Memur;
Ay başında aristokrat, ay ortasında demokrat, ay sonu tepetaklak,
Politikacı;
Seçim zamanı demokrat, mecliste aristokrat, seçilemeyince tepetaklaktır.
Sevgiyle kalın...
9 Ocak 2014 Perşembe
Tek kişilik pike
Merhaba,
Pike diktim.
Çarşaf, yastık ve pike.
İyi, güzel günlerde kullanmanız dileklerimle.
Sevgiyle kalın.
Gençlere mektup
'Tanrım, bana yaşamımın sonuna kadar çalışacak iş ver.
Tanrım bu işleri yapacak kadar da ömür ver.'
(Betül Mardin 16 yaşında iken anı defterine yazdığı not.)
Gençlere Mektup
Sevgili Gençler,
Size öğüt vereceğime, yaşam hikayemin bir yerinden girip diğer ucundan çıkmaya karar verdim. Yaşam, zaten ders kitabı değil midir?
Çocukken dilsizdim. İnsan özürlü olunca bir yolunu bulup, onu kapatmaya çalışır. Karşısındakini de kandırdığını, durumsuzluğunu idare ettiğini sanır. Ancak, o zaafla ilgili soru sorulursa sakatlığını bütün açıklığı ile hatırlatır.
Dostlar öğrenmek isterlerdi, 'O yıllarla ilgili neler hatırlıyorsun, çok mu acı çektin? Diye. Sıkıntım yoktu, fakat etraftakilerin beni göstererek konuşmalarından bende bir eksiklik olduğunu anlıyordum.
Sonra kelimeler ağzımdan döküldü, konuştum.
Başlarda cümlelerin ortasında durup, yutkunup tekrar konuşmaya başlardım. Gene o özrümden dolayı algılama sorunum vardı. Arkadaşlar bir veya iki defada konuyu kavrıyorsa, ben yazıp çizip temize çekip, sabah erken kalkıp okursam ancak anlıyordum;
Ama ben öğrendiğim vakit arkadaşlara ders verecek duruma geliyordum. Dolayısı ile, araştırmak, derinine öğrenmek, bilgi edinmek bende bir emel oldu. Kelimeler aklımda kalmazsa, başka komik sözcüklerle kafiyelendirirdim. Bazen aksi anlamına gelen bir kelimeyle hatırlardım. Önemli satırların altını mutlaka çeşitli renklerde kalemlerle çizerdim.
Zaaflarıma kul köle olmamalıydım. Belki tüm yaşamımda bu doktrin ile başarılıydım diyemem ama, sanıyorum hiç olmazsa bu yolda çok çalıştım.
Sonra, bir gün büyükbabam bana bir 'iyi' bir 'kötü' ders verdi.
Devrin hem ileri gelen bir iş adamıydı, hem de çok önemli bir hukukçuydu. Ancak yemeklerinde arasıra siyasetçiler, şairler, yazarlar ve düşünürler bulunurdu. Konuşmalar fevkalade ilginç ve benim için öğreticiydi.
O gece, yemeğin ortasında, sohbet koyulaştığı bir anda, evin kahyası büyükbabama eğilip gizlice bir not iletti. O da etraftakilerden özür dileyip kalktı ve yandaki salona geçti. Çok geçmeden geri döndü ve nerede kalmıştık edasıyla oturdu. Konuklar merak etmişti, kötü bir haber miydi? 'Hayır' dedi büyükbabam, 'bizim postacımız, yılardır Büyükdere-Sarıyer hattında görev yapar. Erzurum'a tayini çıkmış, ricaya gelmiş, posta müdürüne söyleyeyim diye.'
Konuklar ve aslında küçük ben, merak etmiştik, sorun çözülebilir miydi? Ümit var mıydı? 'Yok canım yardım sözü verdim ama müdürü de aramaya hiç niyetim yok' dedi. O an gözümün önüne postacının sevinç ve umutla eve dönüşü geldi. Halbuki, 'rica' yerine hiçbir zaman ulaşmayacaktı, ona ve ailesine çoktan yol görünmüştü.
O anda ömür boyu sürecek bir yemin verdim: benim defterimde insanı oyalamak olmayacaktı. Bir iş yapılacaksa, o an takibe alınacak veya baştan olumsuz cevap verilecekti.
Oyalamak, yapıyormuş gibi görünmek aslında karşısındakini aldatmak, onu hafife almak değil miydi?
Bu olayda büyükbabam iyi bir not almamıştı ama verdiği diğer ders ile hayatımı düzene koydu.
Şöyle ki:
Gene bir akşam, yemekten sonra, kahveler yudumlanırken yaşamın güçlükleri, aşılması imkansız manialardan söz ediliyordu. Büyükbabam 'Her mania aslında kapalı bir kapı gibidir.
Olay, o kapıyı ağzına kadar değil, bir kırıntık açabilmektir' dedi.
'Derhal, ayakkabınızın ucunu o araya sokup bekleyin. Kapı bir süre sonra mutlaka açılacaktır.'
Konuşmanın üzerinden birkaç yıl geçti ve babam benim yatılı olarak devam ettiğim koleji bitirmeme yasak koydu. Kapı yüzüme kapatılmıştı.
Yukarıdaki düsturu uygulamak üzere bir pazarlığa oturdum. Uzun tartışmalar sonucunda, gündüzcü olmak üzere anlaştık. Daha bir çok şart vardı ama ayağımın ucu kapının aralığından girmişti.
Ertesi yıl üniversite yasak edilince tekrar aynı metoda başvurdum.
Dört yıl süren 'biçki-dikiş, yemek-pasta, çocuk bakımı, ev idaresi' gibi kursları bitirdim. Tüm yaşamımda, kah tiyatro, sinema ve televizyonda çalışırken, kah turizm, ağırlama veya halkla ilişkilerde bu bilgi birikimimden yararlandım, çocuklarımı elden geldiğince doktorsuz büyüttüm. Kapı açılmıştı.
Derken, çalışmam bir meslek sahibi olmam yasaklandı. Ama artık dersimi biliyordum. İçimden bir enerji, önüne geçilmez bir güç yükseliyordu. Sanki çiçek açmış bir ağaç gibiydim. Kapının ardına kadar açılması yıllarımı aldı ama beklemek değdi diyorum.
Sevgili gençler, her şeyden önce amacınızı bilmeniz gerek. Güçlükleri aşmak, kapıları açmak hep o amaca varabilmek içindir.
Sevgilerimle,
Betül Mardin
Tanrım bu işleri yapacak kadar da ömür ver.'
(Betül Mardin 16 yaşında iken anı defterine yazdığı not.)
Gençlere Mektup
Sevgili Gençler,
Size öğüt vereceğime, yaşam hikayemin bir yerinden girip diğer ucundan çıkmaya karar verdim. Yaşam, zaten ders kitabı değil midir?
Çocukken dilsizdim. İnsan özürlü olunca bir yolunu bulup, onu kapatmaya çalışır. Karşısındakini de kandırdığını, durumsuzluğunu idare ettiğini sanır. Ancak, o zaafla ilgili soru sorulursa sakatlığını bütün açıklığı ile hatırlatır.
Dostlar öğrenmek isterlerdi, 'O yıllarla ilgili neler hatırlıyorsun, çok mu acı çektin? Diye. Sıkıntım yoktu, fakat etraftakilerin beni göstererek konuşmalarından bende bir eksiklik olduğunu anlıyordum.
Sonra kelimeler ağzımdan döküldü, konuştum.
Başlarda cümlelerin ortasında durup, yutkunup tekrar konuşmaya başlardım. Gene o özrümden dolayı algılama sorunum vardı. Arkadaşlar bir veya iki defada konuyu kavrıyorsa, ben yazıp çizip temize çekip, sabah erken kalkıp okursam ancak anlıyordum;
Ama ben öğrendiğim vakit arkadaşlara ders verecek duruma geliyordum. Dolayısı ile, araştırmak, derinine öğrenmek, bilgi edinmek bende bir emel oldu. Kelimeler aklımda kalmazsa, başka komik sözcüklerle kafiyelendirirdim. Bazen aksi anlamına gelen bir kelimeyle hatırlardım. Önemli satırların altını mutlaka çeşitli renklerde kalemlerle çizerdim.
Zaaflarıma kul köle olmamalıydım. Belki tüm yaşamımda bu doktrin ile başarılıydım diyemem ama, sanıyorum hiç olmazsa bu yolda çok çalıştım.
Sonra, bir gün büyükbabam bana bir 'iyi' bir 'kötü' ders verdi.
Devrin hem ileri gelen bir iş adamıydı, hem de çok önemli bir hukukçuydu. Ancak yemeklerinde arasıra siyasetçiler, şairler, yazarlar ve düşünürler bulunurdu. Konuşmalar fevkalade ilginç ve benim için öğreticiydi.
O gece, yemeğin ortasında, sohbet koyulaştığı bir anda, evin kahyası büyükbabama eğilip gizlice bir not iletti. O da etraftakilerden özür dileyip kalktı ve yandaki salona geçti. Çok geçmeden geri döndü ve nerede kalmıştık edasıyla oturdu. Konuklar merak etmişti, kötü bir haber miydi? 'Hayır' dedi büyükbabam, 'bizim postacımız, yılardır Büyükdere-Sarıyer hattında görev yapar. Erzurum'a tayini çıkmış, ricaya gelmiş, posta müdürüne söyleyeyim diye.'
Konuklar ve aslında küçük ben, merak etmiştik, sorun çözülebilir miydi? Ümit var mıydı? 'Yok canım yardım sözü verdim ama müdürü de aramaya hiç niyetim yok' dedi. O an gözümün önüne postacının sevinç ve umutla eve dönüşü geldi. Halbuki, 'rica' yerine hiçbir zaman ulaşmayacaktı, ona ve ailesine çoktan yol görünmüştü.
O anda ömür boyu sürecek bir yemin verdim: benim defterimde insanı oyalamak olmayacaktı. Bir iş yapılacaksa, o an takibe alınacak veya baştan olumsuz cevap verilecekti.
Oyalamak, yapıyormuş gibi görünmek aslında karşısındakini aldatmak, onu hafife almak değil miydi?
Bu olayda büyükbabam iyi bir not almamıştı ama verdiği diğer ders ile hayatımı düzene koydu.
Şöyle ki:
Gene bir akşam, yemekten sonra, kahveler yudumlanırken yaşamın güçlükleri, aşılması imkansız manialardan söz ediliyordu. Büyükbabam 'Her mania aslında kapalı bir kapı gibidir.
Olay, o kapıyı ağzına kadar değil, bir kırıntık açabilmektir' dedi.
'Derhal, ayakkabınızın ucunu o araya sokup bekleyin. Kapı bir süre sonra mutlaka açılacaktır.'
Konuşmanın üzerinden birkaç yıl geçti ve babam benim yatılı olarak devam ettiğim koleji bitirmeme yasak koydu. Kapı yüzüme kapatılmıştı.
Yukarıdaki düsturu uygulamak üzere bir pazarlığa oturdum. Uzun tartışmalar sonucunda, gündüzcü olmak üzere anlaştık. Daha bir çok şart vardı ama ayağımın ucu kapının aralığından girmişti.
Ertesi yıl üniversite yasak edilince tekrar aynı metoda başvurdum.
Dört yıl süren 'biçki-dikiş, yemek-pasta, çocuk bakımı, ev idaresi' gibi kursları bitirdim. Tüm yaşamımda, kah tiyatro, sinema ve televizyonda çalışırken, kah turizm, ağırlama veya halkla ilişkilerde bu bilgi birikimimden yararlandım, çocuklarımı elden geldiğince doktorsuz büyüttüm. Kapı açılmıştı.
Derken, çalışmam bir meslek sahibi olmam yasaklandı. Ama artık dersimi biliyordum. İçimden bir enerji, önüne geçilmez bir güç yükseliyordu. Sanki çiçek açmış bir ağaç gibiydim. Kapının ardına kadar açılması yıllarımı aldı ama beklemek değdi diyorum.
Sevgili gençler, her şeyden önce amacınızı bilmeniz gerek. Güçlükleri aşmak, kapıları açmak hep o amaca varabilmek içindir.
Sevgilerimle,
Betül Mardin
31 Aralık 2013 Salı
Ben çok fena işgillendim ya siz?
Haksız mıyım?
Genel Kurmay Başkanı, "bu işte bir yanlışlık var, benim askerlerimi yeniden yargılayın (öyle bişeyler) diyecek".
Allahım, rüya mı görüyorum ne?
Yanlış mı duydum?
Tiyatro ?
Yok yok hepsi doğru...
İçime şüphe düştü!!
Bu işin içinde bi iş var....??
Derinden bir ses, esas piyango adaya diyor.
Nasıl bir döngü,
Biz yarattık, biz ana kuzularını harcattırdık, biz serbest mi bırakacağız?
Er ya da geç
Kokusu çıkar,
Hadi hayırlısı !!
Genel Kurmay Başkanı, "bu işte bir yanlışlık var, benim askerlerimi yeniden yargılayın (öyle bişeyler) diyecek".
Allahım, rüya mı görüyorum ne?
Yanlış mı duydum?
Tiyatro ?
Yok yok hepsi doğru...
İçime şüphe düştü!!
Bu işin içinde bi iş var....??
Derinden bir ses, esas piyango adaya diyor.
Nasıl bir döngü,
Biz yarattık, biz ana kuzularını harcattırdık, biz serbest mi bırakacağız?
Er ya da geç
Kokusu çıkar,
Hadi hayırlısı !!
30 Aralık 2013 Pazartesi
2013 Bu da benden olsun 1
Merhaba,
Bunlar benim penceremden yansıyanlar.
1-
Yıllık
planınızı yapmadıysanız, geç kalmadınız, şimdi kağıt-kaleme sarılın ve 2014 planınızı göz
önüne asın.
2-
İnsanları
konuştuklarıyla değil yaptıklarıyla değerlendirin.
3-
Hedefinizle siz uyuşmuyorsanız bir önemi yok, ………, her şey size uydurulur.
4-
Anladım
ki türban sadece kafayı değil “her türlü fenalığı” da kapatıp ört-pas etmekte.
5-
Kişilere
dini, ön adı, şan-şöhreti vb. için değer verirseniz sizi fena yanıltabilir,
“insan”a kıymet verin, gerisi gelir.
6-
İnsanlara yardım ederken bunu asla
hissettirmeyin, aksine yüceltin farkına bile varmasın. O her ne kadar sizi
hayal kırıklığına uğratsa da bu tavrınızdan ödün vermeyin. Ne olursa olsun sen sakın değişme.
7-
Seni
karşılıksız sevecek olanı mı arıyorsun? O
zaman yukarı bak..
8-
Belki
de fazla iyi niyetli olmamalısın, ya da… Ne bileyim….(beni suçlu ilan etme).
9-
Sen
paraya değil, paran sana hizmet etsin.
10-
İtibar
ve değeriniz paranızdan kaynaklanıyorsa, ona sımsıkı sarılın.
11-
Gerçekten
yanında olmasını istediğin karşına çıktıysa ne olursa olsun asla bırakma.
12-
Bazen
kendine şaşırırsın.
13-
Hayatın
koşturmasında birbirimizi hissedemez olduk.
14-
Bazen
kendine bile karşı olabiliyorsun.
15-
Zaman
insanı öyle değiştirebiliyor ki; ne kadar saçma sapan düşünüyormuşum
diyebiliyorsunuz.
16-
Kalabalıklar
içinde içsel yalnızlık. (alıntıdır) Belki de hepimizin durumu bu.
17-
Peşinden
koşacağım, her söylediğine oleyy-evet diyebileceğim bir liderim hiçbir zaman
olmadı, olanları da anlamadım.
18-
Arkadaşınıza
dikkat edin; sevgilinizi elinizden, kocanızı koynunuzdan alır ruhunuz duymaz.
19-
Yıllardır
Avrupa bizi müslümanız diye dışlıyor derdim ama bizim de dışlanmamız için
katkımız olduğunu düşünmezdim. Oysa bu
etkin faktörleri nasıl göz ardı etmişim, ülkemin gerçekleri bir bir suratıma
çarpınca anlıyorum Avrupa’lı olmak için kırk fırın ekmek yememiz gerektiğini ve
önce kendi kültürümüze sahip çıkıp, aşağılık komplekslimizden kurtularak buna
başlamak gerektiğini.
20-
Sağlıklı,
huzurlu, mutlu bir hayat için ne yenmeli, ne içilmeli önemlidir ama ruhu nasıl
beslemeli unutulmamalıdır.
21-
Bir
görünen var (maske), bir de görünmeyen(yürek).
22-
Kötü
günde değil, siz esas iyi günde dostlarınızı seçin, gözlerinin içine bakın ne
kadar memnun sizin mutluluğunuzdan hissedin. Elinizdekileri çalmaya çalışmasın
gizlice. Kıskançlık krizinde olmasın sizin başarılarınızda.. Dikkat edin…
23-
Kadın
yeter ki istesin yapamayacağı şey yoktur.
24-
Parası
ve gösterişi bol, eğitimi kıt insanların fukara zihniyete sahip olduğu bir
memlekette yaşıyoruz.
25-
Derdiniz
size bir hediye olmasın; farkına varın.
26-
Sadelik
mutluluktur, (veya mutluluk sadelikte gizlidir)
27-
Kültürünüz
her anınızdadır.
28-
Otobüs
yolculuğunda kitap okuyamıyorsanız yaşamınızın muhasebesini yapın.
29-
Başkalarının
ihtiyacına duyarlı olun ve elinizden geleni yapın.
30-
TV
nin hiç kapanmayıp, cehaletin diz boyu
olduğu bir memleketteyiz.
31-
Faşist
düşünceli çok yakın arkadaşlarım olduğunu şaşkınlıkla gördüm, kominist geçinen
arkadaşlarım da oldu hep sömürülmekten şikayet eden ama işveren konumuna geçince
azılı kapitalist olan.
32-
İnsanlar
güler yüzü daha rahat istismar ediyor.
33-
Deniz
ve gökyüzünün mavisine, ormanın yeşiline tüm yüreğinle, dikkatlice bak anlatılamaz huzuru hisset,
farkına var….. yaşamak harikadır, şükrü unutma belki de esas sır bundadır.
34-
Bazen
harekete geçmek için bir dostun “hadi” demesi yeterlidir.
35-
Unvan
sahibi, elindeki bürokratik güçle işin
uzmanını ezip geçer.
36-
Bir
kapı kapanırsa başka bir kapı açılır. (alıntı)
37-
Odaklanmak
için bazen uzaklaşmak gerekir.
38-
Kumanda
sizin elinizde, TV izlemek ruhunuzu
kirletmek yerine beslesin.
39-
Bazen
insanları destekleyerek değil desteklemeyerek daha çok yardım edilir.
40-
Kendine
haksızlık etme. (başkalarını kendin gibi düşünme)
41-
Görüntünün
altındaki cehaleti bazen hayal bile edemezsin.
42-
Haksızlıkla
karşılaşsanız da siz hoşgörüyle karşılık verin, belki dünyaya 1 insan
kazandırırsınız.
43-
Allahu
ekber , ya Allah nidalarıyla , Hak adına yapılanları, Müslümanları görünce “ Müslüman olduğumu
düşünmek istemiyorum”. Benim dinimin adı başka, ya da birileri Müslümanlığı
fena halde kullanıyor.
44-
Ben
de meclisimizde benden olmayan milletvekili görmek istiyorum.
45-
Bazen
kendinizi ifade edersiniz ama karşındaki
betondandır. Ya da başka hesap
içindedir.
46-
Gönderilenin
de haklı sebepleri olduğunu anlatırsınız bazen ve seni öyle dikkatli, anlayışlı
dinlerler ki… Sonra kocaman görünen adamlardan utanırsın.
47-
Dostunuz
varsa müthiş şanslısınız. Dostuma tsk.
48-
Tamamlanmamış
ne kadar organizma var etrafımızda.(kime-kimlere yazdıysam)
49-
Bazı
elbiseler bana geniş geliyor, giymeyeyim.
50-
Sen
yaptığın şeysin, söylediğin değil. Hareketleriniz sözlerinizi yansıtsın.
(alıntıdır)
51-
En
yakın dostun parandır.
52-
Bazen
kendine inanamazsın.
53-
Cennete
de cehenneme de bu dünyada adım atarız. Herkes ateşini buradan götürür.(alantı)
54-
Bazıları
işe girer, bol bol izin kullanır, görevinde yükselir vb.. . Bilgi, deneyim, beceri , diploma,
… o da ne?
55-
Alınyazısı
nedir? Yazının arasında boşluk var mı? Doldurulabilir mi? Ben mi Rab mı yazar
boşluğu? Bazen günaha mı giriyorum. Ben niye sorularla öğreniyor ve kabul
ediyorum. Sorgusuz sualsiz kabul etmek, boyun eğmek neden ruhumda yok.
56-
Ne
iş yaptığın değil, işini ne kadar düzgün yaptığın önemli ve bu seni yansıtır.
57-
Gösterişin
arkasında fukara yaklaşımlar.(alıntı)
58-
Paylaşmak
güzeldir.
59-
İnsanları
çok da önemsemeyin, bazen önemseyin. (çelişkili mi ne, nasıl manyak bir ruh
halinde isem)
60-
Nasıl
yaşamak istiyorsanız öyle yaşayın, kimsenin yeri başınızın üstünde değil, yanınızda olsun. Acele etmeyin esas yerini
zamanla kendi belirleyecektir.
61-
Okyanusa dalmış bulunursun bir kere, gölün sakin ve huzurunu ararsın şuursuzca, karaya vurunca anlarsın karanlık suların
derinliğini ve bir okyanusun asla göl olamayacağını.
62-
Bazen yalnız kalın, kendinizle baş başa, anlatılmaz huzuru yaşayın.
63-
Kahrolsam da gerçek bu; Allahu ekber denince
aklıma, tetiğe basılan kalaşnikoflar,
mantar gibi yükselen ateş ve toz bulutu
geliyor. Silmek istiyorum inadına kazınıyor.
Beğendiklerim:
64-
Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.
65-
Bazen
yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir. Emrah Serbes
66-
Sınanmadığın
günahın masumu değilsin.
67-
Akıllı
olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol dünya senin kahrını çeksin. (Favorimdir, imreniyorum)
68-
Hayat
dediğin… Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal
kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı
ve ardından iyi geceler.. Engin Geçtan (muhteşem bir özet)
69-
Öfkenizi boşaltmak için yer arıyorsanız,
bulmak çok kolay. (Engin Geçtan)
70-
Ölüm
yaşanmış olan bir hayatın başına konan taçtır. Yaşayın (Engin Geçtan)
71-
Aşkı
çağırırsanız ya kimse gelmez, ya yanlış kişi gelir. (Engin Geçtan)
72-
Genetiği
değiştirilmiş organizma etrafımızda çok fazla. (alıntıdır, kyn not almamışım)
73-
Bazen
kaybetmek de GÜÇ tür. (alıntıdır, kyn not almamışım)
74-
Sevginizden
emin olabilirsiniz ama sevildiğinizden asla. (alıntı)
75-
Bir
meşgalen olsun. Üret, daima üret. Betül Mardin (bence mutluluğun sırrı burada)
76-
Düşüncelerini değiştirmeyenler, sadece
aptallarla ölülerdir. (Lowell)
77-
Herkes düşüncelerinde yanılabilir. Ama
aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar. (Cicero)
78-
Sabah yaklaştıkça, gece kararır. (Longfellow)
79-
Biri sana kötülük ederse unut, ama sen birine
kötülük edersen hiç unutma. (Halil Cibran)
80-
Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet
adamı gelecek kuşağı düşünür. (James)
81-
Yüzmeyi bilmiyorsan balık taklidi yapmayacaksın!
82-
Eğer
birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere
aldatmışsa bu senin suçundur.
83-
Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil
(Fuzuli)
23 Aralık 2013 Pazartesi
Hırsızlar İmparatorluğu

Birkaç yıl önce
bürokrat? prof? danışmanı? Evet bu 3 maddeden hangisinin etiketi olduğunu
hatırlamadığım donanımlı bir kadınla yapılan röportaj izlemiştim.
-
“Daha önce AB ile yapılan birçok antlaşmaların
tam olarak Türkçe’ye çevrilmeden (neyi onayladığımızı bilmeden) imzalandığına şahit oldum. Şimdi durum çok
farklı. En son yapılacak olan antlaşmada “göçmenlerin Türkiye’ye iadesi”ne
ilişkin bir madde eklemişler biz buna şiddetle karşı çıktık ve imzalamadık”
demişti.
-
Gelelim güzünüze önce gazetede okudum “artık AB
vizesiz” diyordu. Sevindim tabi. Haberlerde vizenin “turistik amaçlı” olduğunu
zaten henüz uygulamaya konmayacağını, düşünüp tartılacağını söylediler. Bir
kanalda tek cümle halinde “AB ye giden göçmenlere TC’de kamp kurulacağnı”
söyledi. Ki aklıma anında yıllar önce dinlediğim röportaj geldi. Şu rüşvet
operasyonu patlak vermeden 2 gün önce buna takılmıştım işte.
-
AB nin siyasetine şapka çıkarıp “helal olsun
adamlara” yıllardır plan ve projelerinde olan maddeyi bize kabul ettirmeyi
başardılar, AB zaten krizde turistik amaçlı vize (tabiî ki bizim için de güzel)
ama belli ki herkese değil, adı üstünde
turistlik amaçlı “ ye iç gez toz paraları paraları saç” üstelik bir de göçmenler bize iade vallahi bravo.
-
Her
şekilde de kazan kazan siyaseti. Biz ise AB sanki tüm TC vatandaşlarına
vizesizmiş gibi yapılan haberlerle meşgulüz. (ki biz göçmen yasasını uygulayacağız onlar
bakacak izleyecek , denetleyecek; haaa tamamdır derlerse turistlik amaçlı
vizeye onay çıkacak bunlardan bahseden yok) Bunlara isyan edip söylenmekle meşguldum rüşvet operasyonu
öncesinde.
-
Aynı akşam bir bakanın konuşmasını dinledim. Vizesiz
seyahat üzerine konuştu da konuştu göçmen durumu ile ilgili de öyle bi konuştu
ki; program bittikten sonra güzel ama
güzel olduğu kadar da yetim, öksüz, sahipsiz, lime lime satılan, değeri kıymeti
bilinmeyen ülkemin kadersizliğine, insanlarımızın aptal yerine konmasına,
ülkemin 1 ve 3 dünya ülkeleri arasında tampon yapılmasına hangisine kahrolsam bilemedim.
-
Bu kadar
mı sevilemez bir ülke?
-
Bu kadar mı peşkeş çekilir ülkenin değerleri?
-
Bu kadar mı değersizleştirilir bu cennet vatan?
-
75 milyonun sahip olduğu bu ülkenin tek sahibi
midir imza yetkisine sahip olanlar? (galiba evet).
-
Bu kadar mı ucuz bir ülke Türkiye?
-
Bizden sonra kalanlara ne bırakacağız diye bu
kadar mı düşünülmez?
-
Biz muz cumhuriyeti miyiz? Tanımı okuyun
kararınızı verin. Muz cumhuriyeti,
uluslararası politikada siyasi açıdan istikrarsız, ekonomik açıdan bir ya da
birkaç tarımsal ürünün üretimine ve ihracatına bağımlı ve genellikle
yolsuzluklarla içiçe küçük bir seçkinler grubu tarafından yönetilen ülkeleri
küçümseyici anlamda kullanılan siyasi terim. http://tr.wikipedia.org/wiki/Muz_cumhuriyeti
alıntıdır.
Söylenip duruyor, etrafımdaki arkadaşlarımı
da stres ve bunalıma sürüklüyor idim ki rüşvet operasyonu patlak verdi.
-
Ne diyeyim yukarıdaki sorularıma yüzlerce soru
daha ekleyin artık?
- Artık kıdemli hırsızlara baskın öncesi "vekilim evine uğrayacağız, delilleri yok ettin mi? Ne zaman gelsek? Gelsek mi ki, kabul eder misiniz" yasal düzenlemesi de yapıldı, hayırlı uğurlu olsun. Bu kadar çalkalanmalar neticesinde (ve sonuna kadar aklansalar da-burası TC-) kim kimin temiz olduğuna ne kadar inanabilir ki artık.
-
Her ay maaşımın 1/3 bu devlete vergi olarak daha
elime geçmeden kesiliyor. Kul hakkına, kul rızasına inanan bir
vatandaş olarak “hakkımı helal etmiyorum”. Benim gibi onlar da öte dünyaya
inanıyorsa ellerim yakasında olacaktır.
-
Ben bastırmak istiyorum, istiyorum ama yüreğim
bir yerlerden başını kaldırıp yine bana sesini duyuruyor ara ara “öte dünyaya
kalmasın be Aynur, öte dünya öte dünya nereye kadar” diyor.
Ayrıca; iyi ki Müslüman doğmuşum, başka bir dine
mensup olsaydım asla Müslüman olamazdım. Bakın Müslüman ülkelere ve Müslümanlara
ve kararınızı verin. Sevgiyle kalın.
19 Aralık 2013 Perşembe
Ölmek ne garip şey !
Anlatılamaz bir duygu,
Eksildim.
Artık dualarımda “Allahım hayırlı ölüm nasip et” demeyi unutmuyorum.
Ve her sabah;
Bir bardak suyu bekler gibi
Benden 3 Kulhü 1 Elham bekliyorsun.
Okuyunca seviniyorsun,
Bende…
Güle güle git, nur içinde yat.
19 Kasım 2013 Salı
Hamsi Pilavı 1
Merhaba,
Bir Karadeniz'li olarak daha düne kadar benim için balık demek "hamsi" demekti, sadece benim için değil birçok Karadeniz'li için de öyledir.
Mevsimi geldi hamsi pilavı aklıma düştü, araştırdım, araştırdım kuş üzümlü, hafif tatlı lezzetinde pilavla yaptığımı beğenmedim (benim damak lezzetime göre değil). Birkaç kez denedim ve en fazla aşağıdaki tarifin lezzetini beğendim.
Malzemeler:
1,5 kg hamsi (kılçıkları ayıklanmış)
1 su bardağı pirinç
1 iri soğan
1/2 demetten az maydanoz
karabiber
Tuz
zeytinyağ
tereyağ
Limon (az)
Çok az salça-1 çay kaşığı- (soğanı kavururken ekleyebilirsiniz ben unutmuşum)
Yapılışı:
Soğanı ince yemeklik doğrayın rengi hafif değişene dek zeytinyağda kavurun, pirinci ekleyin,kavurun, 2 su bardağı sıcak suyu ekleyin ve karabiberi ekleyerek kapağını kapatın. (Pilavda su miktarı vermek pek doğru değil, her pirincin su çekme kapasitesi farklı) Suyunu çekince (pirinçler hafif diri kalacak) çok ince kıydığınız maydanozu ekleyin minicik karıştırın.
Hamsileri resimde gördüğünüz gibi kalıbınıza dizin, sık sık üst üste dizin ki fırında pişen hamsiler küçüldüğü için araları açılacaktır. Ben hamsiyi çok bol koydum daha lezzetli oluyor.
Pilavı ekledikten sonra hamsiyle kapatın, üzerine tereyağ + az zeytinyağa eklediğiniz limon suyunu ekleyin ve fırına verin. Hamsiler pişince sıcak servis yapın.
Benim pirinçlerim çok arttılar o nedenle içine fazla koydum ama aynı hatayı siz yapmayın derim.
Ayrıca hamsi pilavını fırında porsiyonluk hazırlıyorum, siz daha büyük bir kalıba yapabilirsiniz. Fırın harici ocakta da hamsi pilavını deneyeceğim o nedenle bu tarife 1 dedim. Ocakta yapılan -kızartıldığı için- görsel açıdan daha güzel oluyor. Lezzetini deneyince aktarırım.
Afiyet olsun
Hamsiyi bayağı bol dizdim.
Size fazla pilav eklememenizi öneririm. Özellikle üstüne hamsiyi üst üste ekleyin ki pişerken küçülen hamsilerin arası açılmasın.
Bir Karadeniz'li olarak daha düne kadar benim için balık demek "hamsi" demekti, sadece benim için değil birçok Karadeniz'li için de öyledir.
Mevsimi geldi hamsi pilavı aklıma düştü, araştırdım, araştırdım kuş üzümlü, hafif tatlı lezzetinde pilavla yaptığımı beğenmedim (benim damak lezzetime göre değil). Birkaç kez denedim ve en fazla aşağıdaki tarifin lezzetini beğendim.
Malzemeler:
1,5 kg hamsi (kılçıkları ayıklanmış)
1 su bardağı pirinç
1 iri soğan
1/2 demetten az maydanoz
karabiber
Tuz
zeytinyağ
tereyağ
Limon (az)
Çok az salça-1 çay kaşığı- (soğanı kavururken ekleyebilirsiniz ben unutmuşum)
Yapılışı:
Soğanı ince yemeklik doğrayın rengi hafif değişene dek zeytinyağda kavurun, pirinci ekleyin,kavurun, 2 su bardağı sıcak suyu ekleyin ve karabiberi ekleyerek kapağını kapatın. (Pilavda su miktarı vermek pek doğru değil, her pirincin su çekme kapasitesi farklı) Suyunu çekince (pirinçler hafif diri kalacak) çok ince kıydığınız maydanozu ekleyin minicik karıştırın.
Hamsileri resimde gördüğünüz gibi kalıbınıza dizin, sık sık üst üste dizin ki fırında pişen hamsiler küçüldüğü için araları açılacaktır. Ben hamsiyi çok bol koydum daha lezzetli oluyor.
Pilavı ekledikten sonra hamsiyle kapatın, üzerine tereyağ + az zeytinyağa eklediğiniz limon suyunu ekleyin ve fırına verin. Hamsiler pişince sıcak servis yapın.
Benim pirinçlerim çok arttılar o nedenle içine fazla koydum ama aynı hatayı siz yapmayın derim.
Ayrıca hamsi pilavını fırında porsiyonluk hazırlıyorum, siz daha büyük bir kalıba yapabilirsiniz. Fırın harici ocakta da hamsi pilavını deneyeceğim o nedenle bu tarife 1 dedim. Ocakta yapılan -kızartıldığı için- görsel açıdan daha güzel oluyor. Lezzetini deneyince aktarırım.
Afiyet olsun
Hamsiyi bayağı bol dizdim.
Size fazla pilav eklememenizi öneririm. Özellikle üstüne hamsiyi üst üste ekleyin ki pişerken küçülen hamsilerin arası açılmasın.
Afiyet olsun
Balkonumdan bir enstantane, çilek yapraklarının üzerine çise düşmüş, izlemeye doyamadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









