Sayfalar

9 Ocak 2014 Perşembe

Memur-Politikacı farkı

Memur;
Ay başında aristokrat, ay ortasında demokrat, ay sonu tepetaklak,
Politikacı;
Seçim zamanı demokrat, mecliste aristokrat, seçilemeyince tepetaklaktır.

Sevgiyle kalın...

Tek kişilik pike

 
 
Merhaba,
  
Pike diktim.
Çarşaf, yastık ve pike.
İyi, güzel günlerde kullanmanız dileklerimle.
 



Sevgiyle kalın.

Gençlere mektup

'Tanrım, bana yaşamımın sonuna kadar çalışacak iş ver.
Tanrım bu işleri yapacak kadar da ömür ver.'
(Betül Mardin 16 yaşında iken anı defterine yazdığı not.)

Gençlere Mektup
Sevgili Gençler,

Size öğüt vereceğime, yaşam hikayemin bir yerinden girip diğer ucundan çıkmaya karar verdim. Yaşam, zaten ders kitabı değil midir?

Çocukken dilsizdim. İnsan özürlü olunca bir yolunu bulup, onu kapatmaya çalışır. Karşısındakini de kandırdığını, durumsuzluğunu idare ettiğini sanır. Ancak, o zaafla ilgili soru sorulursa sakatlığını bütün açıklığı ile hatırlatır.

Dostlar öğrenmek isterlerdi, 'O yıllarla ilgili neler hatırlıyorsun, çok mu acı çektin? Diye. Sıkıntım yoktu, fakat etraftakilerin beni göstererek konuşmalarından bende bir eksiklik olduğunu anlıyordum.

Sonra kelimeler ağzımdan döküldü, konuştum.

Başlarda cümlelerin ortasında durup, yutkunup tekrar konuşmaya başlardım. Gene o özrümden dolayı algılama sorunum vardı. Arkadaşlar bir veya iki defada konuyu kavrıyorsa, ben yazıp çizip temize çekip, sabah erken kalkıp okursam ancak anlıyordum;

Ama ben öğrendiğim vakit arkadaşlara ders verecek duruma geliyordum. Dolayısı ile, araştırmak, derinine öğrenmek, bilgi edinmek bende bir emel oldu. Kelimeler aklımda kalmazsa, başka komik sözcüklerle kafiyelendirirdim. Bazen aksi anlamına gelen bir kelimeyle hatırlardım. Önemli satırların altını mutlaka çeşitli renklerde kalemlerle çizerdim.

Zaaflarıma kul köle olmamalıydım. Belki tüm yaşamımda bu doktrin ile başarılıydım diyemem ama, sanıyorum hiç olmazsa bu yolda çok çalıştım.

Sonra, bir gün büyükbabam bana bir 'iyi' bir 'kötü' ders verdi.

Devrin hem ileri gelen bir iş adamıydı, hem de çok önemli bir hukukçuydu. Ancak yemeklerinde arasıra siyasetçiler, şairler, yazarlar ve düşünürler bulunurdu. Konuşmalar fevkalade ilginç ve benim için öğreticiydi.

O gece, yemeğin ortasında, sohbet koyulaştığı bir anda, evin kahyası büyükbabama eğilip gizlice bir not iletti. O da etraftakilerden özür dileyip kalktı ve yandaki salona geçti. Çok geçmeden geri döndü ve nerede kalmıştık edasıyla oturdu. Konuklar merak etmişti, kötü bir haber miydi? 'Hayır' dedi büyükbabam, 'bizim postacımız, yılardır Büyükdere-Sarıyer hattında görev yapar. Erzurum'a tayini çıkmış, ricaya gelmiş, posta müdürüne söyleyeyim diye.'

Konuklar ve aslında küçük ben, merak etmiştik, sorun çözülebilir miydi? Ümit var mıydı? 'Yok canım yardım sözü verdim ama müdürü de aramaya hiç niyetim yok' dedi. O an gözümün önüne postacının sevinç ve umutla eve dönüşü geldi. Halbuki, 'rica' yerine hiçbir zaman ulaşmayacaktı, ona ve ailesine çoktan yol görünmüştü.

O anda ömür boyu sürecek bir yemin verdim: benim defterimde insanı oyalamak olmayacaktı. Bir iş yapılacaksa, o an takibe alınacak veya baştan olumsuz cevap verilecekti.
Oyalamak, yapıyormuş gibi görünmek aslında karşısındakini aldatmak, onu hafife almak değil miydi?

Bu olayda büyükbabam iyi bir not almamıştı ama verdiği diğer ders ile hayatımı düzene koydu.

Şöyle ki:
Gene bir akşam, yemekten sonra, kahveler yudumlanırken yaşamın güçlükleri, aşılması imkansız manialardan söz ediliyordu. Büyükbabam 'Her mania aslında kapalı bir kapı gibidir.

Olay, o kapıyı ağzına kadar değil, bir kırıntık açabilmektir' dedi.

'Derhal, ayakkabınızın ucunu o araya sokup bekleyin. Kapı bir süre sonra mutlaka açılacaktır.'

Konuşmanın üzerinden birkaç yıl geçti ve babam benim yatılı olarak devam ettiğim koleji bitirmeme yasak koydu. Kapı yüzüme kapatılmıştı.

Yukarıdaki düsturu uygulamak üzere bir pazarlığa oturdum. Uzun tartışmalar sonucunda, gündüzcü olmak üzere anlaştık. Daha bir çok şart vardı ama ayağımın ucu kapının aralığından girmişti.

Ertesi yıl üniversite yasak edilince tekrar aynı metoda başvurdum. 

Dört yıl süren 'biçki-dikiş, yemek-pasta, çocuk bakımı, ev idaresi' gibi kursları bitirdim. Tüm yaşamımda, kah tiyatro, sinema ve televizyonda çalışırken, kah turizm, ağırlama veya halkla ilişkilerde bu bilgi birikimimden yararlandım, çocuklarımı elden geldiğince doktorsuz büyüttüm. Kapı açılmıştı.

Derken, çalışmam bir meslek sahibi olmam yasaklandı. Ama artık dersimi biliyordum. İçimden bir enerji, önüne geçilmez bir güç yükseliyordu. Sanki çiçek açmış bir ağaç gibiydim. Kapının ardına kadar açılması yıllarımı aldı ama beklemek değdi diyorum.

Sevgili gençler, her şeyden önce amacınızı bilmeniz gerek. Güçlükleri aşmak, kapıları açmak hep o amaca varabilmek içindir.

Sevgilerimle,
Betül Mardin

31 Aralık 2013 Salı

Ben çok fena işgillendim ya siz?

Haksız mıyım?
Genel Kurmay Başkanı,  "bu işte bir yanlışlık var, benim askerlerimi yeniden yargılayın (öyle bişeyler) diyecek".
Allahım, rüya mı görüyorum ne?
Yanlış mı duydum?
Tiyatro ?
Yok yok hepsi doğru...

İçime  şüphe düştü!!
Bu işin içinde bi iş var....??
Derinden bir ses, esas piyango adaya diyor.
Nasıl bir döngü,
Biz yarattık, biz ana kuzularını harcattırdık, biz serbest mi bırakacağız?
Er ya da geç
Kokusu çıkar,
Hadi hayırlısı !!

30 Aralık 2013 Pazartesi

2013 Bu da benden olsun 1



Merhaba,

Bunlar benim penceremden yansıyanlar.

1-      Yıllık planınızı yapmadıysanız, geç kalmadınız, şimdi kağıt-kaleme sarılın ve 2014 planınızı  göz önüne asın.


2-      İnsanları konuştuklarıyla değil yaptıklarıyla değerlendirin.


3-      Hedefinizle  siz uyuşmuyorsanız  bir önemi  yok, ………, her şey size uydurulur.

4-      Anladım ki türban sadece kafayı değil “her türlü fenalığı” da kapatıp ört-pas etmekte.

5-      Kişilere dini, ön adı, şan-şöhreti  vb.  için değer verirseniz sizi fena yanıltabilir, “insan”a kıymet verin, gerisi gelir.

6-       İnsanlara yardım ederken bunu asla hissettirmeyin, aksine yüceltin farkına bile varmasın. O her ne kadar sizi hayal kırıklığına uğratsa da bu tavrınızdan ödün vermeyin.  Ne olursa olsun sen sakın değişme.

7-      Seni karşılıksız sevecek olanı mı arıyorsun?  O zaman yukarı bak..

8-      Belki de fazla iyi niyetli olmamalısın, ya da… Ne bileyim….(beni suçlu ilan etme).

9-      Sen paraya değil, paran sana hizmet etsin.

10-   İtibar ve değeriniz paranızdan kaynaklanıyorsa, ona sımsıkı sarılın.

11-   Gerçekten yanında olmasını istediğin karşına çıktıysa ne olursa olsun  asla bırakma.

12-   Bazen kendine şaşırırsın.

13-   Hayatın koşturmasında birbirimizi hissedemez olduk.

14-   Bazen kendine bile karşı olabiliyorsun.

15-   Zaman insanı öyle değiştirebiliyor ki; ne kadar saçma sapan düşünüyormuşum diyebiliyorsunuz.

16-   Kalabalıklar içinde içsel yalnızlık. (alıntıdır) Belki de hepimizin durumu bu.

17-   Peşinden koşacağım, her söylediğine oleyy-evet diyebileceğim bir liderim hiçbir zaman olmadı,  olanları da anlamadım.

18-   Arkadaşınıza dikkat edin; sevgilinizi elinizden, kocanızı koynunuzdan alır ruhunuz  duymaz.

19-   Yıllardır Avrupa bizi müslümanız diye dışlıyor derdim ama bizim de dışlanmamız için katkımız olduğunu düşünmezdim.  Oysa bu etkin faktörleri nasıl göz ardı etmişim, ülkemin gerçekleri bir bir suratıma çarpınca anlıyorum Avrupa’lı olmak için kırk fırın ekmek yememiz gerektiğini ve önce kendi kültürümüze sahip çıkıp, aşağılık komplekslimizden kurtularak buna başlamak gerektiğini.

20-   Sağlıklı, huzurlu, mutlu bir hayat için ne yenmeli, ne içilmeli önemlidir ama ruhu nasıl beslemeli   unutulmamalıdır.

21-   Bir görünen var (maske), bir de görünmeyen(yürek).

22-   Kötü günde değil, siz esas iyi günde dostlarınızı seçin, gözlerinin içine bakın ne kadar memnun sizin mutluluğunuzdan hissedin. Elinizdekileri çalmaya çalışmasın gizlice. Kıskançlık krizinde olmasın sizin başarılarınızda..  Dikkat edin…

23-   Kadın yeter ki istesin yapamayacağı şey yoktur.

24-   Parası ve gösterişi bol, eğitimi kıt insanların fukara zihniyete sahip olduğu bir memlekette yaşıyoruz.

25-   Derdiniz size bir hediye olmasın; farkına varın.

26-   Sadelik mutluluktur, (veya mutluluk sadelikte gizlidir)

27-   Kültürünüz her anınızdadır.

28-   Otobüs yolculuğunda kitap okuyamıyorsanız yaşamınızın muhasebesini yapın.

29-   Başkalarının ihtiyacına duyarlı olun ve elinizden geleni yapın.

30-   TV nin hiç kapanmayıp,  cehaletin diz boyu olduğu bir memleketteyiz.

31-   Faşist düşünceli çok yakın arkadaşlarım olduğunu şaşkınlıkla gördüm, kominist geçinen arkadaşlarım da oldu hep sömürülmekten şikayet eden ama işveren konumuna geçince azılı kapitalist olan.

32-   İnsanlar güler yüzü daha rahat istismar ediyor.

33-   Deniz ve gökyüzünün mavisine, ormanın yeşiline tüm yüreğinle,  dikkatlice bak anlatılamaz huzuru hisset, farkına var….. yaşamak harikadır, şükrü unutma belki de esas sır bundadır.

34-   Bazen harekete geçmek için bir dostun “hadi” demesi yeterlidir.

35-   Unvan sahibi,  elindeki bürokratik güçle işin uzmanını ezip geçer.

36-   Bir kapı kapanırsa başka bir kapı açılır. (alıntı)

37-   Odaklanmak için bazen uzaklaşmak gerekir.

38-   Kumanda sizin elinizde,  TV izlemek ruhunuzu kirletmek yerine beslesin.

39-   Bazen insanları destekleyerek değil desteklemeyerek daha çok yardım edilir.

40-   Kendine haksızlık etme. (başkalarını kendin gibi düşünme)

41-   Görüntünün altındaki cehaleti bazen hayal bile edemezsin. 

42-   Haksızlıkla karşılaşsanız da siz hoşgörüyle karşılık verin, belki dünyaya 1 insan kazandırırsınız.

43-   Allahu ekber , ya Allah nidalarıyla , Hak adına yapılanları,  Müslümanları görünce “ Müslüman olduğumu düşünmek istemiyorum”. Benim dinimin adı başka, ya da birileri Müslümanlığı fena halde kullanıyor.

44-   Ben de meclisimizde benden olmayan milletvekili görmek istiyorum.

45-   Bazen kendinizi  ifade edersiniz ama karşındaki betondandır.  Ya da başka hesap içindedir.

46-   Gönderilenin de haklı sebepleri olduğunu anlatırsınız bazen ve seni öyle dikkatli, anlayışlı dinlerler ki… Sonra kocaman görünen adamlardan utanırsın.

47-   Dostunuz varsa müthiş şanslısınız. Dostuma tsk.

48-   Tamamlanmamış ne kadar organizma var etrafımızda.(kime-kimlere yazdıysam)

49-   Bazı elbiseler bana geniş geliyor, giymeyeyim.

50-   Sen yaptığın şeysin, söylediğin değil. Hareketleriniz sözlerinizi yansıtsın. (alıntıdır)

51-   En yakın dostun parandır.

52-   Bazen kendine inanamazsın.

53-   Cennete de cehenneme de bu dünyada adım atarız. Herkes ateşini buradan götürür.(alantı)

54-   Bazıları işe girer, bol bol izin kullanır, görevinde yükselir  vb.. . Bilgi, deneyim, beceri , diploma, …  o da ne?

55-   Alınyazısı nedir? Yazının arasında boşluk var mı? Doldurulabilir mi? Ben mi Rab mı yazar boşluğu? Bazen günaha mı giriyorum. Ben niye sorularla öğreniyor ve kabul ediyorum. Sorgusuz sualsiz kabul etmek, boyun eğmek neden ruhumda yok.

56-   Ne iş yaptığın değil, işini ne kadar düzgün yaptığın önemli ve bu seni yansıtır.

57-   Gösterişin arkasında fukara yaklaşımlar.(alıntı)

58-   Paylaşmak güzeldir.

59-   İnsanları çok da önemsemeyin, bazen önemseyin. (çelişkili mi ne, nasıl manyak bir ruh halinde isem)

60-   Nasıl yaşamak istiyorsanız öyle yaşayın, kimsenin yeri başınızın üstünde değil,  yanınızda olsun. Acele etmeyin esas yerini zamanla kendi belirleyecektir.

61-   Okyanusa dalmış bulunursun bir kere,  gölün sakin ve huzurunu ararsın şuursuzca,  karaya vurunca anlarsın karanlık suların derinliğini ve bir okyanusun asla göl olamayacağını.

62-   Bazen yalnız kalın, kendinizle baş başa,  anlatılmaz huzuru yaşayın.

63-   Kahrolsam da gerçek bu; Allahu ekber denince aklıma,  tetiğe basılan kalaşnikoflar, mantar gibi yükselen ateş ve toz bulutu  geliyor. Silmek istiyorum inadına kazınıyor.

Beğendiklerim:

64-    Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.

65-   Bazen yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir.  Emrah Serbes

66-   Sınanmadığın günahın masumu değilsin.

67-   Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol dünya senin kahrını çeksin.  (Favorimdir, imreniyorum)

68-   Hayat dediğin… Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler.. Engin Geçtan (muhteşem bir özet)

69-    Öfkenizi boşaltmak için yer arıyorsanız, bulmak çok kolay. (Engin Geçtan)

70-   Ölüm yaşanmış olan bir hayatın başına konan taçtır. Yaşayın (Engin Geçtan)

71-   Aşkı çağırırsanız ya kimse gelmez, ya yanlış kişi gelir. (Engin Geçtan)

72-   Genetiği değiştirilmiş organizma etrafımızda çok fazla. (alıntıdır, kyn not almamışım)

73-   Bazen kaybetmek de GÜÇ tür. (alıntıdır, kyn not almamışım)

74-   Sevginizden emin olabilirsiniz ama sevildiğinizden asla. (alıntı)

75-   Bir meşgalen olsun. Üret, daima üret. Betül Mardin (bence mutluluğun sırrı burada)

76-     Düşüncelerini değiştirmeyenler, sadece aptallarla ölülerdir. (Lowell)

77-    Herkes düşüncelerinde yanılabilir. Ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar. (Cicero)

78-    Sabah yaklaştıkça, gece kararır. (Longfellow)

79-    Biri sana kötülük ederse unut, ama sen birine kötülük edersen hiç unutma. (Halil Cibran)

80-     Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür. (James)

81-   Yüzmeyi bilmiyorsan balık taklidi yapmayacaksın!

82-    Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.

83-   Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil (Fuzuli)

 Sevgiyle kalın...





23 Aralık 2013 Pazartesi

Hırsızlar İmparatorluğu





         
               Birkaç yıl önce   bürokrat?  prof?  danışmanı? Evet bu 3  maddeden hangisinin etiketi olduğunu hatırlamadığım donanımlı bir kadınla yapılan röportaj izlemiştim.

-          “Daha önce AB ile yapılan birçok antlaşmaların tam olarak Türkçe’ye çevrilmeden (neyi onayladığımızı bilmeden) imzalandığına şahit oldum. Şimdi durum çok farklı. En son yapılacak olan antlaşmada “göçmenlerin Türkiye’ye iadesi”ne ilişkin bir madde eklemişler biz buna şiddetle karşı çıktık ve imzalamadık” demişti.


-          Gelelim güzünüze önce gazetede okudum “artık AB vizesiz” diyordu. Sevindim tabi. Haberlerde vizenin “turistik amaçlı” olduğunu zaten henüz uygulamaya konmayacağını, düşünüp tartılacağını söylediler. Bir kanalda tek cümle halinde “AB ye giden göçmenlere TC’de kamp kurulacağnı” söyledi. Ki aklıma anında yıllar önce dinlediğim röportaj geldi. Şu rüşvet operasyonu patlak vermeden 2 gün önce buna takılmıştım işte. 


-          AB nin siyasetine şapka çıkarıp “helal olsun adamlara” yıllardır plan ve projelerinde olan maddeyi bize kabul ettirmeyi başardılar, AB zaten krizde turistik amaçlı vize (tabiî ki bizim için de güzel) ama belli ki herkese değil,  adı üstünde turistlik amaçlı “ ye iç gez toz paraları paraları saç”  üstelik bir de göçmenler bize iade  vallahi bravo.


-           Her şekilde de kazan kazan siyaseti. Biz ise AB sanki tüm TC vatandaşlarına vizesizmiş gibi yapılan haberlerle meşgulüz.  (ki biz göçmen yasasını uygulayacağız onlar bakacak izleyecek , denetleyecek; haaa tamamdır derlerse turistlik amaçlı vizeye onay çıkacak bunlardan bahseden yok) Bunlara isyan edip söylenmekle meşguldum rüşvet operasyonu öncesinde.


-          Aynı akşam bir bakanın konuşmasını dinledim. Vizesiz seyahat üzerine konuştu da konuştu göçmen durumu ile ilgili de öyle bi konuştu ki; program bittikten sonra güzel  ama güzel olduğu kadar da yetim, öksüz, sahipsiz, lime lime satılan, değeri kıymeti bilinmeyen ülkemin kadersizliğine, insanlarımızın aptal yerine konmasına, ülkemin 1 ve 3 dünya ülkeleri arasında tampon yapılmasına hangisine kahrolsam bilemedim.  
 
-           Bu kadar mı sevilemez bir ülke?
 
-          Bu kadar mı peşkeş çekilir ülkenin değerleri?
 
-          Bu kadar mı değersizleştirilir bu cennet vatan?
 
-          75 milyonun sahip olduğu bu ülkenin tek sahibi midir imza yetkisine sahip olanlar? (galiba evet).
 
-          Bu kadar mı ucuz bir ülke Türkiye?
 
-          Bizden sonra kalanlara ne bırakacağız diye bu kadar mı düşünülmez?
 
-          Biz muz cumhuriyeti miyiz? Tanımı okuyun kararınızı verin.  Muz cumhuriyeti, uluslararası politikada siyasi açıdan istikrarsız, ekonomik açıdan bir ya da birkaç tarımsal ürünün üretimine ve ihracatına bağımlı ve genellikle yolsuzluklarla içiçe küçük bir seçkinler grubu tarafından yönetilen ülkeleri küçümseyici anlamda kullanılan siyasi terim.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Muz_cumhuriyeti alıntıdır.
Söylenip duruyor, etrafımdaki arkadaşlarımı da stres ve bunalıma sürüklüyor idim ki rüşvet operasyonu patlak verdi.
 
-          Ne diyeyim yukarıdaki sorularıma yüzlerce soru daha ekleyin artık? 

-      Artık kıdemli hırsızlara baskın öncesi "vekilim evine uğrayacağız, delilleri yok ettin mi? Ne zaman gelsek? Gelsek mi ki, kabul eder misiniz" yasal düzenlemesi de yapıldı, hayırlı uğurlu olsun. Bu kadar çalkalanmalar neticesinde (ve sonuna kadar aklansalar da-burası TC-) kim kimin temiz olduğuna ne kadar inanabilir ki artık.
-          Her ay maaşımın 1/3 bu devlete vergi olarak daha elime geçmeden kesiliyor. Kul hakkına, kul rızasına inanan  bir vatandaş olarak “hakkımı helal etmiyorum”. Benim gibi onlar da öte dünyaya inanıyorsa ellerim  yakasında olacaktır.
 
-          Ben bastırmak istiyorum, istiyorum ama yüreğim bir yerlerden başını kaldırıp yine bana sesini duyuruyor ara ara “öte dünyaya kalmasın be Aynur, öte dünya öte dünya nereye kadar” diyor.
           Ayrıca; iyi ki Müslüman doğmuşum, başka bir dine mensup olsaydım asla Müslüman olamazdım. Bakın Müslüman ülkelere ve Müslümanlara ve kararınızı verin.

             Sevgiyle kalın.


 

19 Aralık 2013 Perşembe

Ölmek ne garip şey !


 

Anlatılamaz bir duygu,

Eksildim.
Artık dualarımda “Allahım hayırlı ölüm nasip et”  demeyi unutmuyorum.
Ve her sabah;
Bir bardak suyu bekler gibi
Benden 3 Kulhü 1 Elham bekliyorsun.
Okuyunca seviniyorsun,
Bende…
Güle güle git, nur içinde yat.

19 Kasım 2013 Salı

Hamsi Pilavı 1

Merhaba,

Bir Karadeniz'li olarak daha düne kadar benim için balık demek "hamsi" demekti, sadece benim için değil birçok Karadeniz'li için de öyledir.
Mevsimi geldi hamsi pilavı aklıma düştü, araştırdım, araştırdım kuş üzümlü, hafif tatlı lezzetinde pilavla yaptığımı beğenmedim (benim damak lezzetime göre değil). Birkaç kez denedim ve en fazla aşağıdaki tarifin lezzetini beğendim.

Malzemeler:

1,5 kg hamsi (kılçıkları ayıklanmış)
1 su bardağı pirinç
1 iri soğan
1/2 demetten az maydanoz
karabiber
Tuz
zeytinyağ
tereyağ
Limon (az)
Çok az salça-1 çay kaşığı- (soğanı kavururken ekleyebilirsiniz ben unutmuşum)

Yapılışı:
Soğanı ince yemeklik doğrayın rengi hafif değişene dek zeytinyağda kavurun, pirinci ekleyin,kavurun, 2 su bardağı sıcak suyu ekleyin ve karabiberi ekleyerek kapağını kapatın. (Pilavda su miktarı vermek pek doğru değil, her pirincin su çekme kapasitesi farklı) Suyunu çekince (pirinçler hafif diri kalacak) çok ince kıydığınız maydanozu ekleyin minicik karıştırın.
Hamsileri resimde gördüğünüz gibi kalıbınıza dizin, sık sık üst üste dizin ki fırında pişen hamsiler küçüldüğü için araları açılacaktır. Ben hamsiyi çok bol koydum daha lezzetli oluyor.
Pilavı ekledikten sonra hamsiyle kapatın, üzerine tereyağ + az zeytinyağa eklediğiniz limon suyunu ekleyin ve fırına verin. Hamsiler pişince sıcak servis yapın.
Benim pirinçlerim çok arttılar o nedenle içine fazla koydum ama aynı hatayı siz yapmayın derim.
Ayrıca hamsi pilavını fırında porsiyonluk hazırlıyorum, siz daha büyük bir kalıba yapabilirsiniz. Fırın harici ocakta da hamsi pilavını deneyeceğim o nedenle bu tarife 1 dedim. Ocakta yapılan -kızartıldığı için- görsel açıdan daha güzel oluyor. Lezzetini deneyince aktarırım.
Afiyet olsun


Hamsiyi bayağı bol dizdim.
Size fazla pilav eklememenizi öneririm. Özellikle üstüne hamsiyi üst üste ekleyin ki pişerken küçülen hamsilerin arası açılmasın.

Afiyet olsun
 Balkonumdan bir enstantane, çilek yapraklarının üzerine çise düşmüş, izlemeye doyamadım.