Sayfalar

30 Mart 2016 Çarşamba

Çörekotlu zeytinli zencefilli grisini

Slm,

Grisini yaptim. Ayni hamurla ekmek de yapabilirsiniz.

Malzemeler:

3-4 çorba kaşığı zeytinyağı
1/2 su bardaği zeytin
1/2 su bardagi çorekotu
İnstant maya(1 tatlı kaşığı civarı)
1 çay kasiği zencefil
Tuz
Un
Su
Üzeri icin yumurta sarisi

Yapilisi:

Zeytin haric tum malzemeleri puruzsuz bir hamur elde edene dek yoğurun. Zeytinin çekirdeğini çikarip ince ince doğrayin ve hamurla iyice karın. Kulak memesi yumuşakliginda bir hamurunuz olacak. Ceviz buyuklugunde kopardiginiz parçaları şerit yapiniz. Hazirladiğiniz şeritlerin istediginiz ebatta kesiniz, hamurun mayalanip kabaracagini unutmayin, keserken bunu göz önünde bulundurun. Genis araliklarla tepsiye dizin ki mayalaninca yapismasinlar. Uzerine yumurta sarisi surup mayalanmasi icin ortalama 45 dk dinlendirin. 190 derecede uzeri kizarana dek pisiriniz. Besleyici, lezzetli, gevrek bir grisininiz olacak. Afiyet olsun
Sevgiyle kalin

Diyanetten şehitlik üzerine...

Slm,

Ahmet Hakan yine güzel yazmış, paylaşmasam olmazzzz dedim.

Diyanetimiz bir alem...
İş güvenliği ile ilgili tedbirde aşırılık Allah'a güveni sarsan bir davranıştır der (Türkiye'nin iş güvenliği karnesi ortada iken).
Mütevazi olun, aşırılığa kaçmayın der mercedese başım üstüne der.
Şimdi de çocuklara şehit olmanın güzelliğinden bahseder.  Karikatürü özellikle paylaşmıyorum.
Koca koca adamlar ve onların koca koca çocukları şehitlik size neden uzak? Siz cenneti kazanmak istemez misiniz?
Biz cenneti dolduruyoruz, siz nerdesiniz?

Aklına-kalemine sağlık, soruyor Ahmet Hakan "şehitlik bu kadar güzelse, zırhlı mercedes neden? diye".





Sevgiyle kalın...

3 Mart 2016 Perşembe

Dindar değil ahlaklı nesil istiyorum

Ahmet Hakan yine güzel yazmış....
Ben de noktasına virgülüne dokunmadan paylaşıyorum...
Sevgiyle kalın........

26 Şubat 2016 Cuma

Küçük şeyleri dert etmeyin.... Ayşegül'ün hikayesi....

Slm,

başka söze gerek yok...

'Ameliyat olmayacağım, yatmayacağım'

"Ayşegül çok güzel bir köy kızıydı. Bana geldiler. Ablası çırpınıyor kardeşinin iyileşmesi için. Ayşegül ise bir köşede yüzü asık 'Ameliyat olmayacağım ben, yatmayacağım.' diyor..."



Bazı hikayeler vardır insanın tam boğazında kocaman bir yumru oluşmasına neden olur. Ayşegül'ün hikayesi de böyle
çünkü içinde insan onuru, manevi değerler, dayanışma, yardımlaşma ve bolca sevgi var. Tam 28 yıl çalıştığı İstanbul Tıp Fakültesi'nden bu yıl ayrılan Prof. Dr. Yeşim Erbil, son 20 yıldır da endokrin cerrahisi ile ilgilenen çok değerli kadın cerrahlarımızdan biri.
ADI AYŞEGÜL...

Uzun yıllar çalıştığı İstanbul Tıp Fakültesi'nde ise bir sürü hikaye biriktiren Prof. Dr. Erbil, hiç unutamadığı hastalarından bir tanesi olan 16 yaşındaki Ayşegül'ü anlattı:
2000'li yıllardaydı 16 yaşlarında bir kız çocuğu geldi. Adı Ayşegül. Boynunda kocaman bir kitle var. Ablası ile geldi.  Bana gelmeden önce pankreas kanserinden ameliyat oluyor. 1 sene sonra boynunda kitle çıkıyor ve pankreas kanserinin metastazı olduğu söyleniyor ve boyun kitlesi olduğu için bana gönderiliyor. Ablası da çırpınıyor kardeşinin iyileşmesi için.
Ayşegül bir kenarda öyle oturuyor, yüzü asık ve her şeyi reddediyor. "Ameliyat olmayacağım ben, yatmayacağım" diyor.
TEDAVİYİ REDDEDİYOR
Birkaç gün sonra ablası tekrar gelince sadece ikimiz konuştuk. O sırada öğrendim ki maddi durumları çok kötü olduğu için Ayşegül ablasına yük olacağını düşünüyor ve köyüne dönüp, tedaviden vazgeçmek istiyor. Ben de dedim ki zaten burada para vermeyeceksiniz, evraklarınız var, tetkikleriniz yapılıyor, sen getir anlatayım dedim. Ancak pankreas kanserinden daha önce ameliyat olduğu için otobüse binemiyor, dayanamıyor ve taksiye verecek kadar da paraları yok.
AYŞEGÜL İYİLEŞTİ TABURCU OLDU

Ben de ne yapacağımı şaşırdım ama ablası da çok küçük 20-21 yaşlarında kızcağız. Bir şekilde, rahat gidip gelmeleri için bir miktar verdim. Geldi, yatırdık, ameliyatını yaptık. Abla kardeş gibi konuşuyoruz, her geldiğinde boynuma sarılırdı, tedavisini oldu. Taburcu ettik. Ablasında kaldı bir süre daha taburcu olduktan sonra da. Sonra arkadaşlarla aramızda konuştuk Ayşegül için burs gibi bir şey ayarlayalım. Beslenmesi, rahatı yerinde olsun vs. diye. En son görüşmemizde sevinçliydi, kendisine alışveriş yapmış, simli, rengarenk bir etek ve bluz almıştı bize göstermeye geldi... Teşekkür etti, geldi, sarıldı ve köyüne döndü babasının yanına.
2 YIL SONRA ACI TELEFON

Uzunca bir süre sürekli irtibat halindeydik. 2 sene sonra ise pankreas kanseri tekrar nüksetti. Ayşegül çok güzel bir köy kızıydı. Yaşı da çok genç olduğu için sonuna kadar her şeyi yaptık. Kanser tedavisinden sonra 90 yaşında bir hastaya 5 yıl daha kazandırırsak mutlu oluruz. Ama 17 yaşında bir "çocuk" diyim onun için 5 yıl kazandırsak ne olacak hala o kadar genç ki... Bir de onun bu hastalık nedeniyle denizi görebilmesi, İstanbul'a gelmesi, gururu, tedaviyi reddedişi...
Sonra ablası aradı bir gün, "Bugün Ayşegül'ü defnettik" dedi. Dondum telefonda konuşamadım, kahroldum. Hiç unutamıyorum...
KÜÇÜK ŞEYLERİ DERT ETMEYİN
Benim hikayelerim kurtulma hikayeleri değil çünkü yüzünde minicik sivilce çıkıp da güzelliği için bir sürü para harcayan insanlara kızarım. İnsanların şükretmeyi bilmesi lazım. Beni katı zannederler ama benim ailemden de insanlar yakındığında "Mühim değil" derim. Bana da hiçbir şeyi önemsemiyorsun derler. Aslında öyle değil. Biz o kadar çok acı görüyoruz ki ufak tefek şeyler gerçekten önemsiz. Biz hastaları tedavi ederken, tedavi etmeye çalıştığımız tek kişi hasta olmuyor. Onun annesi, babası, kocası, karısı da hasta oluyor... Devlet hastanesi bile olsa hastaların gitmesi, gelmesi, nasıl beslendiği çok önemli. Bakıyorsun mesela hasta yatıyor 1 ay boyunca 70 yaşında eşi de sandalye tepesinde kalıyor. Bir de insanlarda tevekkülü de görüyoruz. Allah'ın takdiri diyerek, insanların teşekkür ederek gittiğini de bazen görüyoruz

http://www.hurriyet.com.tr/ameliyat-olmayacagim-yatmayacagim-40060122?_sgm_campaign=scn_a0045c9372750000&_sgm_source=40060122&_sgm_action=click

Sevgiyle kalın... 

25 Şubat 2016 Perşembe

Hata mı, kasıt mı? - Levent GÜLTEKİN

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dediği gibi, “Ülke beka sorunuyla karşı karşıya.”
Bu aşamaya nasıl gelindiğini hepimiz biliyoruz. Yapılanlar, söylenenler… hepsi bütün dünyanın gözü önünde oldu.
Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler… aklıselim herkes iktidarın Suriye meselesinde benimsediği politikalarla böyle bir felakete sürükleneceğimizi baştan beri yazdı, söyledi.
Aynen Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanındaki gibi bir cinayetin işleneceğini kasabada herkes biliyordu ama kimse bir şey yapmıyordu. Ve sonunda katil herkesin bildiği o cinayeti işliyordu.
Türkiye’de de benzer bir cinayete tanıklık ettik. Fakat iktidar uyarılara kulak asmadı. “Yanlış yapıyorsunuz” diyen herkesi susturdu, dışladı. Düşman ilan etti.

Şimdi korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bunca ‘yanlış’ peş peşe nasıl yapılır?

Tüm bunlar ‘iktidarın yanlışlarının sonucu’ diyerek geçiştiremeyiz.
Çünkü öyle işler yaptılar, öyle politikalar uyguladılar ki, iktidar kendi ülkesine zarar vermek isteseydi ancak böyle davranırdı.
Geldiğimiz noktada izah edilmesi gereken bir durum var.
Nasıl olur böyle bir şey? Bunca ‘yanlış’ peş peşe nasıl yapılır? Ülkeyi yönetenler, ülkenin çıkarının nerede olduğunu nasıl göremez?
Hadi diyelim ilk adımda göremediniz ikinci, üçüncü, dördüncü… yirminci adımda da mı göremediniz?
Politikalarınızın ülke aleyhine sonuçlar doğurduğu görülmeye başladığı halde niçin değiştirmediniz?
Üstelik kendi ‘yanlışlarınızın’ neticesinde ortaya çıkan tabloyu bahane ederek ülkeyi daha da büyük bir bataklığa sürüklemek istiyorsunuz.

Esas soru

“Türkiye’yi Suriye yapmak istiyorlar. Bu nedenle gerekirse savaşı bile göze almalıyız” diye akıl almaz bir bahaneyle ülkeyi ateşe atmaya çalışıyorsunuz.
Suriye’yi bu hale kim getirdi?
Savaşın en ateşli taraftarı, destekleyicisi siz değil miydiniz? Hatta müdahale etsin diye ABD’yi harekete geçirmek için çaba göstermediniz mi?
Suriye meselesini çözmek için yapılan uluslararası her toplantının sonuçsuz kalması için elinizden gelen her şeyi yaptınız.
Şimdi kalkmış “Suriye’yi bu hale getirenler” diye ipe sapa gelmez bahaneler uyduruyorsunuz.
Esas soru: Ülkeyi felakete sürükleyen bu politikaları kararlılıkla neden sürdürdünüz? Uyarıları, itirazları niçin dikkate almadınız?
Mesela gidişatı gören herkes “Savaşı körüklerseniz Suriye parçalanır. Parçalanırsa orada bir Kürt devleti kurulur” dedi, duymazdan geldiniz. Neden?
Üstelik tam tersine adeta Suriye parçalansın diye elinizden gelen her şeyi yaptınız.
Yeni koşullarda da PYD etkinlik kazandı.
Hem Kürtlerin bağımsızlığına zemin hazırlayan politikalar uyguladınız hem de PYD’yi bahane ederek ülkeyi yeni felaketlere sürüklemek istiyorsunuz. Niçin?
PYD Türkiye için tehlikeli bir oluşumsa onlara yapılan silah sevkiyatına niçin aracılık ettiniz?
Suriye’nin bölünmesini Kürtlerin devlet olmasını istemiyorsanız Suriye’nin bütünlüğünü koruyacak tek formül olarak görülen Esad’lı geçişe niçin karşısınız?
Kaldı ki Suriye’de Kürtlerin özgürlüklerini kazanmasından size ne? Niçin rahatsız oluyorsunuz? Irak Kürdistanı ile dost oluyorken Suriye Kürtlerini niye düşman görüyorsunuz?
Hem PYD’yi istemiyorsunuz hem de Suriye’nin bütünlüğünü koruyacak Esad formülüne karşısınız.
Nasıl oluyor bu? Hangi akıl, hangi mantık bu yaptıklarınızın basit bir hatadan ibaret olduğunu söyleyebilir?

Bu kadar cahil olamazsınız

Sadece dışarıda değil, yangını büyüten ‘yanlış’ politikaları içeride de inatla sürdürdünüz.
Mesela barış süreci.
Herkes, “Ortadoğu giderek karışıyor. Eğer barış sürecinde süratlice yol kat etmezseniz bu mesele içinden çıkılmaz bir hal alacak” diye adeta size yalvardı.
Fakat kimseyi dinlemediniz.
Demokratik hak ve özgürlükleri sağlayacak, barışı tesis edecek tek bir somut adım atmadınız.
PKK’nın şehirleri silah deposuna çevirmesini beklediniz.
O dönemde “PKK şehirlerde silah depoluyor” diye uyaranları ‘Barış sürecini bozmak istiyor’ diyerek linç ettiniz.
Sonunda olan oldu çatışmalar yeniden başladı.
Şimdi “PKK ile mücadele ediyoruz” diyerek yakıyorsunuz, yıkıyorsunuz, bodrum katlarında insanları katlediyorsunuz.
30 yıllık tecrübe bize gösteriyor ki çatışmalardan kazançlı çıkan yalnızca PKK.
Buna rağmen bu yaptıklarınızın PKK’ya yaradığını göremeyecek kadar cahil olamazsınız.
Tüm bu politikalarınızla Suriye’de PYD’yi, Türkiye’de PKK’yı büyütmek için özel bir gayretiniz var gibi. Diğer taraftan bunların güç kazanmasını bahane ederek ülkeyi yeni felaketlere sürüklüyorsunuz.

Türkiye kaybederken, siz hep kazanıyorsunuz

Tüm bu yaptıklarınızı ‘yanlış politika’ ile açıklayamayız. Çünkü hiçbir iktidar kendi ülkesine zarar verecek bu kadar yanlışı peş peşe yapamaz. Üstelik sonuçlarını gördüğü halde ‘yanlışta’ bu kadar ısrarcı olamaz.
Sizinkisi başka bir şey.
Durup durup arı kovanına çomak sokuyorsunuz. Sonra da ülkeye saldıran arılarla kavga ediyorsunuz. Bu arada insanlar ölüyor. Ülke yara alıyor.
Fakat ilginç bir durum var: Türkiye kaybederken, siz hep kazanıyorsunuz.
Türkiye adım adım beka sorunu yaşayan bir ülkeye dönüşürken siz zaferlerinize zafer katıyorsunuz. Nasıl oluyor böyle bir şey?
Nedense bütün hesapsızlığınız, öngörüsüzlüğünüz ülke çıkarı konu olduğunda tutuyor. Kendi çıkarınız mesele olduğunda siyasi deha kesiliyorsunuz.
Seçim kazanmaya, şeytana pabucu ters giydirecek türden siyasi hamleler yapmaya aklınız yetiyor da ülkenin çıkarlarının nerede olduğunu görmeye yetmiyor, öyle mi?
Hakikaten ne istiyorsunuz bu ülkeden? Ne alıp veremediğiniz var?
Bunca kötülüğü niçin yaptınız? Niçin yapıyorsunuz?
Siz sevgiyle kalın....

24 Şubat 2016 Çarşamba