Sayfalar

18 Eylül 2015 Cuma

Size yakışanı üstünüzden çıkarmayın! - Umur TALU



18 Eylül 2015 Cuma, 01:40:22 

Bize yakışan nefret dilidir.
Bolu’da “Kürt işçiler”e linç girişimini engellemek için “olay yeri”nde konuşan, sonra “saldıranlar adına onlardan özür dileyeceğim” diyen baba yanlış yapmış.
Bize yakışan; bir pusuda nefret kurşunları sıkmak, bir askerin ensesine sıkmak, dünyanın kahpelik kabul ettiği mayınları kullanmaktır.
Bize yakışan; bir halka, her halkı aşağılayarak “Siz Ermeni’siniz” diye bağırmak, sünnetli teşhislerine dalmak, “katliam” istemek, milletvekili iken bile ölümle tehdit etmek, vurulan çocukların annelerini yuhalatmak, gazetelere dergilere“hepinizi ezeceğiz” diye köpürmektir.

***

Bize bir “şehit babası”nın “Hepimiz kardeşiz” feryadı yakışmaz.
Bize “kardeşini boğmak” daha münasip kaçar.

Bize bir “şehit anası, babası”nın “Hani barış olacaktı” isyanı yakışmaz.
Bize o ana babaya “karaktersiz” demek yakışır.

***

Bize “sıvasız hanelerin çocukları”nın dağın iki yanındaki düşüşü üzerine düşünmek bile yakışmaz.
Bize efendilerin, ağaların, beylerin, otoritelerin kendi çocuklarını kollayıp yoksul çocukları kırdırdığı düzeni kutsamak yakışır.

***

Bize “Sizin çocuklar nerede peki?” diye sorgulamak yakışmaz.
Bize “Allah sizin çocuklara gani gani ömür versin; bizimkilerin 5’i de şehit olabilir”diye boyun eğmek yakışır.
Bize yoksul çocuklara tabut, efendilerin mahdumlarına kasa, kutu imal eden bir çarkı kurcalamak yakışmaz.
Bize o çarklara daha çok kan, daha çok ter, daha çok acı taşıyıp ağaların hayrına daha hızlı döndürmek yakışır.

***

Bize asker veya polis, insan haklarımızı, haysiyetimizi, çocuklarımızın hukukunu talep etmek yakışmaz.
Bize boyun eğmek, boyun eğdirmek, kendi hayatını unutup başka hayatlara nefretle dolmak yakışır.

***

Bize hayatı, barışı, siyaseti, başka hayatları da gözeten mücadeleyi seçmek yakışmaz.
Bize yola mayın döşemek, enseye kurşun sıkmak, karısının yanında bir askeri, kızının yanında bir polisi vurmak yakışır.

***
Bize başka insanların da dini, mezhebi, dili, kimliği, kişiliği, hürriyet ve hakları olduğunu kabul etmek yakışmaz.
Bize onların inancını, aidiyetini, varoluşunu aşağılamak yakışır.

***

Bize çocukları ayırmamak, her kim vurdu ise, her çocuğu kalbimize almak yakışmaz.
Bize ölü çocukları dahi çekiştirmek, parçalamak, lime lime etmek, tabutlarını bile bir ötekine düşman saymak, bir ötekine vurmak yakışır.

***

Bize “kimse böyle ölmesin” demeyi bilmek, ısrarla barışı, hayatı kutsamak yakışmaz.
Bize kendisi bedelli ayarlarken “şehitler ölmez” diye ölüm bağırmak yakışır.

***
Bize “faili meçhuller”le binlerce insan kaybedince bu kahpelikten kökten nefret, kime yapılırsa yapılsın öfke yakışmaz.
Bize katilleri, kahpelikleri, pusuları, infazları tasnif edip ayırmak yakışır.

***

Bize bir askerin hayattayken, çoluk çocuğuyla maruz kaldığı eziyeti sorgulamak yakışmaz.
Bize o ancak “şehit” olunca tabuta bayrak sarıp sıvasız bir haneyi “kutsallıkla”sıvayıp sonra onları unutarak sıvışmak yakışır.

***

Bize herkesin haysiyetini, hakikatini, hakkını teslim etmek yakışmaz.
Bize yerdeki işçiyi tekmelemek, esas duruşta esaslı duramayan gazinin vurulmuş platinli ayağını tekmelemek, acılı insanlara tokadı yersin diye söylenmek, nefret kusan kim varsa onları pohpohlamak yakışır.

***

Bize, vallahi anladığım odur ki, sarılmak yakışmaz.
Bize yarılmak yakışır; ille sarılacaksan, gırtlağa sarılmak çok yakışır.
Bize yakışan ne varsa üstümüze zaten yapışır.

Bize onları sıyırmak, onlardan sıyrılmak hiç yakışmaz!
                                                                         Umur TALU

Eyy baba yiğitler...Bu acı kaç richter hissediyor musunuz?


Çok düşündüm insanın içini acıtan bu görüntüleri paylaşıp paylaşmama konusunda. Paylaşıyorum  kararsızlıkla.
Şehit Mehmet Turhal.
Anne-babaya en büyük beddua  "çocuğundan sonra ölesin" demekmiş.
Ailesine dünyalarını başına yıkacak veya dünyada cehennemi yaşayacakları, acısını düştüğü yerin yaktığı ve onların anlayabileceği, tarifi imkansız acı,  büyük travma...
Annenin-babanın duydukları karşısında geçirdiği şok, annenin oturduğu yerden fırlaması, Yarabbim sen yardım et bu analara.
Duymuş mudur o ana-baba oradaki yetkilinin şehitlik mertebesinden bahsedişini, yüceliğini anlatmasını,  okuduğu kuranı duymuş mudur?
Acılı aileler medyada açıklanan "geniş çaplı operasyonlar başlatıldı?  şu kadar terörist öldürüldü? (kana kan, dişe diş, öcümüzü aldık, kanınız yerde kalmadı mı denmek isteniyor?) açıklamaları yapılınca acıları hafifliyor  mu?
Kaldı ki yetkili ağızlardan o kadar çok seri yalanlar duyduk ki ..... inanacak mıyız?
Yorulmadınız mı bunları duymaktan, zekanızla alay edilmesinden....

İkinci fotoğraf..... bir başka  sözün bittiği yer....

Savaşacaklar savaş kararı verenlerin evlatları olsa idi dünyada savaş olur muydu?

Evlatlar ölür, babalar ölür, eşler-kardeşler-abiler ölür, ...
gerçekten "şehitler ölmez mi"?
Bakın yakın tarihimize.....?
Hatta önümüzdeki günlere......?
Kimler nasıl ağıt? yakacak şehitlerimize....

Kefen giyenler,
beni de askere al diyenler,
biz şahadet şurubunu içmeye hazırız diyenler,
savaşa devam diyenler
Allah için  buyurun..... "ölmeyen şehitliğe",
kurutmayın fidanları, ocakları...

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/370689/Vicdansiz_sov.html


17 Eylül 2015 Perşembe

Doğu illerinde bütçe harcamaları


2015'in ilk altı ayında aşağıdaki illere bütçeden yapılan her 100 TL’lik harcamanın; 

Tunceli'ye yapılanın 59 TL’si,

Hakkâri’ye yapılanın 64 TL’si,

Şırnak’a yapılan harcamanın 55 TL’si,

 Bingöl ve Siirt’e yapılan harcamanın yaklaşık 40 TL’si 

savunma, kamu düzeni ve güvenlikle ilgili oldu.

Dikkat ediniz bu oranlar Temmuz öncesi yani henüz operasyonlar başlamadan önce yapılan harcamaların oranı,

operasyon sonrası oranların (2015 ikinci altı aylık dönem) tavan yapmaması muhtemel mi? 

Eğitim, sağlık hizmetleri ne durumda? var mı? ne kadar var?  kimlerin kazandığı/kaybettiği de ortada...........

Sebebi ne olursa olsun sizce bu savaş! (rant) biter mi?

Sevgiyle kalın...

Kahraman ?


Sevgiyle kalın...

16 Eylül 2015 Çarşamba

Al gözüm seyreyle ihtişamı!

Slm,

Selahattin Duman'dan tespitler...

Sarayına bakıp " Vay be... Ne büyük devlet" diye düşünenler ve düşünüldüğüne inanlar. Daireleri, uçakları altın kaplama olan mütevazi zihniyetler..
Bu makale sizlere ithaf olunur...




Sevgiyle, sadelikle kalın...

Kahvaltılık sos - Kışa hazırlık 2

Slm,

bu yıl yaptığım sos geçen yılkinden biraz daha farklı oldu.  http://aynurunaynasi.blogspot.com.tr/2013/09/ksa-hazrlk-kahvaltlk-sos.html 
Kayıt altına almak istedim.
Domatesleri rendelemiyorum, kolay, lezzetli, pratik, bol besleyici bir tarif. Deneyin şimdiden afiyet olsun.

Malzemeler:

10 kg domates
1 kg kırmızı biber
1 kg yakın yeşil biber
1/2 (1 kg da olabilir) patlıcan
4 iri soğan
3 baş sarmsak
kimyon
nane
kekik
zencefil
tuz
1- 1,5 su bardağı zeytinyağı
acı biber (tercihen)

Yapılışı:

Soğan ve zeytinyağını karamalize edin, küp küp doğradığınız yeşil ve kırmızı biberleri ekleyin ve soteleyin  (terletin derler ya öyle), sarmsakları, acı biberi de ekledikten sonra en son domatesleri de ekleyin, ben domatesleri rendelemiyorum doğruyorum. (Kendime önemli not: daha önceki yıllarda kaynadıktan sonra suyunu süzmek zorunda kalıyordum bu yıl domatesi sini üzerinde doğradım ve suyunu eklemedim ve süzmeye gerek kalmadı, kıvamı gayet iyi oldu, direkt kavanoza aktardım) Tuzunu ekledim yarım saatten fazla kaynadıktan sonra blenderden geçirdim, kimyon, kekik, nane, zencefil ekledim ve yaklaşık 5-10' kaynadıktan sonra sıcağına kavanozlara doldurup sıkıca kapaklarını kapattım ve kalın örtüyle sardım. Veee hazır. (daha önceki yıllarda soğanı karamalize etmeden ve biberleri kavurmadan direkt tüm malzemeler birlikte pişiriyordum artık o şekilde yapmayacağım bu tarifimdeki gibi yapacağım).



Domateslerin suyunu sosa eklemedim, domates çorbası yapabilirsiniz.


Afiyet olsun
Sevgiyle kalın

11 Eylül 2015 Cuma

Eflatun'dan İnciler



Eflatun'a iki soru sormuslar. 

Birincisi ; 

"Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranışları nedir ? " Eflatun tek tek siralamis :


- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarini özlerler... 

- Para kazanmak için saglıklarını yitirirler. Ama saglıklarını geri almak için de para öderler... 

- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar... 

- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sira gelmis ikinci soruya ;

 "Peki sen ne öneriyorsun?" Bilge yine siralamis ; 


- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır... 

- Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır"..

Eflatun (Platon)  MÖ: 427 - 347 yıllarında yaşamış filozof.  Bu tespitler MÖ yapılmış, düşünün bir arpa boyu yol gidememişiz yüzyıllardır ....

Sevgiyle kalın...

Bir annenin çaresiz çığlığıı: Kan emicilere, zalimlere kulak vermeyelim

Cizre'ye Yürüyen Anne: Biz Kardeşiz, Birbirimizi Öldürmeyelim

9 Eylül 2015 Çarşamba

Ocakta kek, tencere kek, fincan kek

Slm,

ne desem bu tarife bilemedim, siz hangi ismini severseniz o... Normal kek hamurundan yaptım. Gayet iyi kabarıyor, fırındaki keki tutar mı bilemedim (herkesin damak lezzeti başka) ama deneyebilirsiniz. Bu tarif fırını olmayan üniversite öğrencilerimiz için bir numara bir kek. ben kakao eklemedim ve kekin üzeri kızarmadığı için görüntü çiğ gibi oldu o nedenle aşağıdaki tarife kakao ekledim.

Malzemeler:
 Not: Mevcut kek hamuru çok fazla olacaktır. Tam ölçü vermedim ben fırın kekimin miktarından biraz tabiri caizse çaldım.
2 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı şeker
1/2 su bardağı sıvıyağ
2 su bardağı (bazen + yarım bardaktan az un eklemek gerekebilir)
1 paket muzlu puding
1 kabartma tozu
1 vanilya (isteğe göre)
Kakao (bence olmazsa olmaz)

Yumurtaları iyice çırpın, yoğurt, şeker, sıvıyağı ekleyerek çırpmaya devam edin. Muzlu puding, kakao + unu ekleyin ve iyice karıştırın. Vanilya ve kabartma tozunu mikserin en düşük ayarında çırpın. 3 adet fincanın yarısına kadar hamuru ekleyin (hatta tam yarılamayın) ve tencereye yerleştirin. Tencereye fincanların yarısına yakın su ekleyin ve kapağını sıkıca kapatın. Tariflerde üzerine ağırlık koyun (hava almaması için) diyor ben azıcık! abarttım ama ağırlık olmasa bu kadar iyi kabarır mı bilemem. Afiyet olsun
 tencerenin içine su eklemeyi unutmayın

 Kapağı sıkıca kapatmak için ince bir havlu kullandım.

 Üzerine ağırlık ekledim, tabi birazcık abartarak ama resmi özellikle silmedim ki fındık yağımızın reklamını yapayım diye.... Kekin pişmiş hali aşağıda. afiyet olsun

Sevgiyle kalın

Huzur İslam'da.....

Slm,

kızmayın, bağırmayın, sinirlenmeyin
oturup düşünün

Sevgiyle kalın...

Zülfü Livaneli'nin yazısı (Ülkemde barış-savaş-kaos üzerine)

Zülfü Livaneli  Suruç katliamı sonrasında Ağustos ayında yazmıştı aşağıdaki yazıyı başlık yok ben; "Ülkeyeme cehennemi yaşatmak" mı demeliyim bilemedim;

Mecelle’nin önemli bir kuralı olan “ehemmi mühimden ayırmak” becerisini gösteremeyiz.
Bütün genellemeler gibi bu genellemeyi de haksız çıkaran akıllı insanlar var bu ülkede ama ne yazık ki savaş borazanları öterken, flütlerin sesi pek duyulmaz. Çok gürültü çıkaran boş tenekelerin sesi daha yüksek çıkar.
Son ayların siyasi gelişmelerini; en basit, en yalın biçimde nasıl anlatırım diye düşündüm ve izninizle popüler kültürden yararlanmaya karar verdim.
Bir film sahnesi...
Gözümüzün önüne bir film sahnesi getirelim: Bir arka odada poker masası kurulmuş, herkesin önünde kâğıtlar, fişler... Oyunun sonuna doğru gerilim iyice yükseliyor. Patron olduğu belli iri yarı adam epey yüksek bir pey sürüyor ortaya, herkese rest çekiyor. Bazı oyuncular çekiliyorlar. Oyuna yeni giren genç bir adam ise resti görüyor. Elindekileri ortaya sürüyor. Herkes nefesini tutmuş, kâğıtların açılmasını bekliyor.
Bu arada patronun adamlarının elleri silahlarında. Odada tehdit edici bir hava var. Sonunda eller açılıyor ve şaşırtıcı biçimde patronun kaybettiği, genç adamın ise kazandığı görülüyor. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakıyor, çünkü bu duruma hiç alışık değiller.
Patron nasıl kaybeder? Böyle bir durum kabul edilebilir mi? Odadakiler kuşku içinde iri yarı patrona bakıyorlar ve beklenen tepki gecikmiyor. Patron dehşetli bir hamleyle masayı deviriyor; pullar, paralar, kâğıtlar dağılıyor. Adamları silahlarını çekip ortalığı daha da karıştırırken, patron “Oyun tekrarlanacak’” diye bağırıyor. “Yeniden kurun masayı.’’ Bir iki kişi itiraz edecek gibi olunca, silahlar ateşleniyor, ortalık kan gölüne dönüyor. Bu arada bazıları da başka bir odaya çekilip, olan bitenin hiç farkında değilmiş gibi, acaba bir orta yol bulabilir miyiz, acaba ortak davranabilir miyiz diye laf olsun torba dolsun kabilinden uzun görüşmeler yapıyorlar. Durumu anlayan insanlar ise bu oyunun kurallarının olmadığını, patron kazanana kadar hep tekrar edileceğini anlıyorlar. Patronun yeni oyundaki hedefi; genç adamı oyun dışı bırakmak.
Kuralsız oyunlar
Bu ülkede ne yazık ki oyunlar kuralsız oynanır. Çünkü iliklerimize kadar işlemiş bir otorite anlayışımız var. “Zor oyunu bozar” ya da “Emir demiri keser” sözlerini hangi gelenek yaratmış acaba? Ya “Gelen ağam, giden paşam” sözünü?
Bir örnek vereyim: Devrik padişah Abdülhamit, Beylerbeyi Sarayı’nda “ihtilattan men edilmiş” biçimde yaşarken, ona dışarıdan haberler getiren askeri doktoru, 1917 yılında bir gün Rusya’da ihtilal olduğunu aktarıyor. Abdülhamit buna inanamayacağını söylüyor; yalandır, tek taraflı barış yapmak için göstermelik bir ihtilaldir, diyor. Doktor sebebini sorunca, padişahın verdiği cevap çok ilginç: “Dünyada iki millet vardır ki başlarında bir çoban olmadan yaşayamazlar. Ruslar ve Türkler.”
Acaba tarih padişahı haklı mı çıkarmakta? Rusların sarayda çok nüfuzu olan papaz Rasputin’den yüz yıl sonra gele gele Putin’e varmaları rastlantı olabilir mi? Ya Türkiye’nin, monarşinin yıkılışından yıllar sonra tekrar sultanlık özlemini saklamayan bir siyasetçiye yüzde 52 oy vermiş olmasına ne demeli?
Denetim ve denge
Bir Anglosakson modeli olan “demokrasi kurum ve kuralları” bizim gibi ülkelere uygulanamıyor mu yoksa? Demokratik rejimin olmazsa olmazı; denetim ve denge (checks and balance) ilkesi bizim gibi ülkelerde işlemiyor mu? Yasama, yürütme ve yargının tek kişide toplandığı bir rejime demokrasi denilebilir mi? Sadece sandığa indirgenmiş bir rejim, seçilmiş krallar yaratmaktan başka bir işe yarar mı? George Washington’un dediği gibi “yöneticileri anayasanın çarmıhına germek” güvencesi bize uygulanabilir mi? Yoksa “Anayasa da neymiş ulan?” diye narayı basan mı kazanır?
Kanlı oyun
Kendimizi kandırmayalım. Şu anda gırtlağına kadar yolsuzluğa, hırsızlığa, hukuksuzluğa, şiddete, kuralsızlığa batmış, uçurumun kıyısına gelmiş bir ülkeyiz.
Sonucu hoşa gitmeyen seçimleri tekrarlamak, “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyen ve sözünü tutan HDP’yi dışlamak, küçük düşürmek, yok etmek, böylece sultanlık için gereken Meclis çoğunluğunu elde etmek için kanlı bir oyun oynanıyor.
Her zaman olduğu gibi bedeli yine masum, iyi niyetli, garip çocuklarımız ödüyor. Suruç’ta “her biri cihan parçası” evlatlarımız parçalanıyor, gencecik askerlerimiz, subaylarımız, polislerimiz “hayın tuzaklarda, kan uykularda” can veriyor ve ne yazık ki Türkiye bir iç savaş ortamına çekiliyor. Amaç ne: İktidar, sadece iktidar. Asyalıların asırlardır söylediği gibi “kaplanın sırtına binen oradan inemez”. Çünkü inerse kaplan parçalayacaktır onu. Bu yüzden ömür boyu orada kalmaya mahkûmdur.
Türkiye’deki siyaset oyunu bu kurala göre işliyor. AKP’nin iktidar yılları öylesine anayasa ihlalleriyle, öylesine suçlarla dolu ki hesap vermemek için her şeyi göze almış durumdalar. Bu yüzden masayı dağıtıp, ortalığı kana boğuyorlar. Koalisyon görüşmeleriyle de göz boyuyor, zamanın dolmasını bekliyorlar.
Emir demiri kesince...
Bizim gibi ülkelerde hiçbir siyasi analiz, liderin psikolojisi ve oyun planı hesaba katılmadan yapılamaz / yapılmamalı. Çünkü yanlış çıkar.
Bu ülkeyi yerleşik kurallar ve kurumlar yönetmiyor, emir demiri kesiyor. Hep birlikte düşünelim: Yeni seçilen bir Fransız Cumhurbaşkanı, “Ben başkanlık makamını Elysee’den taşıyorum. Keyfime göre muazzam bir saray yaptırıp oraya geçiyorum” diyebilir mi? Otel değiştirir gibi Cumhurbaşkanlığı makamını değiştirebilir mi? Bir Amerikan başkanı “Beyaz Saray’ı beğenmedim, kendime yeni bir saray yaptırdım” dese Amerikan kurumları aval aval seyredebilir mi? Gerçekten kendimizi kandırmayalım? Ne kadar acı olursa olsun, gerçeğin gözünün içine bakmakta yarar var.
Türkiye’de olup biten her şey bir “seçilmiş kral”ın iradesine göre şekilleniyor. AKP’nin CHP’yle yürüttüğü sözüm ona koalisyon görüşmeleri de Erdoğan’ın isteğine uygun olarak, süre doldurma amacına hizmet ediyor. Laf olsun torba dolsun misali, CHP dış politika, terör, ekonomi, eğitim vs. gibi konulara ait düşüncelerini (yani basılı programını) anlatıyormuş, AKP’liler de sessizce not alıyormuş. Tiyatronun böylesine “amatör” bile denmez. CHP’nin daha başta AKP’ye söylemesi gereken şuydu: “Sorumlu bir parti olarak ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için sizinle görüşürüz ama önce vesayet altında olmadığınızı ispat etmeniz gerekir. Bunun da ilk şartı yolsuzluk, TIR’lar, Uludere gibi dosyaların ele alınması ve Meclis soruşturmalarının, yargılamaların başlamasıdır. Bunu yapmadığınız sürece rüştünüzü ispat etmiş sayılmazsınız.” Ama ne yazık ki iktidar ortağı olmaya hevesli bazı CHP yöneticileri, göle maya çalar misali, ya tutarsa diyerek, “avara kasnak” görüşmeleri devam ettirerek kamuoyunu oyaladılar ve başkan babanın “İşte görüyorsunuz, hükümet kurulamadı” diyerek ülkeyi erken seçime götürmesinin bahanesini oluşturdular.
‘Baba’nın planları!
Başkan babanın birinci planı erken seçime götürmek. Kendi deyimiye “tekrar seçim” yaptırmak. (Ne demek tekrar seçim? anayasada ve seçim kanununda böyle bir tanım var mı?) İkinci plan ise erken seçim ortamına, seçmenin korku içinde gitmesi. Seçmen kitlelerine “Bak ülke perişan oldu, hadi yine istikrar sağlamak için babamıza sığınalım” dedirtmek. Ve HDP’yi tırpanlayarak, “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünü yalatmak. Kan bu yüzden dökülüyor, ocaklara bu yüzden ateş düşüyor.
Bu ülkeyi gerçekten seven yurtseverlere düşen görev, akıllı olmak, durumu iyi değerlendirerek kan tuzaklarına sürüklenmemek, kutuplaşma şehveti içinde “Yaşasın ölüm” çığlıkları atmamak ve her şeye rağmen barışı, insanlığı, kardeşliği savunmaya devam etmek.
Asıl sorumlu
Şimdi bazı okurların can alıcı soruyu sorduğunu duyar gibiyim: “İyi ama PKK bu kadar adam öldürürken barış nasıl savunulacak? Bu saldırılara cevap verilmeyecek mi?” Haklısınız; hiçbir devlet silah bırakmaz ve şiddeti ezmek için şiddet kullanır. Ama buradaki soru şu:
Acaba bu eylemleri kim yapıyor, niçin yapıyor? Demirtaş’ın “kirli” diye nitelemekten çekinmediği eylemlerin asıl sorumlusu kim?
Suruç katliamında bütün öfke IŞİD’e yönelmişken, boğayı kendi üzerine çekmek için kırmızı pelerin sallar gibi hedef şaşırtmaktan başka bir anlamı olmayan biçimde, iki polisimizi uykularında kurşunlamak hangi amaca hizmet ediyor?
PKK yöneticilerinin Demirtaş’ı eleştiren ve son olarak, parlamentodan vazgeçin anlamına gelircesine “Halkın içine, köylere çekilin” açıklaması, hangi iradenin işine geliyor? TBMM’de 80 milletvekili ile sesini duyurmak, köylere çekilmekten daha iyi değil mi? Başbakan yardımcısı niçin Demirtaş’ı, Öcalan’a ihanet etmekle suçladı, Brütüs dedi? Neden dolayı “Öcalan milli çizgide ama HDP değil” diyorlar, kısacası Öcalan’a bayılan iktidar odakları niçin HDP’yi şeytanlaştırmaya çalışıyor.
Niçin?
Unutulmasın ki; yüzde 6 civarında oya sahip olan HDP’yi parti olarak seçime sokmak, onları baraj altında bırakma, böylece AKP’ye başkanlık konusunda yeterli çoğunluğu sağlama girişimiydi.
Ama hem konjonktür, hem de HDP’nin ön plandaki yüzlerinin yürüttüğü sempatik propaganda ve “Türkiyelilik” vurgusu, yüzde 13 başarı getirerek oyun planını bozdu. Şimdi geri alınmak istenen budur. Kan bu yüzden akıyor.
Ve bu kargaşada kim kiminle ortak, kim kimin değirmenine su taşıyor, anlamak çok zor. Her şey gördüğümüzden ibaret değil.
Siyaset sözlüğünde merhamet maddesi yoktur. (Unutmayalım ki ABD Pearl Harbour baskınını önceden haber aldığı halde önlemedi; sırf Japonya’ya misilleme yapabilmek amacıyla Japon uçaklarının onca Amerikalıyı öldürmesine, gemilerini batırmasına izin verdi. Yani oyun içinde oyun oynanır ve sıradan yurttaş olarak bunları bilmemiz çok zordur.)
Son söz
 Laik, demokrat, kardeşçe yaşanan, barış içinde bir Türkiye’yi özleyen herkesin çok dikkatli olması gerektiği, oyun içindeki oyunları anlaması, birbirini uyarması gerektiği kanısındayım. Çünkü siyasetin elindeki en büyük koz, provokatif eylemlerle, manşetlerle kandırabileceği halk kitleleri, daha doğrusu “millet”in aptal kesimidir.
Geleceğe olan umudumuzu hiç yitirmedik. Zulüm ve kan ne kadar artarsa artsın, geleceği haktan hukuktan, demokrasiden, barıştan yana olanlar kuracaktır.

Sevgiyle kalın...

2 Eylül 2015 Çarşamba

Kızının evine girmeyen peygamberimiz Aksaray'a gidermiş ??




Geçen yıl yaptığı bir konuşmada, “Cumhurbaşkanı’nın Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptırdığı ‘Ak Saray’ aslında ‘Haramsaray’dır’. Çünkü her bir köşesinde vatandaşın cebinden alınmış paraların izi vardır” sözleriyle ‘Ak Saray’ı eleştiren İhsan Özkes, “Hz. Muhammed yaşasaydı bu saraya girmezdi” demişti  http://www.diken.com.tr/ak-saray-icin-haramsaray-diyen-ozkes-fikir-degistirdi-hz-muhammed-yasasa-saraya-giderdi/ alıntıdır.
Sevgiyle kalın....

7 Ağustos 2015 Cuma

Cırıtta

Slm,

önce pankek yaptım tabi şeker fazla olunca  benim "yiğenler"in damak lezzetine hitap etmedi yani beğenmediler. Ben de eskiden büyüklerimizin yaptığı bizim oralarda  yapılan cırıtta geldi aklıma ve onu yaptım tabi birazcık değiştirdim. Cırtta daha ince yapılıyor ben ekmek niyetine de daha kalın yaptım ayrıca malzemelere de ekleme yaptım. Masanızda farklı bir lezzet,  denemeye değer.

Malzemeler:

1 su bardağı un (tepeleme)
1 su bardağı süt
1 yumurta
1 tatlı kaşığı tereyağ
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz
1/2 çay kaşığı şeker
kızartmak için çok az tereyağ+sıvıyağ

Tüm malzemeyi güzelce yoğurun. Krepten daha koyu,  akışkan bir hamur elde ediyoruz. Tavaya az sıvıyağ+tereyağ ekleyin ve yağ ısınınca hamurdan bir kepçeden az ekleyin. Yağı tepsiye her hamurda eklemedim anlayacağınız kafama göre takıldım ikisi de iyi oldu. Hamur kızartırken yağ çekmiyor aşağıdaki resmi görmeniz için özellikle ekledim.
2. tercih: Hamura ve tavaya herhangi bir yağ eklemeden yapıp sıcakken üzerine tereyağ sürerek de güzel oluyor. Ama biraz fazla yediriyor dikkat...
Afiyet olsun







Sevgiyle kalın...

Türkiye Uçurumun Kıyısında - Zülfü Livaneli

Mecelle’nin önemli bir kuralı olan “ehemmi mühimden ayırmak” becerisini gösteremeyiz.
Bütün genellemeler gibi bu genellemeyi de haksız çıkaran akıllı insanlar var bu ülkede ama ne yazık ki savaş borazanları öterken, flütlerin sesi pek duyulmaz. Çok gürültü çıkaran boş tenekelerin sesi daha yüksek çıkar.
Son ayların siyasi gelişmelerini; en basit, en yalın biçimde nasıl anlatırım diye düşündüm ve izninizle popüler kültürden yararlanmaya karar verdim.
Bir film sahnesi...
Gözümüzün önüne bir film sahnesi getirelim: Bir arka odada poker masası kurulmuş, herkesin önünde kâğıtlar, fişler... Oyunun sonuna doğru gerilim iyice yükseliyor. Patron olduğu belli iri yarı adam epey yüksek bir pey sürüyor ortaya, herkese rest çekiyor. Bazı oyuncular çekiliyorlar. Oyuna yeni giren genç bir adam ise resti görüyor. Elindekileri ortaya sürüyor. Herkes nefesini tutmuş, kâğıtların açılmasını bekliyor.
Bu arada patronun adamlarının elleri silahlarında. Odada tehdit edici bir hava var. Sonunda eller açılıyor ve şaşırtıcı biçimde patronun kaybettiği, genç adamın ise kazandığı görülüyor. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakıyor, çünkü bu duruma hiç alışık değiller.
Patron nasıl kaybeder? Böyle bir durum kabul edilebilir mi? Odadakiler kuşku içinde iri yarı patrona bakıyorlar ve beklenen tepki gecikmiyor. Patron dehşetli bir hamleyle masayı deviriyor; pullar, paralar, kâğıtlar dağılıyor. Adamları silahlarını çekip ortalığı daha da karıştırırken, patron “Oyun tekrarlanacak’” diye bağırıyor. “Yeniden kurun masayı.’’ Bir iki kişi itiraz edecek gibi olunca, silahlar ateşleniyor, ortalık kan gölüne dönüyor. Bu arada bazıları da başka bir odaya çekilip, olan bitenin hiç farkında değilmiş gibi, acaba bir orta yol bulabilir miyiz, acaba ortak davranabilir miyiz diye laf olsun torba dolsun kabilinden uzun görüşmeler yapıyorlar. Durumu anlayan insanlar ise bu oyunun kurallarının olmadığını, patron kazanana kadar hep tekrar edileceğini anlıyorlar. Patronun yeni oyundaki hedefi; genç adamı oyun dışı bırakmak.
Kuralsız oyunlar
Bu ülkede ne yazık ki oyunlar kuralsız oynanır. Çünkü iliklerimize kadar işlemiş bir otorite anlayışımız var. “Zor oyunu bozar” ya da “Emir demiri keser” sözlerini hangi gelenek yaratmış acaba? Ya “Gelen ağam, giden paşam” sözünü?
Bir örnek vereyim: Devrik padişah Abdülhamit, Beylerbeyi Sarayı’nda “ihtilattan men edilmiş” biçimde yaşarken, ona dışarıdan haberler getiren askeri doktoru, 1917 yılında bir gün Rusya’da ihtilal olduğunu aktarıyor. Abdülhamit buna inanamayacağını söylüyor; yalandır, tek taraflı barış yapmak için göstermelik bir ihtilaldir, diyor. Doktor sebebini sorunca, padişahın verdiği cevap çok ilginç: “Dünyada iki millet vardır ki başlarında bir çoban olmadan yaşayamazlar. Ruslar ve Türkler.”
Acaba tarih padişahı haklı mı çıkarmakta? Rusların sarayda çok nüfuzu olan papaz Rasputin’den yüz yıl sonra gele gele Putin’e varmaları rastlantı olabilir mi? Ya Türkiye’nin, monarşinin yıkılışından yıllar sonra tekrar sultanlık özlemini saklamayan bir siyasetçiye yüzde 52 oy vermiş olmasına ne demeli?
Denetim ve denge
Bir Anglosakson modeli olan “demokrasi kurum ve kuralları” bizim gibi ülkelere uygulanamıyor mu yoksa? Demokratik rejimin olmazsa olmazı; denetim ve denge (checks and balance) ilkesi bizim gibi ülkelerde işlemiyor mu? Yasama, yürütme ve yargının tek kişide toplandığı bir rejime demokrasi denilebilir mi? Sadece sandığa indirgenmiş bir rejim, seçilmiş krallar yaratmaktan başka bir işe yarar mı? George Washington’un dediği gibi “yöneticileri anayasanın çarmıhına germek” güvencesi bize uygulanabilir mi? Yoksa “Anayasa da neymiş ulan?” diye narayı basan mı kazanır?
Kanlı oyun
Kendimizi kandırmayalım. Şu anda gırtlağına kadar yolsuzluğa, hırsızlığa, hukuksuzluğa, şiddete, kuralsızlığa batmış, uçurumun kıyısına gelmiş bir ülkeyiz.
Sonucu hoşa gitmeyen seçimleri tekrarlamak, “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyen ve sözünü tutan HDP’yi dışlamak, küçük düşürmek, yok etmek, böylece sultanlık için gereken Meclis çoğunluğunu elde etmek için kanlı bir oyun oynanıyor.
Her zaman olduğu gibi bedeli yine masum, iyi niyetli, garip çocuklarımız ödüyor. Suruç’ta “her biri cihan parçası” evlatlarımız parçalanıyor, gencecik askerlerimiz, subaylarımız, polislerimiz “hayın tuzaklarda, kan uykularda” can veriyor ve ne yazık ki Türkiye bir iç savaş ortamına çekiliyor. Amaç ne: İktidar, sadece iktidar. Asyalıların asırlardır söylediği gibi “kaplanın sırtına binen oradan inemez”. Çünkü inerse kaplan parçalayacaktır onu. Bu yüzden ömür boyu orada kalmaya mahkûmdur.
Türkiye’deki siyaset oyunu bu kurala göre işliyor. AKP’nin iktidar yılları öylesine anayasa ihlalleriyle, öylesine suçlarla dolu ki hesap vermemek için her şeyi göze almış durumdalar. Bu yüzden masayı dağıtıp, ortalığı kana boğuyorlar. Koalisyon görüşmeleriyle de göz boyuyor, zamanın dolmasını bekliyorlar.

Emir demiri kesince...
Bizim gibi ülkelerde hiçbir siyasi analiz, liderin psikolojisi ve oyun planı hesaba katılmadan yapılamaz / yapılmamalı. Çünkü yanlış çıkar.
Bu ülkeyi yerleşik kurallar ve kurumlar yönetmiyor, emir demiri kesiyor. Hep birlikte düşünelim: Yeni seçilen bir Fransız Cumhurbaşkanı, “Ben başkanlık makamını Elysee’den taşıyorum. Keyfime göre muazzam bir saray yaptırıp oraya geçiyorum” diyebilir mi? Otel değiştirir gibi Cumhurbaşkanlığı makamını değiştirebilir mi? Bir Amerikan başkanı “Beyaz Saray’ı beğenmedim, kendime yeni bir saray yaptırdım” dese Amerikan kurumları aval aval seyredebilir mi? Gerçekten kendimizi kandırmayalım? Ne kadar acı olursa olsun, gerçeğin gözünün içine bakmakta yarar var.
Türkiye’de olup biten her şey bir “seçilmiş kral”ın iradesine göre şekilleniyor. AKP’nin CHP’yle yürüttüğü sözüm ona koalisyon görüşmeleri de Erdoğan’ın isteğine uygun olarak, süre doldurma amacına hizmet ediyor. Laf olsun torba dolsun misali, CHP dış politika, terör, ekonomi, eğitim vs. gibi konulara ait düşüncelerini (yani basılı programını) anlatıyormuş, AKP’liler de sessizce not alıyormuş. Tiyatronun böylesine “amatör” bile denmez. CHP’nin daha başta AKP’ye söylemesi gereken şuydu: “Sorumlu bir parti olarak ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için sizinle görüşürüz ama önce vesayet altında olmadığınızı ispat etmeniz gerekir. Bunun da ilk şartı yolsuzluk, TIR’lar, Uludere gibi dosyaların ele alınması ve Meclis soruşturmalarının, yargılamaların başlamasıdır. Bunu yapmadığınız sürece rüştünüzü ispat etmiş sayılmazsınız.” Ama ne yazık ki iktidar ortağı olmaya hevesli bazı CHP yöneticileri, göle maya çalar misali, ya tutarsa diyerek, “avara kasnak” görüşmeleri devam ettirerek kamuoyunu oyaladılar ve başkan babanın “İşte görüyorsunuz, hükümet kurulamadı” diyerek ülkeyi erken seçime götürmesinin bahanesini oluşturdular.
‘Baba’nın planları!
Başkan babanın birinci planı erken seçime götürmek. Kendi deyimiye “tekrar seçim” yaptırmak. (Ne demek tekrar seçim? anayasada ve seçim kanununda böyle bir tanım var mı?) İkinci plan ise erken seçim ortamına, seçmenin korku içinde gitmesi. Seçmen kitlelerine “Bak ülke perişan oldu, hadi yine istikrar sağlamak için babamıza sığınalım” dedirtmek. Ve HDP’yi tırpanlayarak, “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünü yalatmak. Kan bu yüzden dökülüyor, ocaklara bu yüzden ateş düşüyor.
Bu ülkeyi gerçekten seven yurtseverlere düşen görev, akıllı olmak, durumu iyi değerlendirerek kan tuzaklarına sürüklenmemek, kutuplaşma şehveti içinde “Yaşasın ölüm” çığlıkları atmamak ve her şeye rağmen barışı, insanlığı, kardeşliği savunmaya devam etmek.
Asıl sorumlu
Şimdi bazı okurların can alıcı soruyu sorduğunu duyar gibiyim: “İyi ama PKK bu kadar adam öldürürken barış nasıl savunulacak? Bu saldırılara cevap verilmeyecek mi?” Haklısınız; hiçbir devlet silah bırakmaz ve şiddeti ezmek için şiddet kullanır. Ama buradaki soru şu:
Acaba bu eylemleri kim yapıyor, niçin yapıyor? Demirtaş’ın “kirli” diye nitelemekten çekinmediği eylemlerin asıl sorumlusu kim?
Suruç katliamında bütün öfke IŞİD’e yönelmişken, boğayı kendi üzerine çekmek için kırmızı pelerin sallar gibi hedef şaşırtmaktan başka bir anlamı olmayan biçimde, iki polisimizi uykularında kurşunlamak hangi amaca hizmet ediyor?
PKK yöneticilerinin Demirtaş’ı eleştiren ve son olarak, parlamentodan vazgeçin anlamına gelircesine “Halkın içine, köylere çekilin” açıklaması, hangi iradenin işine geliyor? TBMM’de 80 milletvekili ile sesini duyurmak, köylere çekilmekten daha iyi değil mi? Başbakan yardımcısı niçin Demirtaş’ı, Öcalan’a ihanet etmekle suçladı, Brütüs dedi? Neden dolayı “Öcalan milli çizgide ama HDP değil” diyorlar, kısacası Öcalan’a bayılan iktidar odakları niçin HDP’yi şeytanlaştırmaya çalışıyor.

Niçin?
Unutulmasın ki; yüzde 6 civarında oya sahip olan HDP’yi parti olarak seçime sokmak, onları baraj altında bırakma, böylece AKP’ye başkanlık konusunda yeterli çoğunluğu sağlama girişimiydi.
Ama hem konjonktür, hem de HDP’nin ön plandaki yüzlerinin yürüttüğü sempatik propaganda ve “Türkiyelilik” vurgusu, yüzde 13 başarı getirerek oyun planını bozdu. Şimdi geri alınmak istenen budur. Kan bu yüzden akıyor.
Ve bu kargaşada kim kiminle ortak, kim kimin değirmenine su taşıyor, anlamak çok zor. Her şey gördüğümüzden ibaret değil.
Siyaset sözlüğünde merhamet maddesi yoktur. (Unutmayalım ki ABD Pearl Harbour baskınını önceden haber aldığı halde önlemedi; sırf Japonya’ya misilleme yapabilmek amacıyla Japon uçaklarının onca Amerikalıyı öldürmesine, gemilerini batırmasına izin verdi. Yani oyun içinde oyun oynanır ve sıradan yurttaş olarak bunları bilmemiz çok zordur.)
Son söz
 Laik, demokrat, kardeşçe yaşanan, barış içinde bir Türkiye’yi özleyen herkesin çok dikkatli olması gerektiği, oyun içindeki oyunları anlaması, birbirini uyarması gerektiği kanısındayım. Çünkü siyasetin elindeki en büyük koz, provokatif eylemlerle, manşetlerle kandırabileceği halk kitleleri, daha doğrusu “millet”in aptal kesimidir.
Geleceğe olan umudumuzu hiç yitirmedik. Zulüm ve kan ne kadar artarsa artsın, geleceği haktan hukuktan, demokrasiden, barıştan yana olanlar kuracaktır.
Bu zor yılları birbirimizi kırmadan dökmeden, dayanışma içinde, dikkatli, anlık öfkelere kapılmadan, soğukkanlılıkla atlatmak zorundayız. İnsanlık onuru bu zulmü de yenecektir.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/339287/Turkiye_ucurumun_kiyisinda.html
Sevgiyle kalın..

6 Ağustos 2015 Perşembe

Şehit !!

Slm,




Bu vatan için, bu millet için  çocuklarını da kendilerini de feda etmeye hazır olduğunu belirtenler;
gerçekte kimlerin feda edildiğini bildikleri için rahaaat rahaaat konuşur ve kükrerler... 

Peki biz....

Ne uğruna... Ya Rab bu ocaklar sönüyor?


Sevgiyle kalın.....

4 Ağustos 2015 Salı

"İslam kardeşliği" diyenler, kimin kardeşi? - Levent Gültekin


Slm,
hemen bağırıp- çağırıp -kızmayın, okuyun ve düşünün.  yazının tam metni aşağıdaki linkte.. Ben kırpmalar yaptım.
..............
Ortadoğu kan gölüne dönmüş. Devletler çatışıyor. Mezhepler çatışıyor. Aynı mezhepten, fakat İslam’ı farklı yorumlayan örgütler çatışıyor. Cemaatler çatışıyor. Farklı siyasi çizgideki iki Müslüman yolda karşılaşsa birbirine selam bile vermiyor.
Hal böyleyken hâlâ niçin İslam kardeşliğinden bahsediyorlar? ..... Hakiki, köklü, net çözüm üretemedikleri için, zaman kazanıyorlar. Dinî söylem ve imajla elde ettikleri gücü, aynı yöntemle koruyabileceklerini düşünüyorlar…

Hangi İslam’dan, hangi Müslüman’dan bahsediyorsunuz?

İyi de, ‘İslam kardeşliği‘ sözünü, yıllardır İslam’ı, toplumda ayrımcılığın kaynağı yapan siyasetin mensupları söylüyor. Müslümanlığını beğenmediği kimselere ‘vatan hanini‘ muamelesi çeken insanlar söylüyor. Kendisi gibi düşünmeyen Müslüman’a, bırak kardeş gibi davranmayı insan gibi davranmayı bile beceremeyen İslamcılar söylüyor. Siz ne diyorsunuz Allah aşkına? Hangi İslam’dan, hangi Müslüman’dan bahsediyorsunuz? Binlerce çeşit İslam, milyonlarca farklı Müslüman var.

Karaman’ın İslamı mı, IŞİD’in mi?

Hangisininkini doğru kabul edeceğiz? “Yolsuzluk hırsızlık değil”diyen Hayrettin Karaman’ın İslam’ını mı? Yoksa “Suriye’deki sivilleri öldürebilirsiniz” diyen Dünya Alimler Birliği Başkan Yardımcısı Yusuf El Karadavi’nin İslam’ını mı? Yoksa yakmayı, kafa kesmeyi, vahşiliği din sanan IŞİD’in İslam’ını mı? Veyahut kafayı kadına takmış pespaye tarikatların Müslümanlığını mı? Yoksa iktidarda kalmak için hırsızlığı, yolsuzluğu, adam kayırmayı, çocuk öldürmeyi mubah görüp, ülkeyi ateşe vermeyi göze alan AK Parti İslamcılarının Müslümanlığını mı? Hangisini?
Sizin bu ülkeye, bu topluma yaptıklarınızın hangisi bırakın kardeşliği, insanlığa sığıyor ki? Söyleyin!  Hangisinin yorumunu kabul edip kardeşlik bağı kuracaksınız?
İslam insana bir kardeşlik ahlakı, terbiyesi veriyorsa, size niye vermedi? İslam kardeşliği harika bir şeyse niye Ortadoğu’da birbirini boğazlayan bu insanları, yaptıklarından alıkoymuyor? Müslüman olup da huzurlu olan tek ülke, şehir var mı? Bunu niye düşünmüyorsunuz? Düşününce boşluğa düşüp başınıza iş alacaksınız değil mi?

Elimizde parça parça olmuş, işlevini yitirmiş bir İslam var

Müslümanlar önce İslam’ı mahvetti. Sonra, o İslam bütün İslam dünyasını mahvetti. Hâlâ kalkmış utanmadan topluma bunun bir kurtuluş olduğunu söylüyorsunuz. Elimizde parça parça olmuş, işlevini yitirmiş bir İslam var.
Bir düşünün bakalım, bu İslam’ın Müslümanlara kattığı bir tek değer var mı? Daha güzel bir ahlak mı verdi? Daha zeki ve çalışkan mı yaptı? Daha zarafet ve nezaket sahibi mi yaptı? Yüksek bir şahsiyet kazanmalarına vesile mi oldu? Teknolojide, bilimde, sanatta dünyaya parmak ısırtacak işler çıkarmalarına kaynaklık mı etti? Bırakın farklı dinden olanlara, kendi dininden olanlara insan gibi davranmayı mı öğretti? Söyleyin, günümüz İslam anlayışı ne kattı bu toplumlara?
Kattığı tek bir artı değer söyleyin de biz de İslam kardeşliği denen bu ütopik şemsiye altında toplanmaya çalışalım.

Çözüm insanlığın esas olduğu bir anlayış

Peki nedir çözüm? Nasıl çıkacağız bu vahşi ortamdan? Eşitlikle. Özgürlükle. Adaletle. Yüksek demokrasiyle. Kimsenin kendini kimseden üstün görmediği, herkesin eşit olduğu yepyeni bir Türkiye’yle. Dinin, etnik kökenin, ideolojinin değil, insanlığın esas olduğu bir anlayışla. Kavgayı değil, konuşmayı benimseyen; farklılığı sorun değil zenginlik gören ve ortak noktaları ön plana alan bir zihin yapısıyla. Başka yolumuz yok.
Dünya, bizim bugün yaşadığımız çatışmaları, vahşilikleri 200 yıl önce geride bıraktı.  Din savaşları verdi. Etnik köken savaşlarına tutuştu. Hepsinin sonu hüsranla ve felaketle bitti. Artık yeni dünyada geçer kural: Eşitlik, özgürlük ve adalet. Bugünün dünyasında, siyaset = demokrasi. Herkesin istediğine inandığı, istediği gibi yaşadığı bir dünya var artık. Ya bunu anlar ve kabul edersiniz, ya da bıkana kadar, ölene kadar birbirinizi boğazlamaya devam edersiniz.

Mağara devrinden kalma iki zihniyet çocuklarımızı kurban ediyor

.............. Söyler misiniz Allah aşkına aynı etnik kökenden olmanın ne artısı var? Ne katıyor insanlara? Nasıl bir kazanç sağlıyor? Daha mı çalışkan yapıyor? Daha mı insan yapıyor? Daha mı merhametli, vicdanlı, onurlu yapıyor?
Diyeceğim o ki: Sadece etnik savaş uğruna çocuklarımızı öldüren PKK değil, her meseleyi dinle çözmeye çalışan AK Partili İslamcılar da ne yazık ki mağara devrinde yaşıyor. Mağara devrinden kalma iki zihniyet bu akıl dışı, çağdışı savaşta çocuklarımızı kurban ediyor.

PKK’ya bir çift söz

Yazımın sonunda PKK’ya da bir çift sözüm var: Yıllardır bu ülkeye karşı silah kullanıyorsun. Her ağzını açtığında devletin kurduğu tuzaklardan, kirli hesaplardan bahsediyorsun. Fakat nasıl oluyorsa her seferinde ‘o tuzaklara‘ düşmekten kendini alamıyorsun. İktidarın bir çatışma istediği gün gibi ortadaydı. Bunu bile bile bölgede tuzağa zemin hazırladın. Göz göre göre ‘o tuzağa‘ düştün. Barış süreciyle elde edilmiş bunca kazanımı bir çırpıda harcadın. İşlediğin bu insanlık dışı cinayetler ne sana ne de topluma yaradı, sadece o çok şikayetçi olduğun iktidara yaradı. Asker öldürüyorsun, polis öldürüyorsun. Gariban insanların araçlarını yakıyorsun.

Bu devletin vicdanı da yok, merhameti de

Sanıyorsun ki devlet bunlara üzülüp geri adım atacak. Bu devletin vicdanı da yok, merhameti de. Hiç olmadı. Çocuklarımızın ölümü onların canını yakmaz. ................. Meşru, demokratik, insani, sivil siyaset yoluyla hak aramayı, memlekete fayda sunmayı niçin reddediyorsunuz?

Lütfen günümüze gelin

................ Demokratik hak ve özgürlük mücadelesini silahla değil, konuşarak, barışçı yollarla vermeyi öğrenin. Çünkü konuşarak sorun çözmek insana mahsus bir özelliktir.
Sevgiyle kalın...