Slm,
Sevgili Selvihan yapmış ve işe getirmişti pek beğendik.
Ben de tarif bekleyenleri daha fazla hayal kırıklığına uğratmadan fırsattan istifade edip hemen fotoğrafını çektim ve paylaşma onayını aldım. Çok güzel, içinizi baymayan, hafif bir tatlı. Denemenizi şiddetle öneririm.
Güzel aynasını eklemesem olmazdı.
Malzemeler:
1 lt süt
1 su bardağından 1 parmak eksik şeker
3 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı nişasta
1 vanilya
1 paket krem şanti
Taban ve üzeri için:
250 gr civarı tel kadayıf
1 su bardağı civadı ceviz
3 kaşık şeker
2 kaşık tereyağı
Yapılışı: Süt, şeker, un, nişastayı ekleyerek ve sürekli karıştırarak muhallebiyi yapın. Ocağı kapattıktan sonra vanilya ekleyin yaklaşık 5 dk sonra krem şantiyi ekleyerek muhallebiyi mikserde çırpın.
Tereyağını eriterek kadayıfı hafif pembeleşinceye dek kavurun, pembeleşince ceviz ve şekeri ekleyin ve yaklaşık 5 dk civarı kavurmaya devam edin. Kadayıfın bir kısmını borcamın altına yayın (yarısından azı). Muhallebiyi ekleyin ve üzerine kalan kadayıfı ekleyin. Akşamdan yapıp buzdolabında bekletirseniz daha güzel oluyor. Afiyet olsun
sevgiyle kalın
29 Ocak 2015 Perşembe
28 Ocak 2015 Çarşamba
İslam Hocalarına gönderme;
Selam,
Kişisel çıkarlar için doğruya doğru - yanlışa yanlış diyemeyenlerin enflasyonunu yaşadığımız bu dönemde herşeye rağmen doğruyu haykıran karekterleri seviyorum. Ahmet Hakan'dan güzel bir yazının bir kısmı.
Haksız mı?
Sevgiyle kalın
Kişisel çıkarlar için doğruya doğru - yanlışa yanlış diyemeyenlerin enflasyonunu yaşadığımız bu dönemde herşeye rağmen doğruyu haykıran karekterleri seviyorum. Ahmet Hakan'dan güzel bir yazının bir kısmı.
Haksız mı?
Sevgiyle kalın
21 Ocak 2015 Çarşamba
Kuran gerçekten nedir? Bir sohbetten...
Ahmet Hakan'ın Çarşamba Sohbetleri röportajından alıntılar (İhsan Eliaçık'la)...
İnşallah iyi insan olup, iyi insan vasıflarında yaşarız...
Sevgiyle kalın...
8 Ocak 2015 Perşembe
Okunması gereken bir yazı: Gerçek İslam bu değil. Peki hangisi?
Taliban çıktığında “Bunlar İslam’ı yanlış yorumluyor” deyip kendimizi onlardan ayrı tutmaya çalıştık.
El Kaide çıktığında, yıllarca Bin Ladin eleştirisi yaparak yine “Bunların gerçek İslam’la alakası yok” diyerek kendimizi oyaladık.
IŞİD çıktı, her zamanki gibi yine kolay yolu seçtik ve “Bu insanlar gerçek Müslüman değil”diyerek konuyu kapatmaya çalıştık.
Bin Ladin’i bırakmış, Bağdadi’yi tartışmaya başlamıştık.
Yıllarca “Âlim” deyip ağzının içine baktığımız insanların vahşiliği, kadın istismarını, ölmeyi, öldürmeyi meşrulaştıran fetvalarını duyduğumuzda “Bunlar sapıtmış, gerçek İslam bu değil”deyip sorumluluğu üzerimizden attığımızı sandık.
İşler her geçen gün daha da kötüye gitti.
Dini otorite bildiğimiz insanlar, kurumlar din adına her gün yeni bir skandala imza atıyor.
Mesela dinî alanda önemli bir otorite sayılan Hayrettin Karaman’ın, bir süredir kaleme aldığı her yazı, büyük kırılmalara sebep oluyor.
En son “Yolsuzluk yapana hırsız demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu” anlattı bize.
Bunu yazmaya niçin ihtiyaç duyduğu başlı başına bir sorun.
Ve birçok kimse “Hayrettin Karaman’ın söylediğinin gerçek İslam’la alakası yok” deyip işin içinden çıktı.
Geçtiğimiz hafta Diyanet’in işçi güvenliğini konu ettiği Cuma hutbesinde “Tedbirde aşırılık Allah’a güveni sarsar” mesajı verilince yeni bir şaşkınlık yaşadık.
İktidara yamanmış bir dinin ne tür sapma ve bozulmalara yol açacağını göstermesi açısından son örneklerden biriydi.
***
Sadece bunlar değil.
Dünya yolsuzluk endeksinde en az yolsuzluk yapan ilk 55 ülke arasında tek bir tane Müslüman ülke yok!
Diğer taraftan din adına sınav soruları çalındı. Yolsuzluk yapıldı. İnsanların hayatı karartıldı. Hatta cinayetler işlendi. Kadınlar aşağılandı. Toplum içinde gülmelerinin, hatta bir işte çalışmalarının büyük günah olduğu söylendi.
Üstelik bunları, saygınlığını dindarlığına borçlu kimseler dile getirdi.
Din ve dindarlık çatışmanın, ayrışmanın odağı haline geldi.
Din adına adam kayırma aldı başını gitti.
Din adına rüşvet almak, rüşvet vermek neredeyse bir alışkanlık haline geldi.
Garip bir biçimde insanların dindarlığı arttıkça, işlediği kabahatler de o oranda yükseldi.
Dindarlaştıkça insanlıktan, evrensel değerlerden kopan, uzaklaşan kimseler haline geldik.
Kendini dindar olarak tanımlayanlar, tuhaf ama, cennete gitmek için kötülükte, cehalette yarışır oldular.
Bu tablodan dolayı, Batılı ülkelerde İslam karşıtlığı, Müslüman düşmanlığı her geçen gün artarak devam ediyor.
Dindarların sığlığı ve ötekini dışlama tavrı endişe verici boyutlarda.
Üzülerek söylüyorum, artık dünya İslam’ı bu korkunç, insanlık dışı, hukuk dışı tutum ve davranışlarla tanır oldu.
Hal böyleyken bu olup bitene getirebileceğimiz bir tek savunmamız var: “Gerçek İslam bu değil. Gerçek dindarlık bu değil.”
Biliyoruz ki, bizim “Onlar gerçek Müslüman değil” diye nitelediğimiz kimseler, aynı şeyi bizim için söylüyorlar!
Peki gerçek İslam hangisi? Gerçek dindarlık nerede, kimde?
Niçin asırlardır gerçek dindarlık uygulanamadı? Hâlâ bir türlü niçin uygulanamıyor?
Dinî kurumlar, âlim dediğimiz dindar şahsiyetler de gerçek İslam’ı bilmiyor veyahut uygulayamıyorsa kim nerede, nasıl uygulayacak?
“Gerçek İslam bu değil” diyerek İslam’ın yara almasının önüne geçemiyoruz.
Toplumlar için önemli bir değer olan dinin gelecekte de varlığını sürdürmesini istiyorsak meselenin esasını konuşmamız gerek.
Bu kadar kötülük nasıl oluyor da bu dinde kendine yer buluyor?
Bunca insan niçin ve nasıl İslam’ı bu kadar yanlış yorumluyor?
Bunun nedeni ne? İslam neden ilk yıllardaki, asrı saadetteki pırıltısını, cazibesini, kıymetini koruyamıyor?
Gerçek Müslümanlık dediğimiz, ilk 15 yılda hayat bulabildi. 1400 yılda toplam 15 yıl.
Yani, Hz. Ömer’den sonra artık biz yeryüzünde gerçek Müslümanlığın yaşadığını göremedik.
“Peki neden?” sorusu üzerine bir kafa yormamız gerekmiyor mu?
Bu sorudan kaçarak nereye varacağız?
Taliban, IŞİD, Boko Haram, Müslüman Kardeşler, Diyanet, Cemaat, AK Parti, Hayrettin Karaman, Yusuf El Karadavi, Suud Müftüsü, Mehmet Görmez, Cübbeli Ahmet, Tuğrul İnançer ve daha birçok şahıs ve kurumu tartışmaktan kurtulup işin özüne yani sorunun asıl kaynağına ne zaman ineceğiz?
Bu insanların problemli düşünce ve sözlerine neyin kaynaklık ettiğini sorgulamaktan niçin korkuyoruz?
Asıl sorunun kişilerde değil, yorumda, algıda, dini insan hayatında konumlandırdığımız yerde olduğunu ne zaman göreceğiz?
Asıl problemin dinden, dindarlıktan ne anladığımızda olduğunu ne zaman düşünmeye başlayacağız?
Asıl sorunun, dini 21. yüzyıl şartlarına göre yorumlayamadığımızdan kaynaklandığını ne zaman fark edeceğiz?
Kabahat işleyen dindar gördüğümüzde, ne zamana kadar “Bu gerçek Müslüman değil”kolaycılığına başvuracağız?
Dünyada “Gerçek Müslümanlık bunlarınki” diyebileceğimiz tek bir grup, cemaat, yapı yok.
Bu gerçeği görmemek için daha ne kadar direneceğiz?
***
Geçtiğimiz hafta Habertürk’te iki kıymetli İlahiyat profesörü Hayri Kırbaşoğlu ve İlhami Güler’i izledim.
İlhami Güler hoca o programda şunu söyledi: “IŞİD’in, savundukları ve yapmaya çalıştıkları, Kuran ve sünnetin vaaz etiklerinden farklı değil. Yani bu kaynakları düz bir okumayla ele alırsak bu insanların yaptıklarının hepsi bu kaynaklarda var.”
Bu, yabana atılacak bir görüş değil.
İlhami Hoca’dan dinledim: Hz Ömer bazı ayetleri “O günün şartları için geçerliydi” diyerek uygulamaktan imtina etmiş.
“O gün” dediği 10 yıl öncesi.
Bu tutum sayesinde Hz Ömer dönemine kadar işler yolunda gitti.
Ondan sonra kimse İslam’ı günün koşullarına göre anlamaya ve yaşamaya cesaret edemediği ve akıl erdiremediği için Müslümanlık gelişen hayatın şartlarıyla çelişir oldu.
***
Geçmişte dindar cemaatlerin içinde bulunmuş, İslamcılık davasına omuz vermiş insanlardan çok sayıda mail alıyorum.
Büyük bir dram yaşanıyor. İnsanların ruhunda ve kalbinde derin bir boşluk oluşmuş.
Bugün olup bitenlere bakarak “Ben başörtüsü için hayatımı harcadım. Boşuna mıydı? Ben dindarlık yaygınlaşsın diye ömrümü verdim. Bu muydu? Ben Müslümanlık barış getirecek, haksızlıkları giderecek diye düşünüyordum bunun için gençliğimi harcadım boşuna mıydı?..” türü sorular soruyorlar.
“20-30 yıl İslamcılık davası içinde bulundum. Son yaşadıklarımızdan sonra artık inancımı kaybettim” diyenler var.
Tüm bu kırılmaları, dağılmaları, umutsuzlukları görmezden mi geleceğiz?
Kanaat önderleri niçin bu dehşetengiz tabloya kafa yormuyor?
Niçin yeni hayat şartları ile din yorumunun çelişmesine köklü çözüm aranmıyorlar?
Veyahut arayan, kafa yoranların sesleri niçin bastırılıyor?
İktidardan bağımsız, olup bitene sıhhatli açıklamalar getirecek, insanları içine düştükleri umutsuzluktan çıkaracak sözü olan hiç kimse kalmadı mı?
Yıllarca Tv’ler, gazeteler, vakıflar, dernekler aracılığıyla insanları dindarlığa davet ettiler.
Şimdi o insanlar büyük bir bataklığın içinde çırpınıp duruyor.
Hem davet ediyorsun hem de bataklıkta terk ediyorsun. Olacak iş mi?
Davet ettikleri dindarlık çatışmanın, kötülüğün, ayrımcılığın kaynağı olmuş, bunu umursamıyorlar!?
100 yıllık İslamcılık davası resmen çöktü. Çıkıp iki kelime etmiyorlar. Böyle bir vurdumduymazlık olabilir mi?
***
Eğer risk alıp bir çıkış bulmazsak Müslümanlık gözümüzün önünde parçalanıp yok olacak.
“Müslümanım” demeye utanır hale geleceğiz.
Batı’da artan Müslüman karşıtlığına söyleyecek bir sözümüz yok.
Çünkü her şey, bizim bile kabul edemeyeceğiz şekilde gelişiyor.
Bir söz, bir çıkış bulmamız gerekiyor. Yoksa din adına birbirimizi yiyip bitireceğiz.
Sonra da kimi Müslümanlar bizim mahvımızdan bahsederken “Gerçek İslam bu değil, bunlar da gerçek Müslüman değildi” diyecekler.
***
Ben ilahiyatçı değilim, din âlimi hiç değilim.
Ne yapılacağı konusunda bir kanaat beyan edemem.
Bu ülkenin bir evladıyım.
Ve İslam’ın durumu, hepimizin sorunu.
Bir tıkanıklık olduğunu görüyoruz.
Dindarlığın toplumda giderek problemin kaynağı haline geldiğinin farkındayız.
İslam’ın gerçek işlevini yerine getirmediğini görüyoruz.
Ya ahlak, dürüstlük, adalet, eşitlik, özgürlük gibi binlerce yıllık insanlık değerleri ışığında; günümüz koşullarında dindarlığımızı yeni bir gözle algılayacağız…
Ya da Avrupa’da olduğu gibi dinin bütünüyle kalplerden, zihinlerden hatta toplum sahnesinden atılmasına sebep olacak din karşıtlığının büyümesine seyirci kalacağız.
Tercih bizim
6 Ocak 2015 Salı
Yaşlı yapabilse, genç düşünebilse...
Beterin beteri var derler ya..
Halimize şükür demek istiyorum ama günaha girmekten de korkuyorum...
Farkında mıyız imkanlarımızın acaba?
Sevgiyle kalın.
Halimize şükür demek istiyorum ama günaha girmekten de korkuyorum...
Farkında mıyız imkanlarımızın acaba?
Sevgiyle kalın.
18 Aralık 2014 Perşembe
Pırasalı börek
Selam,
Güzel bir börek, denemenizi tavsiye ederim. Bazı malzemelerin ölçülerini yazmayı unutmuşum o nedenle ortalama bir miktar yazacağım.
Malzemeler:
İç malzeme:
4-5 ad yufka
1 kg pırasa
1 orta boy havuç
Soğan
Sıvıyağ
Üzeri için çörekotu, haşhaş vb.
Yufka için:
1 yumurta (1/2 sarısı üzerine)
1 su bardağı süt /yoğurt (1/2 yufkaya 1,5-2 yemek kaşığı olacak şekilde)
1/2 çay bardağı sıvıyağ
Havucu rendeleyin, pırasaları ince ince doğrayın. Soğan da pırasagillerden ama daha lezzetli olduğunu düşünerek bu tarifimde de ayrıca kullanıyorum. Soğan karamelize olduktan sonra pırasa ve havucu ekleyin ve tüm malzemeleri 2-3 dk harmanlayın.
Yufkayı ikiye bölün hazırladığınız sütlü/yoğurtlu harçtan 1,5-2 çorba kaşığı sürün. 1 yufkanın yarısına dolu dolu 1 tahta kaşığı pırasalı harcı, tüm yufka yüzeyine dağıtın ve rulo yapın. İster gül böreği şeklinde yapın, isterseniz tüm tepsiye tek rulo yapın bu işlem bittikten sonra tüm yüzeye artan harcı yayın. (artan harca yumurta sarısını ekleyip iyice çırpın. Yumurta sarısını unutmayın, aksi takdirde üzeri güzel kızarmayabilir). Üzerine çörekotu, haşhaş vb ekleyin.
Pişirdikten sonra resim çekmeyi unutmuşum.
Bu böreğin pırasalı olduğu çoğunlukla anlaşılmıyor. Özellikle erkekler ve çocuklar pırasa sevmezler ama bu tarifle onları kandırabilirsiniz. Afiyet olsun..

Sevgiyle kalın.
Güzel bir börek, denemenizi tavsiye ederim. Bazı malzemelerin ölçülerini yazmayı unutmuşum o nedenle ortalama bir miktar yazacağım.
Malzemeler:
İç malzeme:
4-5 ad yufka
1 kg pırasa
1 orta boy havuç
Soğan
Sıvıyağ
Üzeri için çörekotu, haşhaş vb.
Yufka için:
1 yumurta (1/2 sarısı üzerine)
1 su bardağı süt /yoğurt (1/2 yufkaya 1,5-2 yemek kaşığı olacak şekilde)
1/2 çay bardağı sıvıyağ
Havucu rendeleyin, pırasaları ince ince doğrayın. Soğan da pırasagillerden ama daha lezzetli olduğunu düşünerek bu tarifimde de ayrıca kullanıyorum. Soğan karamelize olduktan sonra pırasa ve havucu ekleyin ve tüm malzemeleri 2-3 dk harmanlayın.
Yufkayı ikiye bölün hazırladığınız sütlü/yoğurtlu harçtan 1,5-2 çorba kaşığı sürün. 1 yufkanın yarısına dolu dolu 1 tahta kaşığı pırasalı harcı, tüm yufka yüzeyine dağıtın ve rulo yapın. İster gül böreği şeklinde yapın, isterseniz tüm tepsiye tek rulo yapın bu işlem bittikten sonra tüm yüzeye artan harcı yayın. (artan harca yumurta sarısını ekleyip iyice çırpın. Yumurta sarısını unutmayın, aksi takdirde üzeri güzel kızarmayabilir). Üzerine çörekotu, haşhaş vb ekleyin.
Pişirdikten sonra resim çekmeyi unutmuşum.
Bu böreğin pırasalı olduğu çoğunlukla anlaşılmıyor. Özellikle erkekler ve çocuklar pırasa sevmezler ama bu tarifle onları kandırabilirsiniz. Afiyet olsun..

Sevgiyle kalın.
12 Aralık 2014 Cuma
Krep
Selam,
"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem,
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"
demiş Cemal Süreyya.
Bence de öyle. Hafta sonu kendimi şımartırım, misafirim gelecekmiş gibi bir kahvaltı masası hazırlarım... Hani "mide beyne doydum hissini yansıtırmış ya" hafta sonları benim "mide ve beyin" galiba küsüşüyor ve bir de "doydum" komutu ctesi, pazar siliniyor. Benim göz, mide, beyin bu kelimeden bihaber, bir sonraki hafta sonuna kadar kahvaltı yapamayacaklarından endişe ediyorlar zannımca. Bu tarife uygun bir vaziyet-i hal içinde otururum ben kahvaltıya......
Birçok krep tarifi denedim, en son ölçülerim bu. Oldukça akışkan bir hamurunuz olacak. Siz kendi damak tadınıza göre malzeme oranlarını değiştirebilirsiniz.
Malzemeler:
4 su bardağı süt
1 çay bardağı sıvıyağ
2,5 su bardağı un
Tuz
2 çay kaşığı kabartma tozu
Tereyağ (pişince üzerine sürmek için)
İçine: Peynir+maydanoz, krem çikolata, sebze sote, bal vb...
Yapılışı: İlk tavaya çok az sıvıyağ koyduktan sonra 1 çorba kepçesi krep hamurunu tavaya aktarın, tavanın her tarafına hamuru yayın ve arkalı önlü pişirin. Tercihinize göre sıcakken üzerine tereyağ sürebilirsiniz (az). Bunu ilk kez denedim ve beğendim. Arasına hazırladığınız harcı ekleyerek rulo yapın. Afiyet olsun.
"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem,
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"
demiş Cemal Süreyya.
Bence de öyle. Hafta sonu kendimi şımartırım, misafirim gelecekmiş gibi bir kahvaltı masası hazırlarım... Hani "mide beyne doydum hissini yansıtırmış ya" hafta sonları benim "mide ve beyin" galiba küsüşüyor ve bir de "doydum" komutu ctesi, pazar siliniyor. Benim göz, mide, beyin bu kelimeden bihaber, bir sonraki hafta sonuna kadar kahvaltı yapamayacaklarından endişe ediyorlar zannımca. Bu tarife uygun bir vaziyet-i hal içinde otururum ben kahvaltıya......
Birçok krep tarifi denedim, en son ölçülerim bu. Oldukça akışkan bir hamurunuz olacak. Siz kendi damak tadınıza göre malzeme oranlarını değiştirebilirsiniz.
Malzemeler:
4 su bardağı süt
1 çay bardağı sıvıyağ
2,5 su bardağı un
Tuz
2 çay kaşığı kabartma tozu
Tereyağ (pişince üzerine sürmek için)
İçine: Peynir+maydanoz, krem çikolata, sebze sote, bal vb...
Yapılışı: İlk tavaya çok az sıvıyağ koyduktan sonra 1 çorba kepçesi krep hamurunu tavaya aktarın, tavanın her tarafına hamuru yayın ve arkalı önlü pişirin. Tercihinize göre sıcakken üzerine tereyağ sürebilirsiniz (az). Bunu ilk kez denedim ve beğendim. Arasına hazırladığınız harcı ekleyerek rulo yapın. Afiyet olsun.
Sevgiyle kalın....
3 Kasım 2014 Pazartesi
Dünya IQ
Slm,
Bir belgeselde bazı maymunların 85 IQ ya sahip olduğunu öğrendim ve biz ne durumdayız diye azıcık merak ettim, işte sonuçlar.
Dünya devletlerinin IQ düzeyi.
http://www.photius.com/rankings/national_iq_scores_country_ranks.html
Countries are ranked highest to lowest national IQ score.
Bir belgeselde bazı maymunların 85 IQ ya sahip olduğunu öğrendim ve biz ne durumdayız diye azıcık merak ettim, işte sonuçlar.
Dünya devletlerinin IQ düzeyi.
http://www.photius.com/rankings/national_iq_scores_country_ranks.html
16 Ekim 2014 Perşembe
OLGUNLAŞMAK
Artık
eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran
ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum.
Eski
dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde
tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından
atmak istiyorsun.
.....
Beni
anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum
enerjimi.
İstediğime
istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve
yeterli yas faktörü artık bende de var.
"Ben
demiştim" ,"ben bilirim", "ben zaten anlamıştım",
sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.
İlişkilerini
sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün
dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle
birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın
ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz
otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin
hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok
yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde
"HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime basta karşındakine kırıcı gelse
de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı
geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi
paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha
önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki
gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu
hatırlanıp anılıyor.
Dostlarıma,
kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk
aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi
lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm
oluştu.
Sonra
Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İste
bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yaşamışlığın,
görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden
ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne
zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk
çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı
hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü
keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
Can
DÜNDAR
Enfes bir yazı, kalemine sağlık....
Sevgiyle kalın…
1 Ekim 2014 Çarşamba
Hanımlarrrrrrr...........
Çin
bilgeliğinin kadınlar için 5 davranış kuralı:
1. Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan bir adam bulman önemlidir
2. Esprili, nüktedan ve seni
güldürmesini bilen bir adam bulman önemlidir.
3. Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir adam bulman önemlidir.
4. Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir adam bulman önemlidir.
5. Bu dört adamın birbirlerini tanımamaları önemlidir.
3. Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir adam bulman önemlidir.
4. Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir adam bulman önemlidir.
5. Bu dört adamın birbirlerini tanımamaları önemlidir.
Sevgiyle kalın
Hem düşün hem gül....
Nişanlı bir çift trafik
kazası geçirir ve ölürler. CENNETE gittiklerin de kapıda görevli olan meleğe
sorarlar:
- "Acaba Cennette evlenebilirmiyiz?"
Melek:
- "Bana biraz zaman verin ben size cevabı iletirim" der.
Aradan birkaç ay geçer ve melek mutlu haberi getirir ve evlenebileceklerini söyler. Bu habere çok sevinirler.
Damat hemen sorar: -Peki anlaşamazsak boşanabilirmiyiz?
Melek Şiddetli bir şekilde kızar ve cevap verir.
-3 Aydır uğraşıyorum nikahınızı kıyacak imamı zor buldum da boşayacak avukatı nereden bulayım ben.
- "Acaba Cennette evlenebilirmiyiz?"
Melek:
- "Bana biraz zaman verin ben size cevabı iletirim" der.
Aradan birkaç ay geçer ve melek mutlu haberi getirir ve evlenebileceklerini söyler. Bu habere çok sevinirler.
Damat hemen sorar: -Peki anlaşamazsak boşanabilirmiyiz?
Melek Şiddetli bir şekilde kızar ve cevap verir.
-3 Aydır uğraşıyorum nikahınızı kıyacak imamı zor buldum da boşayacak avukatı nereden bulayım ben.
Sevgiyle kalın
30 Eylül 2014 Salı
ORTADOĞU'NUN DİLİ
Miki Fare Beyrut’a gitmiş. Sokakta gezerken kediye rastlamış. Kaçmaya başlamış. Tam yakalanacakken bir delik bulup sığınmış. Oturduğu yerden kedinin pençelerini görebiliyormuş. Epeyce kedinin gitmesini beklemiş.
Bir süre sonra bir havlama sesi duymuş. Kedi ortadan kaybolmuş. Miki de kafasını deliğinden uzatmış. Kimseyi görmeyince dışarı çıkmış. Çıkar çıkmaz da köşede saklanan kedinin pençesine düşmüş. Can havliyle çırpınırken sormuş:
“Ama ben bir köpek sesi duydum. Sen korkup gittin sandım.”
Havlama taklidi yaparak gülmüş kedi:
“Burası sizin Hollywood’a benzemez ufaklık... Burası Ortadoğu! Burada hayatta kalmak için çok dil bilmek zorundasın.”
* * *
Fıkrayı Ortadoğu’da büyükelçilik yapmış bir diplomattan dinledim geçenlerde...
Ortadoğu’yu anlamaya çalışan bir Batılı ülkenin başbakanına, işin zorluğunu bu fıkrayla özetlemişti.
Kuruluşundan beri geçimini Batı’da arayan Türkiye, şimdi yıllar yılı sırt çevirdiği Ortadoğu’ya yüzünü dönmenin sıkıntılarını yaşıyor.
Ama Ortadoğu onu tanıyor; o, Ortadoğu’yu tanımıyor.
Suriye’yi bilen yeterli uzmanı, Arapça konuşan yeterli diplomatı, üniversitesinde yeterli kürsüsü yok. Şam’daki dünkü basın toplantısında muhabiri yok. Halep’te medya bürosu yok. Bu donanımsızlıkla gözü kara dalıp “Bölgenin lideri olacağım” cakasıyla yürüdüğü kaygan zeminde “çok dil” bilmediğinden, dostu düşmandan ayırmakta zorlanıyor.
Bir zamanlar ortak tatbikatlar yaptığı İsrail’den ummadığı anda tokat yiyor.
“Kardeşim” diye yaklaştığı Esad’a, 6 ay sonra “Katilim” demek durumunda kalıyor.
Bağdat’ta, Erbil’de havlama sesi çıkarabilen kedilerin tuzağına düşüyor.
“Komşularla sıfır sorun” diye çıktığı yolda kısa zamanda “Sorunlarla sıfır komşu” noktasına sürükleniyor.
Ve çareyi yine komşularını Batılılara şikâyette buluyor.
O Batı ki, sorunun devası değil, kaynağı aslında...
Doğunun dilini öğrenene kadar daha epeyce dayak yemek mukadder görünüyor.
Bir süre sonra bir havlama sesi duymuş. Kedi ortadan kaybolmuş. Miki de kafasını deliğinden uzatmış. Kimseyi görmeyince dışarı çıkmış. Çıkar çıkmaz da köşede saklanan kedinin pençesine düşmüş. Can havliyle çırpınırken sormuş:
“Ama ben bir köpek sesi duydum. Sen korkup gittin sandım.”
Havlama taklidi yaparak gülmüş kedi:
“Burası sizin Hollywood’a benzemez ufaklık... Burası Ortadoğu! Burada hayatta kalmak için çok dil bilmek zorundasın.”
* * *
Fıkrayı Ortadoğu’da büyükelçilik yapmış bir diplomattan dinledim geçenlerde...
Ortadoğu’yu anlamaya çalışan bir Batılı ülkenin başbakanına, işin zorluğunu bu fıkrayla özetlemişti.
Kuruluşundan beri geçimini Batı’da arayan Türkiye, şimdi yıllar yılı sırt çevirdiği Ortadoğu’ya yüzünü dönmenin sıkıntılarını yaşıyor.
Ama Ortadoğu onu tanıyor; o, Ortadoğu’yu tanımıyor.
Suriye’yi bilen yeterli uzmanı, Arapça konuşan yeterli diplomatı, üniversitesinde yeterli kürsüsü yok. Şam’daki dünkü basın toplantısında muhabiri yok. Halep’te medya bürosu yok. Bu donanımsızlıkla gözü kara dalıp “Bölgenin lideri olacağım” cakasıyla yürüdüğü kaygan zeminde “çok dil” bilmediğinden, dostu düşmandan ayırmakta zorlanıyor.
Bir zamanlar ortak tatbikatlar yaptığı İsrail’den ummadığı anda tokat yiyor.
“Kardeşim” diye yaklaştığı Esad’a, 6 ay sonra “Katilim” demek durumunda kalıyor.
Bağdat’ta, Erbil’de havlama sesi çıkarabilen kedilerin tuzağına düşüyor.
“Komşularla sıfır sorun” diye çıktığı yolda kısa zamanda “Sorunlarla sıfır komşu” noktasına sürükleniyor.
Ve çareyi yine komşularını Batılılara şikâyette buluyor.
O Batı ki, sorunun devası değil, kaynağı aslında...
Doğunun dilini öğrenene kadar daha epeyce dayak yemek mukadder görünüyor.
Can DÜNDAR'ın eski tarihli bir yazısı.....
sevgiyle kalın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












