet olsun.... Sevgiyle kalın...

28 Mart 2021 Pazar

Bir Kadın Gittiğinde - Bekir COŞKUN

 Kadınlar gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur:


Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.

Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.

Sık sık boynunu büker "sarıkız".

O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.


Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.

*

Bir kadın gittiğinde.
..

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider...

Bir dost...

Bir arkadaş...

Bir sevgili...

Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

*

"Güzin Abla gitti..." 
dediklerinde, kaç kişinin gittiğini ve arkasında kalan "yetimlerini" düşündüm.

O benim dostumdu.

Dün Feyza’yı arayıp başsağlığı diledim.

O canımın sıkıldığı gün telefonda "Sana gelen bana gelsin" diyen sesini hiç unutmamıştım.

Yine ıslandı göz pınarlarım, ben dahi yetim kaldım.

Sözcükler yetim kaldı.

Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.

Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, annesi gitmiştir "geç kalma"nın.

Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.



6 Haziran 2020 Cumartesi

Yoğurtlu Pancar Salatası (İsmihan'dan)

Bir denedik soframızın vazgeçilmezi oldu. Pancar aşina olduğum ve yediğim bir sebze değildi taaa kiii bu salataya kadar. Hazırlık aşamasında eldiven kullanmak gerekir. Denemek amaçlı 1 tanesini rendeleyerek buzluğa koydum. Bir süre sonra deneyip paylaşacağım. Niyetim hepsini rendeleyip buzlukta muhafaza etmek çünkü hazırlık aşaması bayağı bir renkli ve etrafa da renk saçıyor.

Malzemeler (malzemeler göz kararı)
1 ortadan biraz iri pancar (resimde görünen her bir pancardan birer salata yapıldı)
Üzerini süslemek için maydanoz vs veya fındık, ceviz vs
Sos için:
2-3 diş sarımsak
1 kase sulu olmayan yoğurt

Yapılışı:
Pancarı soyularak rendele. Zeytinyağında harlı ateşte dişe gelecek şekilde kavur (tahmini 3-4 dk), tuz ekle ve ocağı kapat, soğumaya bırak. Sarımsağı iyice ez ve yoğurtla karıştır. Pancarı yayvan bir kaba al ve üzerine sarımsaklı yoğurtla kapla üzerini süsle
Kavururken ocağın en küçük gözünde kavurmaya çalıştım ve su bıraktı, sulu bir salata oldu ve pek hoş olmadı. Bu salatanın püf noktasını orta gözde harlı ateşte diriliği gitmeyecek kadar (2-3 dk) kavurmak diyebilirim.
Afiyet olsun











Aşağıdaki çiçeği ilk defa gördüm bir parkta. Çınara benzer bir ağacın çiçekleri pek güzellerdi...
 Afiyet olsun.... Sevgiyle kalın...

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Elmalı Kek (Meryem'den)

Slm,

Muhteşem bir kek... hafif bir lezzet acaba birazcık da pastamsı mı demeliydim...  vazgeçemeyeceğiniz bir lezzet...  rutin tarif listenize hemen alıverin.

Malzemeler:

3 elma
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağından biraz eksik sıvıyağ
1 vanilya
1 kabartma tozu
2 su bardağı un (az az ekleyin)
1 su bardağı fındık (kavrulmuş ve 2 veya 3 e bölünmüş -iri parçalanmış-)
1 tatlı kaşığı tarçın

Yapılışı: Normal kek yapar gibi yapın ama elmaları kabartma tozundan önce ekleyin.
180 derecede yaklaşık 40 dk pişirin. Pişince üzeri çıtır çıtır ve incecik oluyor ertesi güne biraz yumuşuyor o nedenle yiyeceğiniz gün yapmaya özen gösterin. Afiyet olsun



Afiyet olsun....

6 Aralık 2019 Cuma

Midye Tava (Serap Teyze'den)

Slm,

Midye yiyeceğim hiç aklıma gelmezdi, yemem-yiyemem diye düşünürdüm. Sevgili arkadaşım Büşra annesinin güzel midye tava yaptığını ailece pek sevdiklerini söyleyinceee.... hemen atladım.

Bu arada tesadüfen öğrendiklerim Türkiye de yılda 70 bin ton midye tüketiliyormuş ve 60 bin tonu kaçak nereden geldiği belli değilmiş. Midye suyu filtre ederek temizliyormuş (bilgi Güven İslamoğlu).

Ayda yılda bir kez yiyoruz bişey olmaz diye tarator sosla birlikte 2 adet midye sandviçi götürdüm. Sandviç ekmeğinin tabanına tarator sosu bi güzel döşeyin üzerine bol midyeyi dizin sandviç hazır. Tarifini de sıkı sıkıya aldım ki sık olmasa da yapayım bu lezzetten yeterince mahrum kalmışım yetti gari.. Tarif göz kararı inşallah Sultanreşat Pilavı tarifi gibi olmaz. Efendim duymayanlarınız için rivayet odur ki zamanında İngiliz elçi sarayda pilav yer ve pek beğenir aşçısı tarifi alır ve yapar amma velakin sarayda yenilenle yapılan pilavın Allah'ı birdir. Saray aşçısına tarif sorulur, göz kararı tereyağ, göz kararı su, el kararı pirinç, göz kararı kavrulur vs ... şeklinde uzayıp giden bir tarif. Serap Teyze sağ olsun saray aşçısı gibi tarifi verdi. Biz gençler!!  her bişeyi ölçüyle yaptığımızdan inşallah yapa yapa tuttururum.

Midye Tava için;

Midye
Sıvıyağ (kızartmak için)

Sos için: Yumurta, un, soda, tuz (hepsini iyice karıştırın ne katı ne sıvı olacak)

Midye (hazır alınmış) sosa bulayıp yarım saat civarı beklettikten sonra tekrar sosa batırarak iyice kızgın yağda pişirin.

Tarator Sos için;

Bir avuç iri kıyılmış ceviz,
Süzme yoğurt,
1 yemek kaşığında az mayonez,
2-3 dilim bayat ekmek içi,
2 diş sarmsak,
Az tuz,
Az zeytinyağı,
1/2 az limon suyu
El rondosunda malzemeleri karıştırın, cevizi iri bırakın sos hazır.













Afiyet olsun


31 Temmuz 2019 Çarşamba

Eleştiriye ceza değil yanıt verilir

Uzuuun zamandır gözlemlediğim adeta kronikleşen duruma "cuk" oturdu bu cümle. "ELEŞTİRİYE CEZA DEĞİL YANIT VERİLİR".
Bir de "İHBAR KOVUŞTURULUR İHBARI YAPAN DEĞİL" demek geldi içimden..
Kaybolan değerlerimiz...

11 Temmuz 2019 Perşembe

Taflan/karayemiş kavurması

Slm,

Yöresel bir lezzetimizi daha arşive ekliyorum. Hiiic zamani değil tazesi varken şu mevsimde... benden de böyle olsun. Taflan, karayemiş, karamiş biz kullanmasak da laz kirazı artık adına ne derseniz hepsi de doğru. Bol bol yetişir Karadeniz'de. Kan şekerini dengelemekten, demir eksikliğinin giderilmesine kadar birçok faydaları var. Karadeniz insanının atarlı, sabırsız  hallerini düşününce taflanın faydaları listesinde sadece "sinirleri yatıştırır" ifadesine pek inanasım gelmedi ama olsun gece gündüz sürekli yenmediği için kanda bu etkisini gösterecek düzeye gelmediğine kanaat getirdim kendimce..

Ölçüler göz kararı.

Taflan/karayemiş kavurması:

1 kase taflan tuzlusu (en az 4 saat öncesi çekirdekleri çıkarılıp suda bekletilmiş)
Bol soğan (2-3 orta boy)
Tereyağ
Zeytinyağ

Yapılışı: Taflan tuzlu olduğu için suyunu 1-2 kez değiştirmekte fayda var. Tuzundan arınmış taflanı hafif sıkarak kavurmaya hazır hale getirin. Soğanları zeytinyağ ve tereyağda yavaş yavaş karamelize edin. Taflanı ekleyerek biraz uzun soluklu kavurun, taflanlar yağ+soğanı iyice özümsesin. Sıcak servis yapın.
Bir arkadaşım kavurma esnasında ince kıyılmış mısır ekmeği ekleyince lezzetinin daha da güzel olduğunu belirtti henüz denemedim unutmamak için kayıtlarımda olsun diye yazıyorum. Yemeklerin yanında, çay saatinde garnitür gibi tüketiyoruz. Afiyet olsun







Sevgiyle kalın..

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Carlos Santana/Neşet Ertaş "İnsan Olabilmek" üzerine.. İçimizi ısıtan iki örnek... Hikaye değildir

1989’da İstanbul’a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest. Dinlenmek yerine “Çıkalım İstanbul’u dolaşalım.” diyor. Yanına bir rehber veriliyor. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Ayasofya derken, Santana güzel bir çay bahçesi görüyor. Hem üstadı dinlendirelim hem de bir Türk kahvesi içsin diye bahçede bir masaya oturuyorlar. O ana kadar koca Santana’yı bir Allah’ın kulu tanımıyor. Resimdi, imzaydı diye taciz eden de yok… Rehberle beraber kahveleri höpürdeterek sohbet ediyorlar. Birden çay bahçesinin önünden geçmekte olan boyacı Roman çocuklar bağırmaya başlıyorlar: “Heyy!.. Hello Santana! Welcome İstanbul! I love you Santana!” Çay bahçesinin garsonları çocukları tersliyor. Santana rehberine diyor ki: “O çocukları buraya çağır, ben içeri gelmelerini istiyorum.” Boyacı Roman çocuklar sandıklarıyla beraber dalıyorlar çay bahçesine... Rehber söylediklerine tercüman oluyor, başlıyorlar koca Santana’yla sohbete... Diyorlar ki “Sen dünyanın en büyük gitar ustalarındansın. Senin çizmelerini boyayalım, kıyağımız olsun, beş kuruş istemeyiz…” Santana çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor… Çocuklara gazoz, kola ısmarlıyor. Sonra da soruyor tabii: “Geldiğimden beri beni İstanbul’da kimse tanımadı. Peki, bu çocuklar beni nasıl tanıdı?” Çocuklar anlatıyorlar: “Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okur. Fırça sallarken arada gazetelere de bakıyoruz tabii. Resmini orada gördük. ‘Dünya yıldızı Santana İstanbul’a geliyor’ yazıyordu, oradan tanıdık seni.” Çizmelere boya cila yapılıyor. Santana para vermek istiyor ama çocuklar almıyor. “Peki” diyor Santana, “Yarın akşam konserim var, beni dinlemek ister misiniz?” Rehberden ikişer kişilik davetiyelerden alıyor, çocuklara veriyor. Ertesi akşam Açıkhava’da müthiş bir izdiham var. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle konsere geliyorlar. Ana kapıdan giremiyorlar, çünkü Santana misafirlerine VIP davetiye vermiş, çocuklar nereden bilsin. VIP kapısına gelince kıyamet kopuyor... “Kimden çaldınız bu davetiyeleri?” Çocuklar, “Biz kimseden çalmadık abey, biz Santana’nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize” deyince, ‘Hadi ulan!’ diyerek ve sille tokat tartaklayarak çocukların ellerinden davetiyeleri alıp kapıdan kovuyorlar. Ama Santana’nın VIP misafirleri pes etmiyor... Sanatçıların arka giriş kapısını buluyorlar. “Santanaaa! Santanaaa! Help... Help!” diye hep bir ağızdan basıyorlar feryadı. Bir şekilde rehbere haber gidiyor, o da gidip durumu Santana’ya anlatıyor. Sonra da rehber çocukları alıp kulise, Santana’nın yanına getiriyor. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatıyorlar. Santana çok üzülüyor ve sinirleniyor: “Misafirlerimi alın ve yerlerine oturtun.” Boyacı Roman çocuklar rehberle beraber sahne kenarından seyircinin arasına iniyorlar. Büyük sorun oluyor... Çocukların yerlerine çoktan birileri oturmuş bile. Görevliler bir şey yapamıyorlar... Dakikalar geçiyor ama sorun çözülemiyor. Sonunda merdiven basamaklarına birer minder koyulup Santana’nın VIP misafirlerini oraya oturtarak olayı bağlıyorlar. Rehber tekrar Santana’nın yanına gidiyor ve olanları anlatıyor. Sanatçı diyor ki “Git onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz... Eğer sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, koltuklarda görmezsem tek bir nota çalmam. Sahneye çıkarım, olayı anlatır, veda eder giderim. Tazminat falan da umurumda değil, bedeli ne olursa olsun öderim.”
Konserin başlaması lazım ama bir türlü başlamıyor. Alkışlar, ıslıklar başlıyor. Ve işler karışıyor. VIP bölümünde bir kargaşa var... Bu defa görevliler durumun vahametinin farkında. Çocukların koltuklarında oturanlar tek tek koltuklardan kaldırılıyorlar. En ön orta protokol koltuklarına Santana’nın VIP misafirleri olan Roman çocuklar oturuyorlar... Arkaya “Tamam” diye haber gidiyor, ışıklar açılıyor, sahne aydınlanıyor ve Carlos Santana sahneye çıkıyor… Yer yerinden oynuyor. İlk iş olarak ön tarafa bakıyor, misafirleri yerinde mi diye... Çocukları görüyor, bakıyor ki herkes mutlu… Başparmağını yukarı doğru çevirip VIP misafirlerine bir OK çekiyor. Sonrasında o sihirli parmaklar gitarının tellerine gömülüyor. Açıkhava’da sanki gitarından binlerce beyaz güvercin çıkıyor. Uçuyor, uçuyor, Santana’nın misafirlerinin üstünde sortiler yapıyor (Facebook’tan alınmıştır.).
Ben de size başka bir büyük sanatçıyla ilgili yaşanmış bir öykü anlatayım. Neşet Ertaş usta, yirmi yıldır Almanya’da biraz da ülkesine kırgın yaşamaktadır. Habire ‘Neşet Ertaş öldü’ diye haberler çıksa da o aldırış etmez. Bir gün TRT’de ‘Merhum Neşet Ertaş’ın eseri’ diye tanıtım yapılınca, ‘Olmaz böyle bir şey, hem de devletin kurumunda’ diyerek ülkesine dönerek konserler vermeye razı olur. İstanbul Açıkhava Tiyatrosu’nda ilk konser öncesinde ilgi olağanüstüdür. Aslında kendisi de çok heyecanlıdır. Sık sık ‘Bizim abdallar, Kırşehirliler geldi mi?’ diye görevlilere sorar durur. Hatta gidip sahnenin kenarından gizlice seyircilere bakar. ‘Bizimkiler yoklar. Onlar mutlaka gelmişlerdir de paraları olmadığından içeri girememişlerdir. Onları bulup getirin.’ der. Gerçekten de hemşerileri, yolun karşısındaki çimenlerde oturmakta ve ‘En azından sesini duyalım’ diye beklemektedirler. Konserde oturacak yer kalmadığından, onun çok sevdiği hemşerilerine ancak merdivenlerde yer bulabilirler. Neşet Baba’ya ‘Sizinkiler geldiler, yerlerine oturttuk’ diye haber verildikten sonra, o da muhteşem konserine başlar. Böylece büyük ustanın, kendi ülkesindeki ikinci doğuşu gerçekleşir. Kendisi çocukluğunda ilkokula bile gidemediğinden, eğitime çok önem vermektedir. Bu yüzden olsa gerek üç çocuğunu da Almanya’da üniversitede okutmuştur. Artık onların eğitimleri de bittiğine göre,  konserler sonrasında yeniden ülkesine geri döner.
Ona, devlet sanatçılığı payesi verilmek istendiğinde ‘Ben halkın sanatçısıyım’ diyerek kabul etmemiş. Yaşamı ve sanatı doktora çalışmalarına konu olmuş. İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından, 2011’de fahri doktora unvanı verilmiş. Almanya’da yıllarca saz öğretmenliği yapmış, hakkında belgeseller yapılmış, kitaplar yazılmış, araştırmalara konu olmuş. Eserleri, arkasından gelen pek çok sanatçı tarafından, en önemlisi de halkımız tarafından her zaman ve her yerde söylenilir olmuş. Abdallık kültürünün son efsanesi olarak bilinen Neşet Ertaş, hayatta olduğu dönemde “Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edilmiş. ‘Bozkırın Tezenesi’, arkasında pek çok eser bırakmış olan bu büyük ustayı, 2012’de kaybettik. Nurlar içinde yatasın Neşet Baba.                                    
İşte onun içindir ki Neşet Ertaş ve Santana gibi sanatçılara, virtüöz, muhteşem, büyük star demeden önce “Adam” diyorlar. Öğretmen, doktor, mühendis, avukat, iş adamı ve şöhret olunabilir. Ancak, gerçek sanatçı olmak öyle herkesin her istediğinde olabileceği bir iş değil. Yürek ister, mertlik ister, mütevazılık ister, bilgi ister, görgü ister, ister de ister…
Prof. Dr. Haldun GÜNER
Sevgiyle kalın....

Gençlerin Analizi

Bir arkadaşım WhatsApp dan göndermiş mutlaka paylaşmam gerektiğini düşündüm. Gençlik haksız değil ve acı gerçekleri yüzümüze haykıran gençlik mi geliyor ne? Dünyayı, ülkesini, yönetimi, koşulları sorgulayan, gözlemleyen, talep eden, düşünen gençliğin pek de çok olmadığını düşünen ben.. (pek umudum yoktu da...İnşallah utanacağım) Şimdi yazıyı paylaşayım.


Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.

Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor?

 Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.

Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.

Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?

Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?

Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?

Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?

Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?

Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?

Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?

Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.

Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.

Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.

Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.

Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.

Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.

Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!

Size bir şey söyleyeyim mi?

Yeni nesil pırıl pırıl.
Hiçbir sıkıntı yok.
 Asıl sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.

Son iki yılda kaç tane  film çekilmiş ve geçmişimizi anlatıyor.

Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?

Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki.
Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok!
Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!

Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!

“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın!
 Evet,
21 yaşındayım.
Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil,
hocam da Akşemseddin değil.

https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/salih-uyan/608599.aspx

Sevgiyle kalın..

8 Haziran 2019 Cumartesi

Zeytinyağlı Üzüm Yaprağı Dolması

Slm,

Bu yemeği göz kararı yapıyorum. O nedenle ölçüler tahmini, siz damak lezzetinize göre ayarlayın.

Malzemeler: 

Üzüm yaprağı
1,5  su bardağı pirinç
1/2 su bardağı yeşil mercimek
Bol bol soğan (4-5 orta boy)
2 diş sarmsak
1/2 demet maydanoz
Domates salçası
Sumak veya sumak ekşisi (sumak veya adını bilmediğim resimde görülen erikten 5-6 adet)
Zeytinyağı (bol)
  
Yapılışı: Yaprağınız taze ise  haşlayın.
Yukarıdaki iç malzemeleri hazırlayın, ekşi için erik kullanacaksanız 3-4  adeti küçük küçük doğrayıp harca ekleyin artanı üstüne ekleyin. İç harcı kavurmadan da yapıyorum ancak kavurunca daha güzel oluyor sanki. Suyunu göz kararı üstünü geçecek şekilde ayarlıyorum. Kalan erikleri üzerine koyuyorum. Pişmeye yakın üzerine biraz zeytinyağ daha gezdiriyorum. Bir de toprak güveç kullanıyorum bir de dolmanın üzerine ağırlık koyuyorum.  












Afiyet olsun

5 Haziran 2019 Çarşamba

Helva (hazır kavrulmuş undan)

Slm,

müthiş bir kolaylık, lezzeti de tıpatıp taze kavrulmuşun aynısı. Canım Esma Ablam sağ olsun, ondan öğrendim. Acayip pratik. Un helvasını seviyor ama kavurmaya zamanınız yok ise her zaman elinizin altında olsun.

Malzemeler:

1,5 su bardağı helvalık kavrulmuş un
1/2 su bardağından az fazla sıvıyağ
3 yemek kaşığı tuzsuz tereyağ
1 çimdik tuz

Şerbeti için:

1 su bardağı şeker (1,5 şekerli seviyorsanız)
2 su bardağı süt

Yapılışı: Süt+şekeri karıştırıp bir taşım kaynatıp ocağı kapattım. Sonra bir tencereye sıvıyağ+tereyağı ekleyip erittim ve un+tuzu ekleyip kısık ateşte 5 dk civarı kavurdum. Karışım sıcak  iken şerbeti yavaş yavaş karıştırarak ekledim (şerbet soğuğa yakın idi), bu arada ocak en küçük gözde kısık ateşte idi. Sütü tamamen çekince bir kaba alıp şekil vermeye çalıştım. Afiyet olsun.








Sevgiyle kalın...