Sayfalar

20 Haziran 2014 Cuma

Adıyaman (GAP gezi notları 2)

Slm,

Bu güzel memleket tüm cm2 si ile  (yazı-kışı ,  taşı-toprağı, kültürü-değerleri, tarihi yaşanmışlıkları, doğası, her şeyi  ile) dünyanın en büyük "kapalı-açık müze devleti" olmayı hak ediyor.

Anladım ki İstanbul'da oturup doğuyu anlamak imkansız, okudum, izledim, dinledim de deseniz bizzat gezip görmek bambaşka. Şaşkınlığımız Adıyaman'la başladı il il devamı geldi. 
Bu topraklar çok kıymetli ve değerli bunu bilmek lazım ama sadece bilmekle kalmasın devamını da getirelim. Keşke her akşam haberlerde can sıkan, keyif kaçıran gelişmeleri izlemek, simaları görmek yerine sadece 5 dk Türkiye'de güzel şeyler de oluyor diye doğu-batı, kuzey-güney bir bütün olduğumuzu illerin güzelliklerini yansıtarak anlatabilsek. Dizilerimiz Anadolu'yu yansıtsa...... Kral Antiokhos'un bir filmi çekilse mesela...



Tümülüslere çıkarken arabadan çekilen üstte.
Kommagene Kralı II. Mithradates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılmaktadır. Kartal gökteki gücü temsil etmektedir.




                                    
Nemrut'taki sütunlardan biri olan aslan ise yeryüzündeki gücü temsil etmektedir.
                                     


Mithradates ve güneş tanrısı Apollo tokalaşırken.


Cendere Köprüsü: 
Dünyanın halen kullanılmakta olan en eski köprülerindendir..
Roma İmparatoru Septimius Severus (193-211), karısı ve oğulları adına yaptırılmıştır. Orijinalinde 4 korint sütun bulunduğu, kendisi, eşi ve iki oğullarına adandığı biliniyor. Ancak oğullardan Geta’ya ait olan sütun, onu öldüren ve kardeşine ait her şeyi yok etmek isteyen Caracalla adlı kardeş tarafından yıktırılmış (ikinci fotoğrafta görüldüğü gibi).

                                      


Cendere köprüsünde yürürken...........



                                       


                                         
Nemrut'a çıkıyoruz.

 Arsemia, Kommagene Krallığı'nın yazlık başkenti.


 Arsemia ören yerinde, Apollon ve Arsemia tokalaşırken... ve mağara girişi.

Bence Arsemia'yı görmeyenler bayağı fazla, heykele bakın hele, aklıma bi sürü şey geldi.....yazamıyorum gerisini..  başıma iş almaktan korkuyorum.
Kötü meleklerim sorularını sordular yine.
Sonradan mı edep, namus sadece uşkurla eşleşti?
Yalan, iftira, kul hakkı, çalmak-çırpmak, dedikodu ............ namussuzluk kapsamında değil mi?
En kötüsü var mıdır bunun?

Harika manzaralar, gönülsüz, yorgun  ama mutlu iniyoruz.


 Kommagene çiğ köfte adının nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Ben sizin için toparladım.
Kommagene Krallığı, Yunanca “genler topluluğu” anlamına gelir. Grek ve Pers Uygarlıklarının inanç, kültür ve geleneklerinin birleştiği antik çağda, Orta Anadolu'nun güneyinde hüküm sürmüş krallık.
Kommagene Krallığı Milattan Önce yaklaşık 162'de bağımsız bir devlet oldu. Samosata (Samsat) bu küçük krallığın başkentiydi. Toros Dağlarındaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan antik Kommagene Krallığı, Suriye’nin kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, KuzeyToroslar ve doğuda Fırat Nehri’nin çevrelediği verimli topraklarda hüküm sürmüştür. Partlara karşı Romalıların gücünden ustaca yararlanan Kommagene kralı I. Antiokhos döneminde (MÖ y. 69- MÖ y. 34) krallığın gücü doruğuna ulaştı. Antiokhos adını yaşatmak için Nemrut Dağı'nın tepesine anıtsal heykellerle süslü görkemli bir mezar tepesi yaptırdı. Kommagene Krallığı MS 17'de Roma'nın egemenliğine girdi.
Nemrut Dağı:
1881 yılına kadar, bir kaç köylü haricinde kimse Nemrut Dağının zirvesindeki kalıntıları bilmiyordu. 1881 yılında Diyarbakır’da yol yapım işlerinde görevli mühendis Charles Sester bölgedeki ilk araştırmalarında Asurlar’dan kalma kalıntılar olduğunu sanmış ve bu araştırmalarını tüm dünyaya sunmuştur. Almanya’dan gelen bilim adamı Otto Puchstein ve Alman mühendis Charles Sester kazılarda bulunan Grekçe kitabeyi çözen Puchstein, kalıntıların Kommagene Uygarlığı’na ait olduğunu ve Kommagene Kralı 1. Antiochos’un tarafından yapıldığını keşfeder. Yazılan kitabede Nemrud Dağı’nın sırrı ve Antiochos’un yasaları yer almaktadır.

Kral I.Atiokhos tüm kültürleri birleştirmeyi hedefleyen bir kraldı, bu nedenle başka kültürlerin tanrılarını bir araya getirecek heykelleri yaptırdığı sanılmaktadır. Kazılarda çıkan yazıtlarda heykellerin hangi tanrılara ait oldukları yazmaktadır. Soldan sağa heykeller, kral I. Antiochos, Kommagene tanrıçası Fortuna Thyce, tanrı Zeus (Oromasdes), tanrı Apollo (Mithras-Helios-Hermes) ve Heracles (Artagnes-Ares-Herkül).


Nemrut'a çıkarken... Taşlıran arasında çiçeklerin yaşam mücadelesi..


Taht üzerinde oturur vaziyette bulunan heykellerin başları, yıllar önce meydana gelen doğa olayları ve başka uygarlıkların yıkımları sonucunda yıllarca toprak altında gömülü kalmış
















 Çiğdem batan güneşi tutmaya çalışırken.... Malesef  tutamadık ayrıca şansımıza güneşin batışını göremedik, hain bir bulut engelledi ama  her şey çok güzeldi.

  Nemrut'tan iniyoruz..



                                    
Adıyaman'dan dövmeç kebabı yemeden dönmeyin ve fıstık henüz dalında ve olgunlaşmasına bayağı var..


Adıyaman Üniversitesi'nin girişi Cendere Köprüsü.. arabadan bu kadar oldu.
                                      
Adıyaman'ı yazmışken sevgili kardeşim İbrahim'e, gidip doya doya görmese de Birgül'e selam.....
Sevgiyle kalın..

13 Haziran 2014 Cuma

Antakya (ve azıcık Adana) GAP Gezi Notları 1

Slm,

Adana yolu üzerinde harika bir enstantane....

Adana'da sadece Sabancı Merkez Cami ve Taşköprü'yü ziyaret ettik inşallah bir gün tüm Adana'yı gezmek nasip olur.
Sabancı Merkez Camii, %50 halk, %50 Sabancı desteğiyle yapıldığı için camiye bu adı uygun görmüşler. Genel görünüm olarak Sultan Ahmet Cami'nden  iç mekan olarak Selimiye'den esinlenmiş. Türkiye ve Ortadoğu'nun en büyük camiisi, 20.000 kapasiteli.






Caminin içinden bir kaç kare.

Taşköprü'ye yürürken...
Taşköprü Roma döneminden kalmış ve halen kullanılabilen en eski köprü, Taşköprü Seyhan nehri üzerinde Sabancı Merkez Cami ile karşı karşıya  harika bir manzara ortaya çıkmış (resim çekmemişim)  ama Taşköprü'ye yürürken etrafın temiz ve bakımlı olduğunu söyleyemeyeceğim.

En güzel resim....  Antakya'dayız artık.
Farklılıklarımız zenginliğimizdir.
Sevdiğim dostlarım, çok değerli arkadaşlarım, dürüst, adam gibi adamlar, ben de varım bu resimde... Din, dil, ırk yok, "İNSAN" var bu resimde,  ben çok güzel şeyler görüyorum, ya siz... 
Bir zamanlar bu güzel ülkemizin çatısında hep birlikte huzurlu, mutlu yaşamışız. 
Harika Asi nehri şehri ikiye ayırıyor. Asi halkın çöplüğü olmuş adeta, hiç yakışmamış Antakya'ya bu görüntü, üzüldüm.


                                          
Kilise gayet bakımlı, özenli, tertemiz.


                                       
Kilisenin bahçesindeki greyfurt, limon, portakal ağaçları harika.



Habib-i Neccar Camii, Anadolu'da yapılan ilk camiidir. M.S. 40’lı yıllarda Hz İsa, havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya’yı (Pavlus) Antakya’ya gönderir. Elçiler Habib-i Neccar ile karşılaşır.(neccar, marangoz demektir). Neccar'ın  yatalak oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine İsa'nın getirdiği dine iman eder. Ancak Antakyalılar elçileri hoş karşılamaz ve onları hapse atarlar.  Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk İsa'nın dinine inanmaz ve onları öldürmeyi planlar. Bunu öğrenen Habib-i Neccar, şehre giderek Antakyalılara "Sizden hiçbir ücret talep etmeden Hakk dinini anlatan bu elçilerin söylediklerine uyun" diye seslenir. İsa'nın elçileri de, Habib-i Neccar da işkence altında şehit olurlar. Bu olay Kur'an ’ın Yasin suresinde anlatılmaktadır. 636 yılında Antakya fethedilince yapılan camiiye Habib-i Neccar ismi verilmiş.
Hoşgörüye bakar mısınız Müslümanların ibadethanesine bir hristiyanın ismi bahşediliyor..


 
 


Antakya arkeoloji müzesi taşındığı için birçok eserleri göremedik, kem göz mozaiği de dahil. Müze açılınca dünyanın en büyük mozaik müzesi olma özelliğine sahip olacak (şu an 1. Gaziantep Zeugma müzesi) 


Sfenks, kafası koçkuş, veya insan, gövdesi ise uzanan bir aslan şeklini alan heykel. 
İlk önce Antik Mısır'da rastlanan Sfenks, antik Yunan mitolojisinde büyük kültürel önem taşımıştır 
Aslanlar güneş ile bağlantıları nedeniyle antik Mısırlılar tarafından kutsal hayvan sayılırlardı.

                                                



Muhteşem bir lahit, kapağı açılmış, yağmalanmış.

Kral, kölesi ve kralın sevgilisi.  Antik Yunan'da krallar sadece çocuk sahibi olmak istediğinde kadınlarla birlikte oluyormuş. Normal hayatlarında erkek sevgiliyeri (eş mi yazmalıydım bilemedim?) varmış, yukarıdaki mozaikte görüldüğü gibi.


Antakya ipek şal mağazası.  Henüz işlenmemiş kozalar, dut yaprağı yiyen kurtçuklar.

                                          

  Şelaleleri ile ünlü Daphne yani Defne.. 
Mitolojiye bayılırım.
Mitolojiye göre bir gün Apollon Thessalia'da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında, güzel genç bir kız gördü. Bu güzelin adı Daphne idi ve Apollon görür görmez ona aşık olmuştu. Daphne ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyor, ay ışığında yabani hayvanları kovalamak avlamak en büyük eğlencesi idi. Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu. Dahası Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti. Erkeklerden nefret ediyordu bu yüzden evlenmeyi kesinlikle istemiyordu.

Fakat Apollon ona delicesine tutulmuş peşini bırakmıyordu. Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon güzeller güzeli bu kızla konuşmak istedi ancak Daphne ondan korkarak koşmaya başladı. Apollon ne dediyse onu durmaya ikna edememişti, Daphne korkmuştu bir kere. Yorgun düşene kadar koştu koştu, daha fazla koşacak gücü kalmadığında yere yıkıldı ve toprak anaya yalvarmaya başladı.

"Ey toprakana beni ört beni sakla, kurtar"

Toprak ana onun yakarışını duymuştu, az sonra Daphne yorgunluktan ağrıyan bacaklarının sertleştiğini, odunlaşmaya başladığını hissetti. Gri renginde bir kabuk göğsünü kapladı. Güzel kokulu saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı, küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru indi.
Apollon sevdiği kıza sarılmak isterken bu Defne ağacına çarpınca şaşırdı. O günden sonra Defne ağacı Apollonun en sevdiği ağaç oldu, ve defne yaprakları genç tanrının saçlarının çelengi oldu. 
O günden sonra kahramanlara ödül olarak defne yapraklarından yapılma taçlar taktılar. 

Kadınların kahramanlarının başında defne tacı olması dileklerimle...
                         




Ördek su içmeye çalışıyor.

Cinsini bilmediğim çam familyasından harika bir ağaç.








Uzunçarşı'da künefe ....
                                                   

                                          

Devamı gelecek..
Sevgiyle kalın...