Sayfalar

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Ülkemizi bu hale siz getirdiniz - Levent GÜLTEKİN

14 yıldır ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Yetki de sizde güç de.
Suriye, Mısır, İsrail, Rusya ile ilişkilerin bu halde olması sizin politikanız sonucu.
Barış süreci de sizin kararınız, yeniden çatışmacı politikaya dönüş de.
Cemaat’le dost olan, onları devlette büyük bir güç haline getiren de siz, sonra dönüp onunla düşman olan da.
Eğitimde, ekonomide, medyada… Yani demem o ki ne istediyseniz yaptınız.
İktidarınızın ilk yıllarında bazı zorluklar vardı. O zorlukları aşmanızda her kesimden insan size destek oldu.
Fakat gücü tam ele geçirince kimseyi dinlemez oldunuz. Kimsenin herhangi bir konuda sizin herhangi bir politikanızı değiştirmeye gücü yetmedi.
Zaten bütün güç sizde olduğu için bir desteğe de ihtiyacınız yoktu.
Eleştirileri, uyarıları görmezden geldiniz. Sadece görmezden gelmekle kalmayıp eleştirenleri düşman ilan ettiniz.
Muhaliflerin “Öyle yapmayın, o uyguladığınız politika yanlış” dediği ne varsa uyguladınız ve hüsranla bitti.
Söyleyin, Allah aşkına hangi işi daha iyi yapacaktınız da ‘ülke düşmanı bu kesimler’ sizin elinizi tuttu, size engel çıkardı? Hangi konuda kendi istediğiniz politikayı uygulayamadınız?
Buna rağmen sırf “Öyle yapmayın” diyenleri düşman ilan ettiniz. Yetmedi, hakaret ettiniz, iftira attınız, aşağıladınız, ekmeğinden ettiniz.
Toplumu ‘biz ve onlar’ diye ayırdınız. İnsanların kıymet verdiği, önemsediği değerlere saygı duymadınız. Kimsenin görüşüne, fikrine, önerisine zerre kadar kıymet vermediniz.
Ve bütün bunların sonunda dünyayla ilişkiler zedelendi. Bütün dünyanın parmakla gösterdiği ekonomi zayıfladı. İç barış yara aldı. Toplumun yarısıyla kavgalı hale geldiniz.
Bu kargaşayı, zayıflığı fırsat gören kimi akılsızlar alçakça bir darbeye yeltendi. Size karşı yapılmış görünse de esasında ülkemize yapılmış bir saldırıydı bu.
Yıllarca düşman ilan ettiğiniz, ekmeğiyle oynadığınız, hakaret ettiğiniz, aşağıladığınız muhalif kesim geçmişi problem etmeden bu saldırının karşısında durdu. Her alanda açıkça sizin yanınızda yer aldılar. “Bu, ülkemize yapılmış bir saldırı, şimdi hepimizin birlik olma zamanı”diyerek ülkeye yapılan bu alçak saldırıya karşı yekvücut oldular.
Evet, kimileri ilk dakikalarda bu darbenin bir kurgu olduğunu söyledi. Böyle düşünmeleri saçma, çocukça. Fakat böyle düşünmekte pek de haksız sayılmazlar. Çünkü gücünüzü artırmak için o kadar çok yalan söylediniz, o kadar çok hileye başvurdunuz ki insanların aklına böyle şeyler gelmesi normal hale geldi.
Buna rağmen yine de kimse bu canice planlanmış darbeye destek vermedi. “Şimdi siyasi kavga zamanı değil, birlik olalım, bu felaketi atlatalım” diyor insanlar.
Fakat siz hâlâ başka bir havadasınız.
Hukuku bütünüyle hiçe sayıyorsunuz. Yıllarca Cemaat’i eleştirmiş, darbeye açıkça karşı duran haber sitelerini kapatıyorsunuz. Baskıcı politikalara devam ediyorsunuz. Bu alçak saldırıyı ideolojik ve siyasi bir kazanıma dönüştürme derdindesiniz.
Ülke yıkılıyor, siz ideolojik kazanım peşindesiniz.
İdeolojik olarak kazandınız, kazandınız sonra? Nereye varacaksınız bu kazançla?
İslam cumhuriyeti mi ilan edeceksiniz?
Diyelim ettiniz. Ne olacak? Dinle devleti birleştirdiğinizde nereye varacaksınız? Dinle devleti birleştirip de sanatta, bilimde, teknolojide, ahlakta herhangi bir konuda varlık gösterebilmiş, mesafe kat edebilmiş tek bir ülke var mı?
Demokrasi olmazsa, özgürlükler olmazsa, sağlıklı işleyen hukuk sistemi olmazsa bu ülke ayakta kalamayacak, bunu göremiyor musunuz?
Ülke bir saldırı altında. Kardeş kardeşe silah çekmiş, yüzlerce insanımızı kaybetmişiz. Meclis bombalanmış, Emniyet bombalanmış. Devlet ağır bir yara almış. Siz kalkmış, “Taksim’e Topçu Kışlası yapacağız, kimse engelleyemez” diyerek yeniden toplumu ayrıştırıyorsunuz.
Derdiniz iç savaş çıkarmak mı? Ne elde edeceksiniz bununla?
Bütün gücü ele geçirmişsiniz. Kimse size “Gözünün üstünde kaşın var” diyemiyor. Bütün kurumları istediğiniz gibi dizayn ediyorsunuz.
Buna rağmen yetmiyor. Ağzınızdan tatlı bir söz çıkmıyor. Toplumu birleştirecek, bütünleştirecek bir dil kullanmıyorsunuz. Sıcak bir cümleniz yok. Bu alçakça saldırıya karşı çıkmış insanlara bir kadirşinaslık gösteremiyorsunuz.
Sorumluluk makamında olan siz. Fakat o kadar sorumsuz, o kadar düşüncesiz davranıyorsunuz ki ne yapacağımızı şaşırıyoruz.
Ülkeyi yönetenler olarak siz bizi sakin olmaya, birliğe, bütünlüğe çağıracağınıza biz sizi sorumlu davranmaya, dikkatli olmaya çağırıyoruz.
Olacak şey mi bu Allah aşkına? Nedir derdiniz gerçekten? Ne istiyorsunuz bu ülkeden? Ülkemize bir saldırı varken hâlâ niye içeride ayrıştırıcı bir dil kullanıyorsunuz? ‘Dış düşmanlar’ ülkemizi yok etmek istiyorlarsa niye içeride bir bütün olmamızı engelliyorsunuz? Niye onların ekmeğine yağ sürüyorsunuz?
Bırakın da bu saldırıya karşı birlik olalım. Bütün olalım. El ele verelim de bu felaketin üstesinden gelelim.
Başbakan Binali Yıldırım’ın birleştirici, bütünleştirici konuşmalarını, bu felaketi atlatmak için nasıl çırpındığını hepimiz görüyoruz. Fakat“Asarız”“Keseriz”“Yıkarız”“Gerekirse Topçu Kışlası’nı da yaparız” diyerek onun çabalarını bile boşa çıkarıyorsunuz.
Hakikaten anlaşılır gibi değil.
Diğer taraftan uyguladığınız politikalarla siyasi kazanımı insanlığının önüne koyan bir güruh yarattınız.
Sabah akşam sosyal medyada önüne gelene tehditler savuruyor. “Öyle yapmayın, şöyle yapın” diyen herkese, “Kes lan sıra sana da gelecek” gibi ipe sapa gelmez tehditler savuruyorlar.
Ne yapacaksınız? Hepimizi öldürecek misiniz? Ya da toplama kampına mı götüreceksiniz?
Hakikaten bu dille, bu üslupla, bu yaklaşımla nereye varacaksınız?
Önüne gelene tehdit savuran bu vicdansızlara Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in bir sözüyle cevap vereyim: “Eğer katil olmak ile kurban olmak arasında bir tercihe zorlansaydık kuşkusuz kurban olmayı tercih ederdik.”
Biz katil olmayı reddettik. Kurban olma pahasına hem de.
Peki ya siz?

15 Temmuz 2016 Cuma

Bir gün bizde de olur mu? Çok mu ütopik oldu?

Daha önce tramvayda giderken, bisiklet kullanırken resimlerini kaydetmiştim ama paylaşmadım.  Bu resmi görünce bizim  acıklı  ve gün geçtikçe daha da ağırlaşan tablomuz karşısında paylaşayım dedim. Ömür boyu hasret kalacağımız bir resim. İngiltere başbakanı Cameron (ve bir işadamı) lojmanını boşaltırken çekilmiş. Allahım bize de nasip et bu ülkenin referandumlarını, kibirsiz, mütevazi yöneticilerini vb vb diyelim.  Ahmet Hakan paylaşmış, "kibirden uzaklık, tevazu, kendine kıymet vermemek gibi erdemler bizim kitapta var ama uygulama bu adamlarda" demiş. Doğru söze ne denir....

Sevgiyle kalın...

14 Temmuz 2016 Perşembe

Lider ve Parti - Taha Akyol




Sevgiyle kalın...

Bizim de dört Awacs'ımız var - Güngör Uras


Polonya’nın başkenti Varşova’daki NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nden ‘Awacs’ kararı çıktı. Nato Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,  Nato’nun Awacs erken uyarı ve gözlem uçaklarının Türkiye hava sahasında uçacağını söyledi.
“Acaba bizim 4  Awacs uçağımız ne yapıyor? Bizim 4 uçağımız varken, neden başka ülkelerin Awacs’larının Türkiye üzerinde uçmasını bekliyoruz?” derken Milliyet’te 10 Temmuz günü “Barış Kartalları Yurtdışında” başlıklı bir haber yayımlandı.
Milliyet’te yayımlanan haberden öğrendik ki bizim Awacs’lar Konya’da konuşlanmış. Bunlardan biri de 2 sorti yaparak NATO toplantısı sırasında Varşova semalarında gözetleme ve kontrol görevi yapmış.
Şanslı bir ülkeyiz
Bugüne kadar her “babayiğit ülke” bu pahalı uçaktan satın alamadı. İnternette yayınlanan bilgilere göre, AWACS diye bilinen bu özel uçaklardan ABD’nin ünlü Boeing firmasından bugüne kadar ABD 33 adet, NATO 17 adet, İngiltere 7 adet, Fransa 4 adet, Suudi Arabistan 5 adet satın alabilmiş. Biz 4 adet Awacs uçağıyla, özel uçak siparişi verebilen 5’inci ülkeyiz.
Awacs’ların ne işe yarayacağını bilenlerin anlattığına göre, bu uçaklar 24 saat havada kalıyor. Benzin almak için yere bile inmiyor. Benzin ikmalini başka uçaklar yapıyor. Bu uçaklar hudutlardan kuş uçurtmuyor. Havada uçan kuştan bile Ankara’nın haberi oluyor. Hele hele huduttan giren kaçakçı bile ekrana yansıyor.
Uçaklar, sadece havada değil, karada ve denizde de tüm hareketi izliyor. Dostu düşmanı ayırt ediyor. Bana anlatılanlar bunlar.
Bunları anlatanlar ekliyorlar: ”Boeing’den uçağı satın almakla iş bitmiyor. Bu uçakların teknik donanımı ve yazılımı önemli. Bu konuda da ABD’den veya İsrail’den destek alınması gerekiyor.”
Daha önce de yazdım. Bizim en az 1.5 milyar dolar ödeyerek satın aldığımız 4 Awacs bizim hava sahamızda uçuyorsa, donanım ve yazılımları tamamsa, Doğu sınırlarımızdan giriş çıkışları çok iyi izleyebilecek, Rus uçağının kimliğini vurulmadan belirleyebilecek imkânlara sahibiz demektir.
Güçlü ordu güvencemiz
Çok riskli bir bölgede, sıcak çatışmaların ortasında yaşıyoruz. Güçlü bir ordu bizim güvencemiz.
Güçlü, çağdaş bir ordu hepimizin özlemi. Güçlü, çağdaş bir ordunun ihtiyaçlarını tabii ki biz “siviller” bilemeyiz.
Önemli olan, savunmanın gereği olan silahların teminidir. Ordunun gücü, iyi eğitilmiş insan gücü kadar çağdaş silahlara sahip olmasına bağlı. Önemli olan, doğru silahları, doğru zamanda, iyi fiyatla satın almaktır. Ama bu yetmiyor. Satın aldığımız silahları gereğinde iyi kullanmak da önemli.
Dört Awacs’ımız yetersiz mi ki NATO’nun Türkiye üzerinden Awacs’larını uçurmasını, Alman parlamentosunun İncirlik’e Alman Awacs’larının konuşlandırmasına izin vermesini bekliyoruz.
Daha önce de yazdım. Satın aldığımız Awacs’ların Türkiye’nin savunma gücüne katkısının, öneminin ne olduğunun kamuoyuna açıklanmasında yarar var. Boeing firmasına ödenen yüksek faturayı paylaşan halkımıza bilgi verilirse, halkın da morali yükselir. Morale ihtiyacımız var
Sevgiyle kalın...

12 Temmuz 2016 Salı

Suidi prensin tatili üzerine..... Ahmet Hakan / Orhan Kemal Cengiz

Kalemine sağlık Ahmet Hakan yine yazmış yazacağını...
Kullanılanlar,
kullananlar, 
kendini kullandıranlar, 
sömürenler, 
sömürülenler, 
göz yumanlar,
çıkarlar  vs vs... 

Dünya kime güzel......
Aklını kullananlar......


 



             Suudi prens ve din devleti – Orhan Kemal Cengiz

Kadınların saçının ucu görünse ahlak polisinin tepelerine bindiği Suudi Arabistan'ın prensi anadan üryan on mankenle binmiş bir yata Bodrum kıyılarında gününü gün ediyor.
Prens bize dinle devletin nikah kıydığı her durumda ortaya çıkan çocuğun büyük bir sahtekarlık olduğunu anlatıyor.
Zannetmeyin ki, bayram tatilini bodrumda âlem yaparak geçiren bu prens bir istisna…
Wikileaks belgeleri ortalığa saçıldığında Amerikalı diplomatların Suudi Arabistan'da tanık oldukları “gece âlemlerini” nasıl şaşkınlıkla Washington'a bildirdiklerini görmüştük.
Cidde'de alkolün su gibi aktığı, hayat kadınlarının “sunulduğu” partileri Amerika'daki üstlerine anlatıyorlardı bu diplomatlar…
Ahlak polisinin kıyısına bile gelemediği bu villalarda Suudi Arabistan'ın kraliyet ailesi bambaşka bir hayat sürüyorlardı.
O Suudi Arabistan ki, dinin en katı normlarını kendi hukuk sisteminin bir parçası haline getirmişti.
Ama bütün o kurallar, damarlarında kraliyetin asil kanını taşımayanlar içindi…
Bireyle Allah arasına devletler girdiğinde ortaya çıkan ürün her zaman riya oluyor.
Hem yöneticiler için, hem de yönetilenler için bu durum böyle…
Yönetilenler de, kurallara uyuyormuş numarası yapmak zorunda kalıyorlar.
Yıllar önce, Tahran'dan İstanbul'a uçarken gördüğüm o manzarayı dün gibi hatırlıyorum.
Uçağa binerken tamamı başörtülüydü İranlı kadınların.
Uçağın ön sıralarında oturuyordum; dönüp arkama baktığımda, Türk Hava Yolları uçağında bir tek bile başörtülü kadın yoktu.
Din devletinin dayatmasını kabul etmiş gibi yapan bu kadınlar, kendilerini özgür hissettikleri ilk anda maskelerini çıkarıp bir kenara koymuşlardı.
Tabii yönetilenlerin mecburen benimsedikleri ikiyüzlülük, yönetenlerin topluma dini dayatırken, kendilerinin bambaşka bir hayat sürdükleri riya çukuruyla mukayese edildiğinde çok masum kalıyor.
Bizim İslamcılar Batı'nın ahlakını beğenmezler ya, bir tane Batılı yönetici on tane kadınla bir gemide âlem yapsın bakalım, bulunduğu makamda kalabiliyor mu, insan içine çıkabiliyor mu?
Yöneticiler, Yaratıcı adına konuşmaya başladıklarında, bilin ki, orada, onların kurallara tabi olmadığı bir dünya kuruluyor.
Din, devlet eliyle empoze edilmeye başlayınca ikiyüzlülük bir norm haline geliyor.
Şeriat isteyen bizim Siyasal İslamcılara duyurulur.  
   
Sevgiyle kalın....

30 Haziran 2016 Perşembe

TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi - Otağtepe

Slm,

Biraz söylenerek gittiğimiz kaldı aklımda, ama gidince sus pustu herkes bu harika manzara karşısında. Yanınıza  sevdiğinizi / sevdiklerinizi alın mutlaka gidin ve görün. İstanbul'un tadını çıkarın.























Sevgiyle kalın...

Yeni dünya düzeni insanı nasıl etkiledi? - Özgür Bolat



http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ozgur-bolat_313/yeni-dunya-duzeni-insani-nasil-etkiledi_40123983

Sevgiyle kalın...

Yeni dünya düzeni insanı nasıl etkiledi? - Özgür Bolat



http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ozgur-bolat_313/yeni-dunya-duzeni-insani-nasil-etkiledi_40123983

Sevgiyle kalın...

Bu pervasızlıkla kim nasıl baş edecek? - Levent Gültekin

Ülkenin başına ne gelirse gelsin, iktidar çevreleri her konuda kendilerini haklı görmekten ve kazançlı çıkarmaya çalışmaktan geri durmuyorlar.

Öyle pişkin, öyle şımarık, öyle pervasızlar ki, bu tutumları karşısında insan söyleyecek söz bulamıyor.
Ülkeyi onlar yönetiyorlar. Bütün sorumluluk onlarda.
Fakat ülkeyi zaafa uğratan her olayın ardından üste çıkmaktan utanmıyorlar.
Öyle ki “Bu bizim iktidarımıza yapılmış bir saldırıdır” diyerek yaşanan vahşetlerden, politik iflaslardan bile siyasi kazanç çıkarma derdine düşüyorlar.
Yanlış yapıyorlar. Sonra dönüp özür diliyorlar. Buradaki açık başarısızlığı bile kazanç olarak gösteriyorlar.
Terör saldırıları oluyor. Onlarca insanımız can veriyor. “Bugün dikkatli konuşalım bütünlüğümüze halel gelmesin” hassasiyeti göstermeleri gerekirken, toplumu kışkırtıcı, irrite edici her türlü sözü söylemekten geri durmuyorlar.

Ülkemizi kaybediyoruz

Üstelik ülke yanarken bile siyasi hesaplar yapmaktan vazgeçmiyorlar.
Tek dertleri iktidarlarını korumak. Türkiye’nin kazancını, kaybını değil, iktidarlarının kazancını, kaybını dert ediyorlar.
Her olayda haklılar. Her zaman en doğrusunu onlar yapıyorlar.
İsrail’i düşman bellerken de haklılar, özür dileyip dost ilan ederken de.
Uçağını düşürdükten sonra kabadayı üslupla Rusya’ya “Var mı bize yan bakan” narası atarken de haklılar, kuyruğunu kıstırıp özür dilerken de.
“Dış politika böyle olmaz. Diplomatik bir dil gerekli. Herkesle kavga ederek bu dünyada yalnız başına ayakta kalamazsın” diye itirazda bulunanlara ağza alınmayacak laflar ettiler.
Sonra dönüp tam da bu uyarıları yapanların dedikleri çizgiye geldiklerinde ülke itibar kaybetmiş oluyor.
“Tamam önemli değil, esas olan yanlıştan dönülmüş olmasıdır”diyoruz.
Fakat o da ne? Kuyruğu kıstırıp geri dönmekten, özür dilemekten bile siyasi kazanç çıkarıyorlar.
Yani demek istediğim ülkede aklımızın, havsalamızın almayacağı bir pişkinlik, pervasızlık ve utanmazlık hakim.
Bir taraftan canımız yanıyor. Bir taraftan ülkemizi kaybediyoruz. Bir taraftan da tüm bunların sorumlularının kayıplardan, felaketlerden kendilerine fayda sağlama çabalarını izlemek zorundan kalıyoruz.
Bu pişkinlikle, bu pervasızlıkla, bu kıvraklıkla, bu seviyesizlikle kim nasıl baş edecek? Kimin buna gücü yetecek gerçekten bilmiyorum.
Sevgiyle kalın...

21 Haziran 2016 Salı

Burgazada

Slm,

Mayıs 2016

"İstanbul'da yaşamayın, İstanbul'u yaşayın" diyor ünlü bir rehber. Hala gitmediyseniz havaların güzelliğini değerlendirin. Hooop Kabataş, hooop Burgazada.  Bir nefeste adadasınız. Sessiz, sakin, kendinle baş başa Yarabbim bu ne huzur, sokaklarında dinleniyorsunuz yürürken.



Çöpü denize fırlatıp kaliteyi! göstermek lazım, memleket insanı?

Muhteşem bir vapur keyfi ile başlıyor yolculuğumuz. Sonra güzel bir kahvaltı, sonra kiliseyi ziyaret, dualar...Sonrasında sokaklarında, dağlarında, tepelerinde kaybolun.


















Sevgiyle kalın...