Sevgiyle kalın...
5 Haziran 2015 Cuma
3 Haziran 2015 Çarşamba
Gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında "başkanlık sistemi" olduğu doğru mu?
Slm,
http://www.dogrulukpayi.com/
takip ettiğim kadarıyla objektif bir site takip etmenizi öneririm.
Sitedeki başkanlık sistemi ile ilgili verileri paylaşmak istedim.
http://www.dogrulukpayi.com/
takip ettiğim kadarıyla objektif bir site takip etmenizi öneririm.
Sitedeki başkanlık sistemi ile ilgili verileri paylaşmak istedim.
Genel seçimler yaklaşırken başkanlık sisteminin hayata geçirilip geçirilmeyeceği yönündeki tartışmalar devam ediyor. Hükümet kanadı başkanlık sisteminin kalkınma ve istikrar için gerekli olduğu görüşünü savunurken, muhalefet ise başkanlık sisteminin her koşulda iyi olmayacağı ile ilgili iddialar öne sürüyor. CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak da 18 Mayıs 2015’de yazdığı bir Twitter mesajında; insani gelişmişlikteki ilk 20 ülkenin 16’sının parlamenter demokrasiyle, 2’sinin başkanlıkla yönetildiğini, son 20'nin 15’inde ise başkanlık sistemi olduğunu iddia etti.
UNDP İnsani Gelişim Endeksi’nin Gösterdikleri
Başkanlık sistemi ve gelişmişlik arasındaki ilişki daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir iddiasıyla da gündemimize gelmişti. Cumhurbaşkanı’nın iddiasına göre gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında başkanlık sistemi vardı, ancak analizimiz bunun tam aksinin doğru olduğunu göstermişti.
Öztrak’ın iddiası bu kez farklı olarak sadece insani gelişmişlik konusuna işaret ediyor. Bu nedenle UNDP’nin düzenli olarak güncellediği, yaşam standartları, eğitim durumu ve milli gelir değerlerini dikkate alan İnsani Gelişmişlik Endeksi’ni (İGE) dikkate alacağız.
UNDP İGE 2014 verilerine göre, listede ilk 20’de yer alan ülkeler ve yönetim biçimleri tabloda gösterilmektedir:

Görüldüğü gibi ilk yirmideki ülkelerin ikisinde (ABD ve G. Kore) başkanlık sistemi var. Fransa ve İsviçre’de ise yarı başkanlık ve karma sistemler uygulanıyor. İGE’nin 187 ülkeden oluşan sıralamasındaki son yirmi ülke arasında 5 ülkede yarı başkanlık sistemi, bir ülkede (Etiyopya) ise parlamenter sistem var.

- 27 Ocak 2015 tarihinde Somali'den Türkiye'ye Dönüşünde söylendi. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından)
Hürriyet Gazetesi'nden Akif Beki’nin hazırladığı habere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haziran 2015’deki genel seçimlerde de gündeme gelmesi muhtemel olan başkanlık sistemi konusuna da değindi. Erdoğan konuşmasında, gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında başkanlık sistemi bulunduğunu iddia etti.
Cumhurbaşkanı’nın bu iddiasında ‘gelişmiş ülkeler’ derken neyi kastettiğini anlamak zor. İhtiyatlı davranmak adına gelişmişlik ölçütü olabileceğini düşündüğümüz bir kaç farklı kritere göre gelişmiş ülkeleri inceleyeceğiz. Bu kriterler arasında; ekonomik büyüklük, İnsani Gelişmişlik Endeksi, OECD, G20, ve Dünya Bankası’nın ölçütleri var. Biz de bu analizde farklı ölçütlere göre ‘gelişmiş’ ülkeleri sıralayacak ve bu ülkelerin yönetim biçimlerini inceleyeceğiz.
Öncelikle ekonomik büyüklük açısından ülkeleri inceliyoruz. Dünya Bankası’nın Gayri safi yurt içi hasıla ile yaptığı sıralamaya göre ilk 10 ülke ve yönetim biçimleri şöyle:

Kişi başına düşen milli hasılaya göre sıralama yapıldığında ise sıralama şu şekilde değişiyor:

Şimdi ise Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın hazırladığı İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre sıralanan ilk 10 ülkenin yönetim biçimlerine bakıyoruz. Not düşelim; bu endeks sadece kişi başına düşen milli geliri değil, aynı zamanda eğitim seviyelerine, okullaşma düzeyine ve yaşam standartları ile öngörülen yaşam süresi gibi öğeleri de hesaplamasına katıyor.

Türkiye’nin de üyesi olduğu OECD ülkelerine baktığımızda da benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. OECD’nin en yüksek gelirli ülkeleri (31 ülke) arasında sadece Şili ve ABD’de tam başkanlık sistemi varken; Güney Kore ve İsviçre’de karma sistemlerin olduğu görülüyor.
Son olarak şuanda Türkiye’nin dönem başkanlığını yapmakta olduğu G-20 ülkelerinin yönetim biçimlerine bakıyoruz. 20 tane üyesi bulunan (1 üye Avrupa Birliği) G-20 ülkeleri arasında tam başkanlık sistemi ile yönetilen 5 ülke var: Arjantin, Brezilya, Endonezya, Meksika ve ABD. Bunların dışında Fransa ve Rusya yarı başkanlık sistemi ile yönetilirken, Güney Afrika ve Güney Kore karma sistemlere sahip. Son olarak G-20 ülkeleri arasında mutlak monarşiye sahip tek ülke Suudi Arabistan. Geri kalan 10 üye ise parlamenter sistem ile yönetiliyorlar.
Dünya ülkelerinin farklı kriterlere göre gelişmişlik düzeylerini paylaştık. İster yurtiçi hasıla, isterse de gelişmişlik endeksleriyle olsun, gelişmişlik sıralamalarında üst sıralarda olan ülkelerin başkanlık sistemini pek de tercih etmediğini görüyoruz. Bu sıralamalarda, farklı çeşitleriyle de olsa, parlamenter sistemler ağır basarken; özellikle ABD, başkanlık sistemi ile istisnai bir örnek olarak dikkat çekiyor. Diğer bir deyişle, akademik olarak da tartışılan bir konu olan başkanlık sistemi – gelişmişlik düzeyi ilişkisinde nedensellik tespit etmek biraz güç.
Sevgiyle kalın.
Mavi Alay' duymuş muydunuz? Kırım Türkleri yazsam ama bu başka!!
Slm,
2. Dünya savaşında Kırım Türklerine yapılan işkenceleri birçoğumuz biliyoruz diye düşünüyorum. Peki "Mavi Alay"ı hiç duymuş muydunuz?
2. Dünya savaşında Kırım Türklerine yapılan işkenceleri birçoğumuz biliyoruz diye düşünüyorum. Peki "Mavi Alay"ı hiç duymuş muydunuz?
Özgürlük umuduyla yıkım
Kırım Türkleri Stalin
zulmünden kurtulma ümidiyle Almanya saflarında savaşa katıldı. Savaş sonunda
esir düşenler, Rusya'nın talebi, Londra'nın kararı üzerine aileleriyle ölüme
yollandı
Avni ÖZGÜREL
Her sene mayıs ayı sonunda Almanya'da yaşayan
Müslümanlar mahiyetini fazla bilmedikleri bir anma töreni için Münih Camii'nde
bir araya geliyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman orduları geri çekilirken onlarla birlikte göçmen olarak Avrupa'ya gelen; savaş sonunda yerleştirildikleri topraklarda müttefiklere esir düşüp Rus infaz birliklerine teslim edilen 7000'i aşkın insan Kur'an ve mevlid okunarak anılıyor.
Türkiye'de olanbitenleri hatırlayan, bilen kalmadı 'Mavi Alay'ı. Devletin 'derin' arşivinde onlarla ilgili bilgiler var kuşkusuz; ancak, Ankara suçluluk duygusuyla unutulmasını istiyor 1945 faciasının.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman orduları geri çekilirken onlarla birlikte göçmen olarak Avrupa'ya gelen; savaş sonunda yerleştirildikleri topraklarda müttefiklere esir düşüp Rus infaz birliklerine teslim edilen 7000'i aşkın insan Kur'an ve mevlid okunarak anılıyor.
Türkiye'de olanbitenleri hatırlayan, bilen kalmadı 'Mavi Alay'ı. Devletin 'derin' arşivinde onlarla ilgili bilgiler var kuşkusuz; ancak, Ankara suçluluk duygusuyla unutulmasını istiyor 1945 faciasının.
Göç ve esaret
Ankara'nın da yüreklendirmesiyle Almanların safında yer tutmanın Kırım'a ve Kafkaslara özgürlük getireceğini sanmıştı oralarda yaşayan Türkler. Naziler de savaşçılıklarından ziyade istihbarat elemanı olarak ve yaşadıkları coğrafyaya hâkimiyetlerinden yararlanıyorlardı. Ne var ki 1944'te ibre tersine dönüp de Alman geri çekilmesi başlayınca Türkler bulundukları topraklarda Rusların kendilerine hayat hakkı tanımayacağı düşüncesiyle kafileler halinde Alman ordusuyla birlikte Avrupa'ya göç ettiler. Yerleştirildikleri ilk coğrafya da Kuzey İtalya'daki Pazulla bölgesiydi. Kafkasya'da yaşadıkları coğrafyaya benzeyen dağ köylerine dağıtılmışlardı. Burada yeniden düzen kurabilecekleri umudunu taşıyorlardı. Ama beklendiği gibi olmadı. Müttefiklerin İtalya harekâtının gelişmesine paralel olarak Türkler Alman ordularının daha hâkim göründüğü Avusturya'ya göç ettirildi. Gönderildikleri yer Karnten bölgesinde Ober Drauburg çevresiydi. Drau Nehri kıyısında kurulan çadırlarda, derme çatma barakalarda kalıyordu aileler. Irschen Köyü'nden Delach'a kadar olan alana yayılmıştı yerleşim.
Ankara'nın da yüreklendirmesiyle Almanların safında yer tutmanın Kırım'a ve Kafkaslara özgürlük getireceğini sanmıştı oralarda yaşayan Türkler. Naziler de savaşçılıklarından ziyade istihbarat elemanı olarak ve yaşadıkları coğrafyaya hâkimiyetlerinden yararlanıyorlardı. Ne var ki 1944'te ibre tersine dönüp de Alman geri çekilmesi başlayınca Türkler bulundukları topraklarda Rusların kendilerine hayat hakkı tanımayacağı düşüncesiyle kafileler halinde Alman ordusuyla birlikte Avrupa'ya göç ettiler. Yerleştirildikleri ilk coğrafya da Kuzey İtalya'daki Pazulla bölgesiydi. Kafkasya'da yaşadıkları coğrafyaya benzeyen dağ köylerine dağıtılmışlardı. Burada yeniden düzen kurabilecekleri umudunu taşıyorlardı. Ama beklendiği gibi olmadı. Müttefiklerin İtalya harekâtının gelişmesine paralel olarak Türkler Alman ordularının daha hâkim göründüğü Avusturya'ya göç ettirildi. Gönderildikleri yer Karnten bölgesinde Ober Drauburg çevresiydi. Drau Nehri kıyısında kurulan çadırlarda, derme çatma barakalarda kalıyordu aileler. Irschen Köyü'nden Delach'a kadar olan alana yayılmıştı yerleşim.
İngilizlere inanç
Ancak burada da huzur bulamadılar. Düzen tutturmaya çalıştıkları sırada Avusturya'nın işgalinde görev yapan 8. İngiliz Ordusu'na esir düştüler. Aslında bu esaret dahi 'kurtuluş' gibi görünüyordu Türklere.
Almanya'yla birlikteliğin kendilerini yurtlarından ettiğini görmüşlerdi, Rusların eline düşerlerse katledileceklerini biliyorlardı. Avusturya'da yerleştirildikleri bölge onları tüm saldırılara açık hale getirmişti.
İngiliz idaresinin kendilerini ister orada tutsun, ister adaya götürsün canlarını kurtaracağını sanıyorlardı. Birçoğu İngiliz komutanlığının müsamahasıyla Türkiye'deki akrabalarıyla temasa geçip Anadolu'ya göç edebileceği ümidine kapılmıştı. Akrabası olmayanlar dahi İngilizlerin izin vermesi halinde Ankara'nın kendilerini mülteci olarak kabul edeceği düşüncesiyle dilekçe hazırlamanın derdindeydi. Ama yanıldılar.
Bir aya yakın süre ihtiyaçları karşılanan ve kamp hayatına uyum sağlamaya çalışan Türkler, Londra'dan gelen, 'Rus birliklerine teslim edilmelerini öngören' emirle neye uğradıklarını şaşırdılar. Kurtuluşu beklerken ölümle yüz yüze gelmekti bu. 28 Mayıs 1945'te karar tebliğ edildi. İngilizler esirleri Sovyet birliklerine teslim etmek zorunda olduklarını, ancak Moskova'dan öldürülmeyeceklerine dair güvence alındığını açıkladılar. Oysa böyle bir güvence yoktu.
Türkler bu tebliğ yapılırken bir yandan da kelepçelenerek İngiliz birliklerinin kontrolünde bir başka kampa Dellach'a nakledildiler. Buraya esirleri teslim alacak Rus askeri konvoyları da gelmişti.
Ancak burada da huzur bulamadılar. Düzen tutturmaya çalıştıkları sırada Avusturya'nın işgalinde görev yapan 8. İngiliz Ordusu'na esir düştüler. Aslında bu esaret dahi 'kurtuluş' gibi görünüyordu Türklere.
Almanya'yla birlikteliğin kendilerini yurtlarından ettiğini görmüşlerdi, Rusların eline düşerlerse katledileceklerini biliyorlardı. Avusturya'da yerleştirildikleri bölge onları tüm saldırılara açık hale getirmişti.
İngiliz idaresinin kendilerini ister orada tutsun, ister adaya götürsün canlarını kurtaracağını sanıyorlardı. Birçoğu İngiliz komutanlığının müsamahasıyla Türkiye'deki akrabalarıyla temasa geçip Anadolu'ya göç edebileceği ümidine kapılmıştı. Akrabası olmayanlar dahi İngilizlerin izin vermesi halinde Ankara'nın kendilerini mülteci olarak kabul edeceği düşüncesiyle dilekçe hazırlamanın derdindeydi. Ama yanıldılar.
Bir aya yakın süre ihtiyaçları karşılanan ve kamp hayatına uyum sağlamaya çalışan Türkler, Londra'dan gelen, 'Rus birliklerine teslim edilmelerini öngören' emirle neye uğradıklarını şaşırdılar. Kurtuluşu beklerken ölümle yüz yüze gelmekti bu. 28 Mayıs 1945'te karar tebliğ edildi. İngilizler esirleri Sovyet birliklerine teslim etmek zorunda olduklarını, ancak Moskova'dan öldürülmeyeceklerine dair güvence alındığını açıkladılar. Oysa böyle bir güvence yoktu.
Türkler bu tebliğ yapılırken bir yandan da kelepçelenerek İngiliz birliklerinin kontrolünde bir başka kampa Dellach'a nakledildiler. Buraya esirleri teslim alacak Rus askeri konvoyları da gelmişti.
İntihar izni
Dellach kampındaki Türkler için katliamla eş anlamlıydı İngiltere'nin kararı. Rus birliklerine esir Türklerin savaş suçlusu oldukları ve teslim alındıktan sonra haklarında verilmiş genel emir gereği kurşuna dizilecekleri bildirilmişti zaten. İngiliz askeri heyeti kimlik tespitlerini uzatıp binbir ayrıntı üzerinde durarak zaman kazanmaya ve mukadder akıbeti geciktirmeye çalıştı sadece. Bu arada Ruslar firarlardan İngilizleri sorumlu tutacaklarını açıkladıkları için kamp yönetiminin yapabileceği bir şey de kalmamıştı. Türklere verilen tek seçenek Ruslara teslim olmaktansa bahar mevsiminde azgınca akan Drau Nehri'ne kendilerini atmalarıydı. Önce onlarca kadın çocuklarının ellerini tutup nehre atladı. Onları ailece suya atlayan gruplar izledi. Dualar, çığlıklar yükseliyordu kamptan. Nehre girenler girdaba kapılıp kısa sürede boğuldular. 7000 kişiden üç bini bir hafta içinde intihar etti. Sağ kalanlar Ruslar tarafından kafileler halinde yola çıkarıldılar. Ancak kafilenin Rusya'ya yaya olarak götürülmesi mümkün olmadığı ve Doğu Avrupa'da tren yolları tahrip edildiği için zorunlu olarak Türkiye
üzerinden taşınmaları kararı verildi.
Dellach kampındaki Türkler için katliamla eş anlamlıydı İngiltere'nin kararı. Rus birliklerine esir Türklerin savaş suçlusu oldukları ve teslim alındıktan sonra haklarında verilmiş genel emir gereği kurşuna dizilecekleri bildirilmişti zaten. İngiliz askeri heyeti kimlik tespitlerini uzatıp binbir ayrıntı üzerinde durarak zaman kazanmaya ve mukadder akıbeti geciktirmeye çalıştı sadece. Bu arada Ruslar firarlardan İngilizleri sorumlu tutacaklarını açıkladıkları için kamp yönetiminin yapabileceği bir şey de kalmamıştı. Türklere verilen tek seçenek Ruslara teslim olmaktansa bahar mevsiminde azgınca akan Drau Nehri'ne kendilerini atmalarıydı. Önce onlarca kadın çocuklarının ellerini tutup nehre atladı. Onları ailece suya atlayan gruplar izledi. Dualar, çığlıklar yükseliyordu kamptan. Nehre girenler girdaba kapılıp kısa sürede boğuldular. 7000 kişiden üç bini bir hafta içinde intihar etti. Sağ kalanlar Ruslar tarafından kafileler halinde yola çıkarıldılar. Ancak kafilenin Rusya'ya yaya olarak götürülmesi mümkün olmadığı ve Doğu Avrupa'da tren yolları tahrip edildiği için zorunlu olarak Türkiye
üzerinden taşınmaları kararı verildi.
Sonuçsuz kalan sevinç
Türkiye'ye gitmek, Rusya'ya teslim edilecekleri kararı geçerliliğini koruduğu halde ümitlendirmişti esirleri. Ana vatanın onları ölümün kucağına atacağını düşünmüyorlardı. Bir şekilde diplomatik girişimler sonucu Anadolu'da kalacaklarını ümit ediyorlardı. Güçlükle temin edilen trene bu hayalle bindi hepsi. Edirne'ye yaklaştıkça seviç dalgası kapladı yolcuları. Rusların vagonlarda havalanma pencerelerini kapatmalarını dahi fazla önemsemediler. "Birkaç gün içinde Türk yetkililer açar kapıları çıkarır bizi. Göstermelik olarak bir süre mahkûm gibi tutarlar belki. Kurdukları kampı Ruslara gösterirler falan ama sonra serbest kalırız" diyorlardı. Bu hayal de bir anda yıkıldı. Türk sınırından girmelerine rağmen ne vagon kapıları açıldı, ne de kömür ve su ikmali hariç, yoldan geri kaldı tren. Ankara, Rus baskısı altında kuşatılmıştı adeta. Zihinlerden, gönüllerden geçen ne olursa olsun bu Moskova'nın temsilcilerine iletilemedi bile.
Türkiye'ye gitmek, Rusya'ya teslim edilecekleri kararı geçerliliğini koruduğu halde ümitlendirmişti esirleri. Ana vatanın onları ölümün kucağına atacağını düşünmüyorlardı. Bir şekilde diplomatik girişimler sonucu Anadolu'da kalacaklarını ümit ediyorlardı. Güçlükle temin edilen trene bu hayalle bindi hepsi. Edirne'ye yaklaştıkça seviç dalgası kapladı yolcuları. Rusların vagonlarda havalanma pencerelerini kapatmalarını dahi fazla önemsemediler. "Birkaç gün içinde Türk yetkililer açar kapıları çıkarır bizi. Göstermelik olarak bir süre mahkûm gibi tutarlar belki. Kurdukları kampı Ruslara gösterirler falan ama sonra serbest kalırız" diyorlardı. Bu hayal de bir anda yıkıldı. Türk sınırından girmelerine rağmen ne vagon kapıları açıldı, ne de kömür ve su ikmali hariç, yoldan geri kaldı tren. Ankara, Rus baskısı altında kuşatılmıştı adeta. Zihinlerden, gönüllerden geçen ne olursa olsun bu Moskova'nın temsilcilerine iletilemedi bile.
Barajın dili olsa
Türkiye tarafsızlık siyasetini terk edip son anda müttefikler safına katılmış Almanya'ya savaş ilan etmişti ama bu konuda Londra'nın desteği olmadığı takdirde bir şey yapamayacak haldeydi. Londra kendi derdine düşmüştü, Ruslardan esir Türkler lehine talepte bulunmayı aklından geçirecek durumda değildi. Tren Doğu Anadolu'da ilerledikçe esirlerin ümitleri önce şüpheye dönüştü, sonra panik başladı. Vagonlara muhafız olarak konulan askerlerden kendilerini vurmalarını isteyenlerin sayısı giderek artıyordu. Subaylar Ankara'dan gelen kesin emirle vicdanları arasında zorlanıyorlar, çaresizlik içinde kıvranıyorlardı. Kars'a ulaşıldığında esirler, "Bizi Ruslar öldüreceğine siz vurun" diye son kez yalvar yakar oldular subaylara. Askerlerin sinirleri isyan edecek kadar gerilmişti. Kırılan vagon kapaklarından bazı esirler Serder Abad Kızıl Çakçak baraj gölüne attılar kendilerini. Bir kez daha intihar izni çıkmış gibiydi. Ama 2000 kişi baraj gölünün öte yakasında Rus muhafızlara teslim edildi. Ve Ruslar Türk delegelerin orada bulundukları sırada gruplar halinde kurşuna dizmeye başladılar kafileyi. Son esir öldürülene kadar aralıksız sürdürdüler bu işi. Ankara tek bir tepki gösteremedi.
Olay delegeler tarafından rapor edildiğinde de üstü örtüldü bu ayıbın. O gün bugün açıklanmadı tutanaklar. Avusturyalılar tanık oldukları katliamın anısına Irschen Köyü'nde otoban yanında küçük bir anıt yapıp her sene mayıs ayı sonunda ölen insanların hatırasını canlı tutmaya dönük törenler düzenlediler. Türkiye ise bu olayı anımsatacak bir taş dikmekten dahi imtina etti. Belki utançtan belki umursamazlıktan. Oysa bu insanları Almanya yanında saf tutmaya yönlendiren organizasyonun gerçekleşmesini Berlin'e karşı 'iyi niyet kanıtı' olarak kullanan Ankara'ydı
Türkiye tarafsızlık siyasetini terk edip son anda müttefikler safına katılmış Almanya'ya savaş ilan etmişti ama bu konuda Londra'nın desteği olmadığı takdirde bir şey yapamayacak haldeydi. Londra kendi derdine düşmüştü, Ruslardan esir Türkler lehine talepte bulunmayı aklından geçirecek durumda değildi. Tren Doğu Anadolu'da ilerledikçe esirlerin ümitleri önce şüpheye dönüştü, sonra panik başladı. Vagonlara muhafız olarak konulan askerlerden kendilerini vurmalarını isteyenlerin sayısı giderek artıyordu. Subaylar Ankara'dan gelen kesin emirle vicdanları arasında zorlanıyorlar, çaresizlik içinde kıvranıyorlardı. Kars'a ulaşıldığında esirler, "Bizi Ruslar öldüreceğine siz vurun" diye son kez yalvar yakar oldular subaylara. Askerlerin sinirleri isyan edecek kadar gerilmişti. Kırılan vagon kapaklarından bazı esirler Serder Abad Kızıl Çakçak baraj gölüne attılar kendilerini. Bir kez daha intihar izni çıkmış gibiydi. Ama 2000 kişi baraj gölünün öte yakasında Rus muhafızlara teslim edildi. Ve Ruslar Türk delegelerin orada bulundukları sırada gruplar halinde kurşuna dizmeye başladılar kafileyi. Son esir öldürülene kadar aralıksız sürdürdüler bu işi. Ankara tek bir tepki gösteremedi.
Olay delegeler tarafından rapor edildiğinde de üstü örtüldü bu ayıbın. O gün bugün açıklanmadı tutanaklar. Avusturyalılar tanık oldukları katliamın anısına Irschen Köyü'nde otoban yanında küçük bir anıt yapıp her sene mayıs ayı sonunda ölen insanların hatırasını canlı tutmaya dönük törenler düzenlediler. Türkiye ise bu olayı anımsatacak bir taş dikmekten dahi imtina etti. Belki utançtan belki umursamazlıktan. Oysa bu insanları Almanya yanında saf tutmaya yönlendiren organizasyonun gerçekleşmesini Berlin'e karşı 'iyi niyet kanıtı' olarak kullanan Ankara'ydı
Sevgiyle kalın...
2015 yılı kurum bütçe ödenekleri
Slm,
http://www.dogrulukpayi.com/beyanat/555ef7fc75317 sitesinde ilgili yazıyı okurken merak saldım konuya
Türkiye’nin 2015 bütçesi 473 milyar lira olarak belirlenirken yatırıma
ayrılan pay 41 milyar lirayı buldu. 2015 yılı için kurumların bütçesi yüzde 8.3
oranında artırıldı. En büyük yükseliş ise yüzde 97 ile Köşk’ün bütçesinde oldu.
| KURUM | TUTAR |
| Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Toplamı | 418.248.954.000 TL |
| Maliye Bakanlığı | 110.243.593.000 TL |
| Hazine Müsteşarlığı | 68.399.057.000 TL |
| Milli Eğitim Bakanlığı | 62.000.248.000 TL |
| Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı | 30.666.260.000 TL |
| Milli Savunma Bakanlığı | 22.764.255.000 TL |
| Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı | 18.249.634.000 TL |
| Emniyet Genel Müdürlüğü | 17.623.719.000 TL |
| Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı | 14.679.018.000 TL |
| Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu | 9.873.269.000 TL |
| Adalet Bakanlığı | 7.790.550.000 TL |
| Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı | 7.659.210.000 TL |
| Türkiye Halk Sağlığı Kurumu | 7.488.572.000 TL |
| Jandarma Genel Komutanlığı | 6.489.530.000 TL |
| Diyanet İşleri Başkanlığı | 5.743.383.000 TL |
| İçişleri Bakanlığı | 3.898.467.000 TL |
| Sağlık Bakanlığı | 2.721.038.000 TL |
| Gelir İdaresi Başkanlığı | 2.444.892.000 TL |
| Dışişleri Bakanlığı | 2.080.968.000 TL |
| Kalkınma Bakanlığı | 1.862.242.000 TL |
| Kültür ve Turizm Bakanlığı | 1.843.091.000 TL |
| Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı | 1.489.224.000 TL |
| Ekonomi Bakanlığı | 1.481.672.000 TL |
| Çevre ve Şehircilik Bakanlığı | 1.358.916.000 TL |
| Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı | 1.108.220.000 TL |
| Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı | 993.414.000 TL |
| Başbakanlık | 929.119.000 TL |
| Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü | 775.866.000 TL |
| Gümrük ve Ticaret Bakanlığı | 764.447.000 TL |
| TBMM | 748.048.000 TL |
| Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı | 666.206.000 TL |
| Orman ve Su İşleri Bakanlığı | 513.292.000 TL |
| Sahil Güvenlik Komutanlığı | 506.226.000 TL |
| Cumhurbaşkanlığı | 397.000.000 TL |
| Avrupa Birliği Bakanlığı | 291.238.000 TL |
| Türkiye İstatistik Kurumu | 285.146.000 TL |
| Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü | 238.423.000 TL |
| Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü | 235.985.000 TL |
| Sayıştay | 186.372.500 TL |
| Göç İdaresi Genel Müdürlüğü | 179.890.000 TL |
| Yargıtay | 162.967.000 TL |
| Gençlik ve Spor Bakanlığı | 154.771.000 TL |
| Danıştay | 103.703.000 TL |
| Anayasa Mahkemesi | 43.502.000 TL |
| Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu | 43.219.000 TL |
| Devlet Personel Başkanlığı | 26.333.000 TL |
| Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği | 22.575.000 TL |
| Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı | 22.183.000 TL |
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27371830.asp
Sevgiyle kalın.
1 Haziran 2015 Pazartesi
Kozalak Yoğurdu
Slm,
Sevgili Çiğdem kozalaktan sadece reçel değil yoğurt da yapıldığını paylaşmış, ne yapalım kolları sıvadık ve denedik. İlk deneme 1/2 kg kavanoza 1 kozalakla yaptım ama başarısız oldu. 2. denemede işi garantiye alayım dedim 3 adet ekledim (küçük) ve oldu. Size en son yaptığımı paylaşacağım.
Yoğurt buram buram çam kokuyor ve tattığınız anda hem lezzetini hem kokusunu hissediyorsunuz.
Malzemeler:
1/2 kavanoz süt (ılık yoğurt ısısında)
2 adet kozalak
Cam kap / tencere
Yapılışı: Süt kaynadıktan sonra 5-8 dk altını kısıp kaynatmaya devam ettim. Yoğurt ısısına gelmesini bekledim (serçe parmağınızı süte batırıp 5 sn civarı tutun, parmağınızı yakmayacak, soğuk da olmayacak, ısıyı hissedeceksiniz, umarım izah edebilmişimdir). Kalın bir örtünün üstüne kabınızı alın içine iyice yıkadığınız 2 ad kozalağı atın ve kabınızı kapatarak örtüyle sıkıca sarın. Akşamdan mayalayıp sabahleyin buzdolabına attığım için tahmini 7 saat civarı mayalandıktan sonra buzdolabına koyuyorum. .(İnternet verilerinde 4 saat sonra buzdolabına alın diyor ama bunu henüz denemediğim için bişey yazamayacağım). Buzdolabında katı güzel bir yoğurdunuz oluyor Ancak kozalak yoğurdu diğer yoğurda göre biraz daha sıvı kaldı bende. Bu benim marifetsizliğimden midir, kozalak yoğurdunun mayasından mıdır henüz tecrübe edecek deneyimim olmadı.
Mayalandıktan sonra kozalakları çıkarıp yoğurt suyunda beklettim. Tekrar kozalak yoğurdu yapmak istediğimde bu kozalakları kullanıyorum. Afiyet olsun
Üstteki kavanozda da görüldüğü gibi biri normal diğeri kozalak yoğurdu.
Sevgili Çiğdem kozalaktan sadece reçel değil yoğurt da yapıldığını paylaşmış, ne yapalım kolları sıvadık ve denedik. İlk deneme 1/2 kg kavanoza 1 kozalakla yaptım ama başarısız oldu. 2. denemede işi garantiye alayım dedim 3 adet ekledim (küçük) ve oldu. Size en son yaptığımı paylaşacağım.
Yoğurt buram buram çam kokuyor ve tattığınız anda hem lezzetini hem kokusunu hissediyorsunuz.
Malzemeler:
1/2 kavanoz süt (ılık yoğurt ısısında)
2 adet kozalak
Cam kap / tencere
Yapılışı: Süt kaynadıktan sonra 5-8 dk altını kısıp kaynatmaya devam ettim. Yoğurt ısısına gelmesini bekledim (serçe parmağınızı süte batırıp 5 sn civarı tutun, parmağınızı yakmayacak, soğuk da olmayacak, ısıyı hissedeceksiniz, umarım izah edebilmişimdir). Kalın bir örtünün üstüne kabınızı alın içine iyice yıkadığınız 2 ad kozalağı atın ve kabınızı kapatarak örtüyle sıkıca sarın. Akşamdan mayalayıp sabahleyin buzdolabına attığım için tahmini 7 saat civarı mayalandıktan sonra buzdolabına koyuyorum. .(İnternet verilerinde 4 saat sonra buzdolabına alın diyor ama bunu henüz denemediğim için bişey yazamayacağım). Buzdolabında katı güzel bir yoğurdunuz oluyor Ancak kozalak yoğurdu diğer yoğurda göre biraz daha sıvı kaldı bende. Bu benim marifetsizliğimden midir, kozalak yoğurdunun mayasından mıdır henüz tecrübe edecek deneyimim olmadı.
Mayalandıktan sonra kozalakları çıkarıp yoğurt suyunda beklettim. Tekrar kozalak yoğurdu yapmak istediğimde bu kozalakları kullanıyorum. Afiyet olsun
Mayaladıktan sonra iyice sarın ki ısısını uzun süre muhafaza edebilsin.
Bir kozalağın çevresi resimde görüldüğü gibi sulu oldu.Üstteki kavanozda da görüldüğü gibi biri normal diğeri kozalak yoğurdu.
Sağdaki kozalak soldaki normal yoğurt.
Sevgiyle kalın...28 Mayıs 2015 Perşembe
Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda - Ahmet Şık
Ne yazsam bilemedim.Benim bir partim yok, sımsıkı bağlanıp ömür boyu tek doğru budur demek, birilerinin peşinden sorgusuz sualsiz yürümek hiç bana göre değil. Ama çok önemsediğim doğrular var.
Dürüst olmak,
Eline/diline/beline hakim olmak,
verdiğin sözün arkasında durmak,
ihanet etmemek,
hakir görmemek,
şımarık olmamak,
Aşırı muhalif/taraftar olmamak,
Her şeyin + / - olduğunu bilmek,
Kul hakkını önemsemek,
Paranı helalinden kazanmak, .... vb. ...vb.
Bunları niye yazdım bilmiyorum, kitabı paylaştığım için azıcık....
Kimse eleştirilmez değildir ama ülkeyi yönetenler ve muhalifler özellikle eleştirilmelidir ki birilerinin dediği gibi "peygamberimiz dahi kibre kapılmıştı" çıkmazına düşülmesin. Siz de eleştirin ki erk sahiplerini, eleştirildikçe daha iyi yönetilecektir güzel memleketim, dikkat ediniz "çamur atın", demiyorum, yapıcı eleştirin diyorum.
Okuyacağınız kitap eleştiri mi? hal bildirimi mi? okuyun siz karar verin.
Bazı kitaplar içinizi acıtır, ülkenin de içi acıyordur çünkü.
Bu kitabı mutlaka okuyun ama mutlaka.
AKP hükümeti ile cemaat arasındaki, cemaat henüz "paralel" ilan edilmeden önce yaşanan "muhteşem aşk"ı anlatıyor tüm çıplaklığı ile.
Dürüst olmak,
Eline/diline/beline hakim olmak,
verdiğin sözün arkasında durmak,
ihanet etmemek,
hakir görmemek,
şımarık olmamak,
Aşırı muhalif/taraftar olmamak,
Her şeyin + / - olduğunu bilmek,
Kul hakkını önemsemek,
Paranı helalinden kazanmak, .... vb. ...vb.
Bunları niye yazdım bilmiyorum, kitabı paylaştığım için azıcık....
Kimse eleştirilmez değildir ama ülkeyi yönetenler ve muhalifler özellikle eleştirilmelidir ki birilerinin dediği gibi "peygamberimiz dahi kibre kapılmıştı" çıkmazına düşülmesin. Siz de eleştirin ki erk sahiplerini, eleştirildikçe daha iyi yönetilecektir güzel memleketim, dikkat ediniz "çamur atın", demiyorum, yapıcı eleştirin diyorum.
Okuyacağınız kitap eleştiri mi? hal bildirimi mi? okuyun siz karar verin.
Bazı kitaplar içinizi acıtır, ülkenin de içi acıyordur çünkü.
Bu kitabı mutlaka okuyun ama mutlaka.
AKP hükümeti ile cemaat arasındaki, cemaat henüz "paralel" ilan edilmeden önce yaşanan "muhteşem aşk"ı anlatıyor tüm çıplaklığı ile.
Sevgiyle kalın.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























































